Türkiye siyaseti ve entelektüel dünyası, nezaketin yerini hoyratlığa, ilmi
tartışmanın yerini ise karakter suikastına bıraktığı karanlık bir dönemden
geçiyor. Son olarak, ömrünü tarihe adamış, dünyanın sayılı kütüphanelerini
zihninde taşıyan İlber Ortaylı’nın 79 yaşında vefatının ardından yükselen bazı
sesler, meselenin sadece bir "tarih tartışması" olmadığını, bir "vicdan ve
zamanlama" sorunu olduğunu bir kez daha yüzümüze çarptı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın eski metin yazarı ve eski AKP
Milletvekili Aydın Ünal’ın, Ortaylı’nın ardından yaptığı açıklamalar, sadece bir
tarihçiyi hedef almıyor; aynı zamanda Türk siyasetindeki "fırsatçılık" hastalığını
da deşifre ediyor.
SİYONİZMİN YALAKALIĞI YASAK MI Kİ?
Aydın Ünal diyor ki: "Biz onu Siyonizme yalakalık yapan sözleriyle
hatırlayacağız."
Şimdi sormak lazım: Bu ülkede Siyonizmin yalakası olmak, İsrail’in
katliamlarına alkış tutmak ya da sessiz kalmak yasak mı ki, bir insanın
ardından söylenecek ilk ve tek söz bu oluyor? Eğer bu bir suçsa, eğer bu bir
ihanetse, neden şimdiye kadar sustunuz? İlber Ortaylı hayattayken,
ekranlardayken, o gür sesiyle konuşurken neden karşısına çıkıp bu "yalakalık"
ithamlarını yüzüne haykırmadınız?
Bir insan öldükten sonra, artık cevap veremeyecek duruma geldiğinde
arkasından taş atmak, ne İslam ahlakına sığar ne de toplumsal görgü
kurallarına. Madem Siyonizmle ve onun yerli işbirlikçileriyle bir derdiniz var;
meydan boş değil! Sokaklar, televizyon ekranları, köşe yazıları hala o "insan
müsveddeleriyle" dolu.
SİYONİST SEVİCİLİĞİNDEN CEZA ALAN VAR MI?
Takip ettiğimiz kadarıyla bugüne kadar ülkemizde "Siyonizm güzellemesi"
yaptığı için yargılanıp ceza alan bir tek kişi veya kurum yok. Bu da gösteriyor
ki, ülkemizde Siyonist yalakalığı yapmak hukuken bir suç teşkil etmiyor ya da
bu konuda ciddi bir irade ortaya konmuyor.
Acaba Aydın Ünal, bugüne kadar ülkemizde Siyonist yalakalığı yaptığı
gerekçesiyle kaç kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştur? Kaç kurumun
kapısına kilit vurulması için dilekçe vermiştir? Madem bu mesele bu kadar
hassastı, neden mücadeleyi hukuki zeminde "yaşayanlara" karşı vermedi de,
vefat eden bir insanın ardından bu kadar hırsla saldırdı?
Asıl açıklanması gereken gerçek budur!
TERÖRİST BAŞI NETANYAHU VE TRUMP’IN KANLI İTTİFAKI
7 Ekim olaylarından bu yana dünya, modern tarihin gördüğü en büyük
soykırımlardan birine şahitlik ediyor. Amerika’nın gizli Siyonist çeteleri
düğmeye bastığında, Gazze halkı üzerine bombalar yağarken, içeride ve
dışarıda birileri hala "Hamas terör örgütüdür" nakaratını tekrarlıyordu. Kendi
vatanını savunanlara terörist diyenler, asıl terörü estirenleri ise "meşru
müdafaa" kılıfıyla aklıyorlardı.
Bugün gelinen noktada durum daha da vahimdir. Ele başı Trump ve terörist
başı Netanyahu, uluslararası hukuku ayaklar altına alarak sadece Gazze’yi
değil, tüm bölgeyi ateşe veriyorlar. İran’a savaş açan, ilkokullarda yüzlerce kız
çocuğunu katleden, hatta İran’ın bir numarası Ali Hamaney’e suikast
düzenleyerek onu öldüren bu zihniyet, savaş hukukuyla değil, tamamen
terörist yöntemlerle hareket etmektedir.
Bu açık bir devlet terörüdür! Bu katliamlara, bu hukuksuzluklara sessiz kalan,
hatta ekranlara çıkıp Siyonizmin borazanlığını yapan binlerce "insan
müsveddesi" varken, tüm öfkeyi vefat etmiş bir tarihçinin üzerine boşaltmak
büyük bir tutarsızlıktır.
NEDEN ŞİMDİYE KADAR SUSTUNUZ?
Aydın Ünal ve onun gibi düşünenlere sormak gerekir: Madem İlber Ortaylı
"kötü bir tarihçiydi", madem "Siyonizm yalakasıydı", madem "gençlerin önünde
engeldi"; neden o sağken bu eleştirileri bu şiddette yapmadınız?
Ülkemizde hali hazırda on binlerce insan, açıkça Siyonizm güzellemesi
yaparken, Filistinli mazlumların kanı üzerinden siyaset devşirirken neden
sessiz kalıyorsunuz? Ölmüş bir insan hakkında atıp tutmak, yaşayan
işbirlikçilerle mücadele etmekten daha kolay mı geliyor? Sizin derdiniz
Siyonizmle mi yoksa cevap veremeyecek durumda olanlarla mı?
TARİH ÖZGÜRLEŞSİN AMA VİCDANLAR DA ESİR KALMASIN
İlber Ortaylı’nın ardından "Umarız tarih ilmi artık özgürleşir" demek, bir devrin
kapandığını müjdelemek değil, bir acziyetin itirafıdır. Tarih ilmi, belgelerle ve
gerçeklerle özgürleşir; vefat edenlerin arkasından yapılan sosyal medya
infazlarıyla değil.
Bugün asıl meselemiz, toprakları işgal edilen Filistin, suikastlarla sarsılan
bölge ve bu zulme alkış tutan yerli Siyonist sevicilerdir. Eğer bir hesaplaşma
olacaksa, bu hesaplaşma mezar başında değil, hakikat meydanında
yaşayanlarla yapılmalıdır.
Ölmüş bir insana cevap hakkı tanımadan saldırmak, en basit tabiriyle normal
bir insanın, hele ki bir devlet adamının veya yazarın yapacağı iş değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey "ölü dövücülüğü" değil, yaşayan adaletsizliğe karşı
dimdik durabilmektir.
Hakan MUHTAR