Kader coğrafyasının komşusu olan Türkiye ile İran belli prensipler çerçevesinde ortak hareket etmek durumundadırlar.
40 yıldır bu bölgede at oynatan dünyanın karanlık aklı sağdan soldan bu iki ülkenin etrafında dolaşıyor.
Sakın ola ne İran Çin’in oyununa gelsin, ne de Türkiye Amerika’nın dostluğuna güvensin.
ABD ve yavrusu İsrail Hasan Nasrallah’ı ve İsmail Heniye’yi öldürünce Sünni mi? Şii mi? demedi, onlara yapılan saldırı acımaz yüzlerinin bir ifadesiydi, yani Amerika için ne Sünni, ne Şii farkı vardır, o piyon arıyor, işine yarıyorsanız bir süre size hoş görünür, zamanı gelince de ipinizi çeker, bu kadar net.
Ben eminim ki hem Türkiye, hem İran tarafı bunun farkınadır. Son 10 yılda TASAM’ın öncülüğünde yapılan bazı çalışmalara ben de bizzat katıldım.
Türkiye ve İran Yetkilileri iki defa Van’da iki defa da Tebriz’de bir araya geldiler. Yeterince konuşup, tanışıp, tartıştılar, karşılıklı sitemlerini dile getirdiler ve aralarında epeyce bir yakınlaşma oluştu.
Bu günkü İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan hem Azerice hem Kürtçe biliyor, İran halkı ona sempatiyle bakıyor, ne yazık ki gezi olaylarının bir benzeri şu anda İran’da yaşanıyor.
Dışarıdan destekli bu isyan yetmiyormuş gibi bir de bazı kalitesiz/karektersiz Şiilerin Sünni düşüncesine aykırı fikirleri üzerinde İran’ı eleştirenler var, yahu mezhepler bireyseldir, devletin işleyiş tarzıyla bir alakası yoktur.
Bazı duyarlı alimlerimizin dediği gibi; “arkadaş hele düşmana karşı yek vücut olalım, aramızdaki muhalefeti sonra alimlerimiz hal eder” bizde de tasavvufta uçan kaçan şeyhin arkasında giden var, ne yapalım?
Rahmetli Necmettin Erbakan hocamız iktidara gelir gelmez ilk ziyaret ettiği ülke İran olmuştu, ne demişti o ziyaret esnasına “biz Türkiye’de muhalefetteyiz, İran’da ise iktidardayız” daha ne desin. Mevcut Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan İran’daki konuşmasında “la Şiiye, la Sünniye, İslamiyye, İslamiyye” demedi mi? Allah aşkına.
Üstad Bediüzzaman Risaley-i Nurda "ey ehli sünnet ve ehli şia biran evvel aranızdaki şu muhalefeti kaldırın ve bir araya gelin, unutmayın iki pehlivan aralarında kapışırsa bir çocuk dahi onları dövebilir. Üstadımızın bu uyarısından daha manidar bir uyarı ne olabilir.
Bu aşamada ne yaparsak yapalım, İran’ın bu isyandan düze çıkması için dua edelim, eğer Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu gibi berduş birileri bu ülkenin başına gelirse maazallah, vay halimize. İnanın İmamoğlu’nun Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığına gelmesinden daha büyük bir tehlike oluşur ülkemiz için.
Şunu aklımızda çıkarmayalım komşumuz huzursuzsa biz rahat edemeyiz.
Ben Van buluşmasında Türkiye ve İran’ın İslam dünyasına ağabeylik yaparsa tıpkı Almanya ile Fransa’nın AB’ye öncülük yaptığı gibi yaralı bir İslam Birliği oluşabilir, demiştim. Hatta bu aşamada Türkiye, İran ve Rusya bir an evvel bir araya gelip denge unsuru bir oluşumun temelini atmaları lazımdır diye düşünüyorum.
Türkiye ile İran bir vücudun azaları gibidir, biri zara görürse kesinlikle diğeri de ondan etkilenir. Benden söylemesi.
Hayırlısı olsun bakalım.