diyarbakır escort
Bugun...


MEHMET ALİBEYOĞLU

facebook-paylas
AMED’İN MUHTASAR TARİHİ EL CEZİRE- MEZOPOTAMYA
Tarih: 14-01-2026 00:02:00 Güncelleme: 14-01-2026 00:02:00


 

 

Mezopotamya, Cezire-tül Arap, El Cezire ve Beynen Nahreyn. Dicle ile Fırat nehirleri arasında kalan bölgenin adıdır. Ergani’nin kuzey dağları’nda başlar, Basra Körfezi’nde biter. Buraya eski Yunanlılar ve şimdiki Avrupalılar Mezopotamya, Araplar El-Cezire derler. “İki nehir arasındaki bölge” anlamına gelen Mezopotamya adı Yunanca mesos (ara,orta) ve potamos (nehir) sözcüklerinden gelir. Mezopotamya, ilk çağda yeryüzünde görünen Sümer, Akad, Elem, Babil ve Asur devletlerinin kurulduğu yerdir. İklimin yaşamaya uygun olması, Dicle ve Fırat Nehirleri ile sulanan toprakların verimli olması nedeniyle birçok kavmin yerleştiği bölge olmuştur. Ancak bu bölgenin sınırları tarihi süreç içerisinde sürekli değişiklik gösterir. Çeşitli kavimlerin ortak ürünü ve mirası olan Mezopotamya aynı zamanda Sümer, Babil ve Asur gibi en eski ve büyük uygarlıkların doğduğu bölgedir.
 
El-Cezire Bölgesi, bugünkü Irak’ın kuzeyi, Anadolu’nun güneyi ve kısmen de Suriye’nin kuzey doğusunu içine alan Dicle ve Fırat gibi önemli nehirler ile bu nehirlere dökülen onlarca çayın suladığı zengin, ziraata ve iskana elverişli bir bölgedir. Bu konumu ile Cezire Bölgesi, kıtalararası geçiş noktalarının da merkezi durumundadır. İran’dan Suriye ve Mısır’a, Basra ve Bağdat’tan Anadolu’ya giden ticaret yolları Cezire Bölgesi’nden geçmektedir. Bu önemli iktisadi konumundan dolayı Cezire Bölgesi, askeri ve siyasi bakımdan da çok hareketli bir bölge olmuştur. Ulaşılabilen eski çağlardan itibaren büyük güç merkezlerinin kesişme noktasındadır. Doğuda Pers, batıda Roma, ve güneybatıda Mısır gibi tarihin en büyük imparatorlukları arasında devamlı olarak bir mücadele sahasını oluşturmuştur. Bu gün dahi Cezire Bölgesi’nin bu özelliğini devam ettirmesi ilginç olup, bu ise Cezire’nin coğrafi ve tarihi özelliğinden ileri gelmektedir. En eski çağlardan itibaren Cezire Bölgesi’nin Roma-Pers mücadelesine sahne olduğu görülmektedir. Bölgenin merkezi konumundaki Diyarbakır, iki ülke arasında sürekli el değiştirmiş, milattan sonra Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en önemli kalesi ve en kuvvetli üssü haline gelmiştir.
 
        Diyarbakır Mezopotamya gibi çok zengin bir bölgenin kuzey kapısı olması nedeniyle, Azerbaycan’dan Şam’a, Akdeniz’e ve Mısır’a, Karadeniz’den Bağdat’a, Basra Körfezine, İran’dan Akdeniz’e giden ticari ve askeri yolların Diyarbakır’dan geçmesinden dolayı, bütün devletlerin sahip olmak istedikleri önemli bir şehir olmuştur. Diyarbakır, çevresinin sağladığı çeşitli geçim kaynakları ile önemli yolların düğüm noktasında bulunması sebebiyle tarih  boyunca gelişme imkanı bulmuştur. Bu özelliğinden dolayı ilk çağlardan itibaren bölgenin kültür ve ticaret merkezi durumundadır. Şehrin ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Ancak Ergani Çayönü buluntuları, Diyarbakır Bölgesi’nin M.Ö. 7250 yılından beri bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koymuştur. Çayönü M.Ö.7250-6750 tarihlerinde var olduğu ortaya çıkan bir yerleşim yeri olarak bugün için ön sırayı almıştır (Halet ÇAMBEL). Çayönü, yalnız Anadolu’da değil, bütün Güneybatı Asya ve eski dünyada günümüzden dokuz bin yıl önce ilk karma ekonomisini gerçekleştiren insan topluluklarının yaşadığı bir yer olarak uygarlık tarihindeki yerini almaktadır. (Ufuk Esin)
 
Kaynaklara göre milattan 3000 yıl önce, bugünkü Diyarbakır ilinin de içinde bulunduğu yukarı Dicle boylarının ilk medeni halkı Hurrilerdir. Subartu'ların devamı olan Hurri topluluğu, Dicle ile Fırat nehirleri arasında yaşamışlardır. Hurriler, Subartuları da egemenlikleri altına alarak yurtlarını doğuda Zağros (Türkiye İran sınırı) Dağları’na, batıda Akdeniz’e, güneyde Kerkük’e, güneybatıda Kenan iline (Bugünkü Filistin ve İsrail’in tümü) kadar genişletmişlerdir. M.Ö.1260 yılından sonra Hurri krallığının zayıflamasıyla Diyarbakır ve çevresi Asurluların egemenliğine girer. Asur tarihi, eski, orta ve yeni Asur çağı olarak bilinir. Asur deyince İlkin Asur şehrinde, sonra merkez Asur olmak üzere bütün Mezopotamya, Elam, Suriye ve Mısır'da hüküm sürmüş bir devlet akla gelir. Diyarbakır il sınırları içerisinde bugüne kadar yapılan araştırmalarda, biri Bırklin ma¬ğaralarında, diğeri Eğil Kalesi'nde olmak üzere iki yerde, Asurlulardan kal¬ma eserler bulunmaktadır.  Uzun yıllar hüküm süren Asur egemenliği, M.Ö. 650 yıllarında Urartuların bölgeye hakim olması ile son bulur. İskit, Med ve Pers krallığından sonra Diyarbakır, M.Ö. 69 yılında Romalıların eline geçer. Diyarbakır Doğu Roma İmparatorluğu’nun en önemli şehirlerindendir.
Bir orta çağ şehri görüntüsünü veren ve Diyarbakır’ı baştanbaşa kuşatan surlar, hayretler içinde bırakan güzellikte işlenmiş ve şehrin her tarafına serpilmiş camiIer, minareler, medreseler, türbeler, hanlar, hamamlar, köprüler, çeşmeler ve kiliseler. Ayrı bir güzellik ve mimari değer taşıyan Diyarbekir evleri, sarayları ve orijinal yapısı ile tarihin her devrinde büyük medeniyetlerin, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olmuştur.

KAYNAK : Temel Britannica Ansiklopedisi, Meydan Larousse, Dr. Abdussettar Hayati Avşar, Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, Şevket Beysanoğlu Kültürümüzde Diyarbakır, Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK - Prof. Dr. İbrahim YILMAZ ÇELİK

MEHMET ALİBEYOĞLU



Bu yazı 136 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI