Ortadoğu’da gerilim bir “ani kriz” değil; yapısal bir hesaplaşmadır.
Bugün İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim; buna eşlik eden İsrail faktörü, aslında tek bir sorunun ürünüdür:
Bölgesel egemenlik mi? küresel vesayet mi?
Emperyalizm mi?
Siyonizm mi?
İRAN NEDEN SAVUNMA ARGÜMANINA DAYANIYOR?
Bir devletin kendi güvenliğini sağlama hakkı, BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa ilkesiyle korunur. İran’ın nükleer programı, balistik kapasitesi ve bölgesel ittifak ağları Batı tarafından “tehdit” olarak sunulsa da Tahran bunun “caydırıcılık doktrini” olduğunu herkes biliyor.
Gerçekçi (realist) uluslararası ilişkiler teorisine göre devletler anarşik sistemde güvenliklerini maksimize eder. ABD’nin Irak ve Afganistan müdahaleleri, İsrail’in vahşi saldırıları bölgedeki askeri üs yoğunluğu dikkate alındığında; İran’ın güvenlik mimarisini güçlendirmesi teorik olarak irrasyonel değil, aksine sistemik bir zorunluluk olarak okunabilir.
Burada soru şu:
Bir devlet çevresinde askeri kuşatma algılıyorsa savunma kapasitesini artırması suç mu, refleks mi?
EMPERYAL SÜREKLİLİK
Hegemonya Krizi
ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı yalnızca güvenlik temelli değil; enerji jeopolitiği, deniz yolları kontrolü ve doların küresel rezerv para statüsüyle doğrudan ilişkilidir.
Hegemonya teorisine göre yükselen güçlerin meydan okuması mevcut lideri agresif reflekslere iter. Washington’un İran’a yönelik yaptırım politikaları ve “azami baskı” stratejisi bu çerçevede okunmalıdır.
Ancak tarih bize şunu gösteriyor:
Aşırı askeri angajman, hegemonik güçleri içeriden yıpratır.
Roma’dan Britanya’ya, Sovyetler’den günümüze kadar uzanan çizgide “aşırı yayılma sendromu” imparatorlukların ortak kaderidir.
ABD bugün ekonomik olarak devasa; fakat borç yükü, iç kutuplaşma ve Asya-Pasifik rekabetiyle aynı anda mücadele ediyor. Uzun soluklu bir Ortadoğu çatışması Washington için mali ve stratejik maliyet üretir.
İSRAİL'İN GÜVENLİK PARADİGMASI VE BÖLGESEL REKABET
İsrail’in güvenlik politikası önleyici, vahşi ama caydırıcıdır. Ancak çevresinde güçlü aktör istememesi, bölgesel güç boşluğu üretme eğilimini de beraberinde getirir.
İran’ın bölgesel nüfuz ağları Tel Aviv tarafından “varoluşsal tehdit” olarak tanımlanırken; Tahran ise bunu “direniş ekseni” olarak görüyor.
Bu çatışma ideolojik olduğu kadar jeopolitiktir.
Bazı analizlerde İsrail’in uzun vadede Doğu Akdeniz ve savunma sanayii rekabeti bağlamında Türkiye ile de stratejik gerilim yaşayabileceği öngörülmektedir. Bu nedenle denklem yalnızca İran-İsrail hattıyla sınırlı değildir.
MEZHEP FAY HATTI
İslam dünyasının temel sorunu dış müdahale kadar iç bölünmüşlüktür. Sünni-Şii ayrışması, siyasi bloklaşma ve karşılıklı güvensizlik ortak stratejik aklı zayıflatmaktadır.
Oysa bölgesel krizlerde koordineli diplomasi, ekonomik entegrasyon ve savunma iş birliği olmadan kalıcı istikrar üretilemez.
“Ümmet bilinci” söylem düzeyinde güçlü; kurumsal düzeyde ve fiiliyatta çok zayıftır.
İşte kırılma burada yaşanıyor.
SAVAŞ KİMİN SONUNU GETİRİR?
Uzun süreli bölgesel savaş; enerji fiyatlarını sıçratır, küresel tedarik zincirlerini bozar ve finans piyasalarını sarsar. ABD için ekonomik maliyet, İsrail için güvenlik sürdürülebilirliği kritik risk üretir.
Büyük güçler çoğu zaman cephede değil, ekonomik yorgunlukla zayıflar.
İran ise yaptırımlara rağmen “direnç ekonomisi” modeli geliştirmeye çalışıyor. Bu model sürdürülebilir mi? Tartışılır. Ancak İran da ekonomik kriz zaten var idi, şimdi ABD ve İsrail kendi ekonomisine baksın mı demek lazım?
Yaptırımların Tahran’ı tamamen teslim aldığı da asla söylenemez.
SONUÇ OLARAK GERÇEK MESELE SAVAŞ DEĞİL, STRATEJİ
Ortadoğu’da yaşanan gerilim basit bir askeri çatışma değildir.
Bu, çok kutuplu dünya düzenine geçiş sancısıdır.
Eğer bölge ülkeleri mezhep merkezli ayrışmayı aşamazsa; her kriz dış müdahaleye açık hale gelir.
Eğer ortak ekonomik ve diplomatik zemin oluşturulamazsa; güç boşluğu sürekli yeni çatışmalar üretir.
Sert gerçek şudur:
Hegemonya sonsuz değildir.
Askeri üstünlük kalıcı değildir.
Stratejik sabır ve kurumsal birlik kalıcıdır.
Tarih, uzun savaşların galibini değil; dayanıklılığını koruyan aktörleri yazar.
Selam ve Sevgilerimle...
Mehmet KARAKAŞ
mkarakas112@gmail.com