Benim kanaatim nettir:
Ahlâk, bir toplumun temel direğidir. O direk çatladığında, bina ayakta kalıyor gibi görünse bile aslında içten içe çökmeye başlamıştır. Ahlâkın zarar gördüğü bir toplumda düzen olmaz, adalet barınmaz, huzur ise sadece bir temenniden ibaret kalır.
Ahlâk sağlam değilse toplumsal hayat da rayına oturmaz. Böyle toplumlarda güçlü olan zayıfı ezer, haklı olan değil kuvvetli olan kazanır. Adaletle iş görenlerin sayısı azalır, hukuk geri çekilir, yerini kaba güç alır. Sonrasında ne olur? Anarşi başlar, zulüm sıradanlaşır, insanlar hakkını mahkemede değil sokakta arar hale gelir.
Bu yetmezmiş gibi, ahlâkın zayıfladığı toplumlarda sapkınlıklar da boy göstermeye başlar. Özgürlük kisvesi altında her türlü yozlaşma meşrulaştırılır. “Bireysel tercih” denilerek toplumsal çürümenin önü açılır. Böyle toplumlar farkına varmadan ayrışır, çözülür ve dağılmaya yüz tutar.
Sosyal Medya: Masum Görünümlü Bir Tehlike
Bugün özellikle gençler üzerinde en büyük tahribatın nereden geldiğini görmek zor değil. Sosyal medya, ahlâkî yozlaşmanın en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. Sanal bir dünya sunar ama gerçek hayata gerçek zararlar verir. Algı operasyonlarına son derece müsaittir ve bu operasyonlar çoğu zaman fark edilmeden yürütülür.
Toplumun ahlâkını bozmak için kullanılan yöntemler, bilinçli olarak gündelik hayatın içine yerleştirilir. Sosyal medya içerikleri, diziler, filmler, reklamlar, bilgisayar oyunları, moda sektörü… Görünüşte masum olan bu alanlara biraz dikkatle bakıldığında, ahlâksızlığın nasıl normalleştirildiği, hatta özendirildiği açıkça görülür.
Burada tesadüften söz etmek mümkün değildir.
Ahlâk, Ekonomi ve Bilinçli Bir Ayrıştırma
Ortada işleyen bir döngü vardır:
Bir yandan toplum inşa ediliyormuş gibi yapılır, diğer yandan ekonomik olarak halk tabakası fakirleştirilir, zengin daha zengin edilir. Bu adaletsiz ayrımcılık, ahlâkın aşınmasını da beraberinde getirir. Çünkü ahlâk ile adalet birbirinden koparıldığında her ikisi de çöker.
Evet, şer odakları boş durmuyor. Yıkım vazifelerini sistemli ve kararlı bir şekilde sürdürüyorlar. Asıl soru şudur: Biz ne yapıyoruz?
Çözüm Nerede?
Bu yıkımı durdurmanın yolu, toplumu bu metotlar konusunda aydınlatmaktan geçiyor. Yıkıcı fikir akımlarını, İslâmiyetin yapıcı ve onarıcı prensipleriyle tamir etmek zorundayız. Çünkü İslâmiyet bir ahlâk dinidir. “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” buyuran bir Peygamber’in (s.a.v) dinidir.
Ahlâkî onarım, nutuk atmakla değil; önce kendimizde yaşamakla başlar. İslâm’ın prensiplerini önce hayatımıza, sonra çevremize yansıtmakla mümkün olur. Toplum, sözle değil örnekle inşa edilir.
Ben inanıyorum ki; ahlâkını koruyan bir toplum hürdür, dirençlidir ve geleceğe umutla bakabilir. Aksi ise sadece zaman meselesidir.