Bugün, Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyen büyük depremin üçüncü yıl dönümü.
Aradan üç yıl geçti; takvimler ilerledi ama acı yerinde duruyor.
Enkaz altından çıkarılamayan hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve geride kalanların dinmeyen yasları hâlâ yüreğimizde.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, bu büyük felaketin bir daha milletimize yaşatılmamasını temenni ediyoruz.
Deprem, sadece binaları değil; ihmali, plansızlığı ve vicdanları da yerle bir etti.
Bugün geriye dönüp bakmamız gereken asıl soru şu:
Bu üç yılda ne yaptık, neyi değiştirdik, hangi dersleri gerçekten aldık?
Devlet, depremzedelerin yaralarını sarmak için önemli adımlar attı; konutlar yapıldı, yardımlar ulaştırıldı.
Depremi yaşayanlar için hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Bir evin yerine yenisi yapılabilir ama kaybedilen bir canın, dağılan bir ailenin, yıkılan bir hayatın telafisi yoktur.
Depremler ilahi bir ikazdır; insanın kendine gelmesi, hatalarla yüzleşmesi içindir.
Ne var ki toplum olarak bu ikazlardan yeterince ders aldığımızı söylemek zor.
Bugün kürsülerde güzel sözler söyleniyor, “Yaraları sardık” deniliyor.
Enkazın gölgesinde yaşamaya devam edenler için o yaralar hâlâ açık.
Siyasetin tıkandığı noktada bedeli her zaman halk ödüyor.
Vatandaş somut çözüm beklerken, sorumluluk makamları çoğu zaman “inşallah, maşallah” cümleleriyle gerçek sorunları öteliyor.
Bu ülkenin artık temennilere değil; denetime, bilime, liyakate ve kalıcı çözümlere ihtiyacı var.
Kahramanmaraş Depremi bize çok ağır bir bedelle şunu öğretti:
Afet değil, ihmal öldürür.
Bu gerçeği unutursak, anmalar sadece birer ritüel olarak kalır; acılar ise tekrar eder.
Bu yıl dönümü, sadece yas tutma günü değil; aynı zamanda hesap sorma, ders çıkarma ve geleceği daha sağlam kurma sorumluluğudur.