Bir zamanlar cuma günlerini iple çeken, vaazlara koşan, kürsüden yükselen tevhid çağrısıyla heyecanlanan Diyarbakır gençliği bugün neden yok? Bu soru artık sadece nostalji değil; derin bir toplumsal kırılmanın işaretidir.
Bir Ruhun Doğuşu: 1980’ler ve 90’lar
1980’li yıllardan itibaren Diyarbakır’da güçlü bir İslami gençlik ruhu filizlenmişti. Cuma günleri gençler için sıradan bir gün değil, bir buluşma ve diriliş vaktiydi. Özdal İşhanı çevresi, Ulu Cami ve taşan cemaatler; sadece kalabalıklar değil, samimiyetin ve arayışın mekânlarıydı.
Rahmetli Hafız Yakup Hatipoğlu gibi isimlerin vaazlarını dinlemek için yer bulunamaz, cemaat caddeye taşardı. Gençler, “Hoca bugün bize İslam’ın hangi emrini anlatacak?” heyecanıyla camilere koşardı.
O gençlerden kimi mücahit oldu, kimi müteahhit… Ama ortak noktaları, o günkü iman coşkusuydu.
İlk Büyük Kırılma: Söylem ile Hayat Arasındaki Uçurum
Zamanla gençliğin şahit olduğu bir gerçek, bu ruhu derinden sarstı. Kürsülerden cihadı, fedakârlığı, adanmışlığı anlatan bazı isimler, siyasete girdiklerinde bambaşka bir hayat tarzı sergiledi. Dün “cihad” diyenler, makamla birlikte suskunlaştı.
Gençlik şunu fark etti:
Anlatılan başka, yaşanan başkadır..
Bu fark ediş, bir nesil için sadece hayal kırıklığı değil, imanla ilişkiyi sorgulatan bir kırılma oldu. Diyarbakır gençliği o tarihte ciddi bir savrulma yaşadı ve bir daha tam anlamıyla toparlanamadı.
2000’lerde Yeniden Umut
2000’li yıllarda yeni bir canlanma yaşandı. Ulu Cami’deki vaazlar yeniden gençliği çekmeye başladı. İmamlar, gençliği ifsat eden terör örgütü zihniyetini açıkça eleştiriyor; kadın-erkek ilişkilerindeki yozlaşmayı cesurca dile getiriyordu. Bu vaazlar sadece Diyarbakır’da değil, Türkiye genelinde yankı buluyordu.
Cemaat ağlıyor, gençler hocanın peşinden gidiyordu. Kürsüde tevhid anlatılıyor, haram-helal net çizgilerle ifade ediliyordu. Ancak bu dönem de uzun soluklu olamadı.
Neden Devam Etmedi?
Çünkü yine aynı sorun ortaya çıktı:
Söz güçlüydü ama bedel zayıftı. Nutuk vardı ama örneklik eksikti
Kürsüde anlatılan iman, gerçek hayatta görünmez oldu.
Gençlik artık sadece söze değil, hayata bakıyordu. Söylemle amel arasındaki fark büyüdükçe, camiler gençler için cazibesini yitirdi.
Bugünün Gençliği: Kayıp Değil, Küskün
Bugün Diyarbakır’da “İslami gençlik yok” deniyor. Oysa gerçek şu:
Gençlik yok olmadı, küstü.
Kişilerin kutsanmasına tepki duyuyor
Dini söylemin siyasetle iç içe geçmesinden rahatsız
Tevhidi slogan olarak değil, ahlak olarak görmek istiyor
Gençler artık umutlarını camilerde değil, başka alanlarda arıyor; ne yazık ki bazen yanlış yerlerde.
Tevhid Meselesi: Asıl Düğüm Noktası
Tevhid, sadece Allah’a yönelmeyi emreder; kişilere bağlılığı değil. Ancak yıllarca şahıslar yüceltildi, eleştiri “ihanet” sayıldı. Bu durum, gençliğin dinden değil ama dindarlık biçiminden uzaklaşmasına yol açtı.
Çözüm: Kurtarıcı Değil, Örnek Duruş
Diyarbakır’ın bugün ihtiyacı olan şey bir “kurtarıcı” değil:
Kürsüde anlattığını evinde yaşayan, makamla değişmeyen, gençliğe yukarıdan değil, yanından bakan, Tevhidi slogan değil, yaşanmış bir ahlak olarak sunan insanlar, bu devirde bir kişiden çok, tutarlı duruşlar gençliği ayağa kaldırabilir.
Sonuç
Diyarbakır’da İslami gençlik ölmedi, aldatıldı, yoruldu ve hayal kırıklığına uğradı.
Yeniden diriliş için daha az siyaset, daha çok samimiyet, daha az nutuk, daha çok örneklik gerekiyor.
Çünkü gençlik, hâlâ hakikati arıyor.
Ama artık onu sözde değil, hayatta görmek istiyor.