Diyarbakır’da sağlık sistemi artık “iyileşecek” denilerek geçiştirilecek bir noktada değil. Yıllardır aynı tablo: değişen isimler, değişmeyen sorunlar.
Her yeni atamayla birlikte umut pompalanıyor, ama kısa süre sonra gerçekler yeniden yüzümüze çarpıyor.
Çünkü sorun kişilerde değil; sorun, koltuğu korumaya odaklı anlayışta.
İl sağlık yönetimi her değiştiğinde sahada hizmet değil, içeride kadro savaşı başlıyor.
Yeni gelenler kendi ekibini kurmanın derdine düşerken, vatandaşın derdi bir kez daha öteleniyor. Üstelik mahkeme kararlarıyla geri dönen yöneticiler, kurum içinde otoriteyi tartışmalı hale getiriyor.
Bunun adı açık: yönetim zafiyeti. Bedelini ödeyen ise halk.
Bugün Diyarbakır’da en basit sağlık hizmetine ulaşmak bile mücadeleye dönmüş durumda.
Randevu almak adeta piyango.
“Doktor atadık” demekle sorun çözülmüyor. Nerede bu doktorlar?
Hangi hastanede, hangi branşta, hangi planlamayla görev yapıyorlar?
Kağıt üstünde büyüyen rakamlar, sahada karşılık bulmuyorsa bunun adı başarı değil, göz boyamadır.
Şehir hastanesi meselesi ise başlı başına bir muamma.
2026 mı, 2027 mi, yoksa 2028 mi?
Kim ne söylüyor belli değil.
Ortada net bir takvim yok, şeffaf bir bilgilendirme yok. Vatandaşın aklıyla alay eder gibi sürekli ertelenen tarihler var.
Bu kadar belirsizlik, bu kadar büyük bir yatırım için kabul edilebilir mi?
Dicle Üniversitesi hastanesi için verilen sözler de ortada.
“Mart ortasında temel atılacak” denildi. Mart bitiyor, ortada ne temel var ne de açıklama. O halde soralım:
-Bu sözler neden veriliyor?
Verilen sözlerin bir karşılığı olmayacaksa, bu kamuoyuna karşı sorumluluk nereye gitti?
Oğlaklı TOKİ’de yaşayan vatandaşlar ise adeta kaderine terk edilmiş durumda. 200 yataklı hastane sözü verildi, peki nerede?
İnsanlar kilometrelerce yol gidip sağlık hizmeti almaya çalışıyor.
Bu çağda, bir şehirde insanlar hâlâ hastaneye erişim için çile çekiyorsa, burada ciddi bir planlama sorunu var demektir.
Aile hekimliği birimleri…
Yerleri hazır, binalar hazır ama kapılar kapalı.
Yaklaşık bir yıldır açılmayı bekleyen bu merkezler neden hizmete girmiyor?
Bürokrasi mi engel, ilgisizlik mi, yoksa başka hesaplar mı?
Cevap verilmediği sürece bu sorular büyümeye devam edecek.
Gerçek şu: Diyarbakır’da sağlık sistemi yönetilmiyor, idare edilmeye çalışılıyor.
Ve bu “idare etme” hali artık çökmüş durumda. İnsanlar randevu bulamıyor, tedaviye ulaşamıyor, başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor.
Bu bir hizmet aksaması değil; bu, doğrudan yaşam hakkını etkileyen bir krizdir.
Artık kimse yeni isimler duymak istemiyor. Kimse yeni vaatler de istemiyor.
Bu şehir somut adım görmek istiyor.
Net takvimler, açık hedefler ve hesap verebilir yöneticiler istiyor.
Çünkü mesele çok açık: Sağlıkta başarısızlığın bahanesi olmaz.
Ve Diyarbakır’ın daha fazla oyalanacak zamanı da yok.