Diyarbakır…
Bir zamanlar “peygamberler ve sahabeler şehri” diye anılan bu kadim şehirde bugün baş döndürücü olaylara şahitlik ediyoruz.
Ne yazık ki bu olaylar artık istisna değil, neredeyse sıradanlaştırılmak isteniyor.
Büyüklerimiz anlatırdı; “Eskiden” diye başlardı cümleye…
O eski zamanda, bu şehirde kötülük yapan kişi halkın içine çıkamazdı.
Utanırdı.
Saklanırdı.
Şimdi ise tablo tersine döndü.
Kötülüğe itiraz edeni azarlayan bir pervasızlıkla karşı karşıyayız.
Silahın Girmemesi Gereken Yerlerde Silah Var
Hafta içi bir Kur’an kursunda silahlı tarama olayı yaşandı.
Bu cümleyi kurarken bile insanın eli titriyor.
Silahın girmemesi gereken en son yerler medreseler, camiler ve Kur’an kurslarıdır.
Bu yerler emniyetin, edebin ve ilmin mekânlarıdır.
Bugün silah buralara kadar girebiliyorsa, mesele sadece asayiş değil; mesele ahlâkî ve ilmî bir çöküştür.
İkinci olay Sur’da.
Bir camide din görevlisinin işlediği Lut kavmî fiili iddiasıdır.
Bu iddialar karşısında bize “Üzerine gitme” diyenler oldu.
Peki soruyoruz:
Üzerine gidilmeyecekse neyin üzerine gideceğiz?
Sözümüz Kimedir? Açıkça Söylüyoruz.
Sözümüz ne sokaktaki insana ne de bu şehirde hâlâ tertemiz yaşayan sessiz çoğunluğadır.
Sözümüz, Diyarbakır’ın âlimlerinedir.
Bir âlim, bir yanlış karşısında “aman fitne çıkmasın” diye susarsa; o suskunluk fitnenin ta kendisine dönüşür.
Ders mahiyetinde yaşanmış olayları başa baş bırakmak, ilim değildir.
Hikmet hiç değildir.
İşte tam bu noktada rahmetle andığım büyük bir âlimi hatırlatmak istiyorum.
SEYDA YASİN YÜSRÎ DEN HİKMET DOLU BİR DERS
Merhum Seyda Yasin Yüsrî, Diyarbakır’ın Hıdırilyas köyünde imamlık yapmış, ilmiyle, duruşuyla nam salmış bir âlimdi.
Çetin bir kış günü…
Kar uzun süre yerde kaldı. Seyda’nın hayvanlarına verecek samanı bitmişti.
Ne yapacağını düşünürken, bölgede etkili, çok sayıda müridi olan bir şeyh aklına geldi.
Kendi kendine,
“Gidersem, şeyh müritlerine işaret eder, samanı hemen toplarlar.” diye düşündü.
Şeyhin misafirliğine gitti. Müritler toplandı.
Sohbet başladı.
Derken müridlerden biri söz aldı ve sordu:
— Seyda, şeyhin bevlî helal midir, haram mıdır?
Seyda bir an durmuş, .kendi kendine düşünmüş:
-Haram desem saman gider, helal desem iman gider… Ne yapmalıyım?
İşte âlimi âlim yapan an tam da burasıdır.
Seyda sofiye dönmüş ve sormuş:
— Sen ne zamandır şeyhle berabersin?
— “Yaklaşık 50 yıldır.
— Şeyhin elbisesine bevli değdiğinde ne yapar?
— Yıkar.
Seyda tebessüm etmiş ve demiş:
— Yıkadığına göre, demek ki şeyhin bevli haramdır.
Sofi hayranlıkla, "Maşallah!.. Seyda ilimde deryadır.” demiş.
Müritler hemen saman toplamaya başlamış.
Hikmet İşte Budur
Eğer Seyda doğrudan “Haramdır” deseydi, bir tek kılçık saman vermezlerdi.
Meseleyi hakikatten sapmadan, hikmetle çözmüş.
Bugün bize eksik olan tam olarak budur.
İlim eksik, bilgi yok.
Eksik olan hikmettir, cesarettir ve ahlaki duruştur.
Diyarbakır’ın ekseni kaymadı, aslında.
Ekseni tutması gerekenler sustu.
Bu şehir hâlâ sahabelerin ayak izlerini taşır.
O izlerin üzerine basarak susanlar bilsin ki; tarih susanları değil, doğruyu söyleyenleri yazar.
Bu şehir suskunluğu değil, hikmeti hak ediyor.