Dicle Üniversitesi köklü bir üniversite. Yarım asrı aşan geçmişiyle bu şehrin hafızasında, bölgenin geleceğinde önemli bir yere sahip. Her attığı adım, sadece kampüs sınırları içinde değil, Diyarbakır’ın ve Güneydoğu’nun kaderinde yankı buluyor.
Rektör Kamuran Eronat geçtiğimiz günlerde basınla bir araya gelerek 18 aylık değerlendirmesini yaptı. Yeni projeler, yeni hedefler, büyük vizyon… 14–15 Mart’ta temeli atılacak yeni hastane. Modern mimari, ileri teknoloji, son model cihazlar…
Peki soralım:
Beton yükselirken vicdan da yükselecek mi?
Yeni bir hastane binası yapmak elbette önemli. Ama sağlık sadece duvarla, camla, cihazla olmaz. Sağlık önce ahlaktır. Sağlık önce insanlıktır. Sağlık önce merhamettir.
Bugün üniversite hastanelerinde konuşulan iddialar ürkütücüdür:
Hastaya tepeden bakma, azarlama, kapıdan çevirme…
Kamu hastanesinde işlem yapıp özel muayeneye yönlendirme söylentileri…
“Bıçak parası bitti” denirken sistemin arka kapılarında dolaşan gölgeler…
Eğer bunlar doğruysa, ortada sadece bir disiplin sorunu değil; bir vicdan çöküşü vardır.
Bir kardiyoloji profesörünün, kalp hastasını odasından kovduğu iddiası konuşuluyor.
Soruyoruz: O hasta orada kriz geçirseydi bunun hesabını kim verecekti? Unvan mı? Makam mı? Yoksa suskunluk mu?
Profesör olmak akademik bir mertebedir.
İnsan olmak ise ahlaki bir mecburiyettir.
İmam Şafii, tıp ilmini insan hayatına vesile olduğu için yüceltmiştir. Çünkü tıp, doğrudan yaşamla ilgilidir. İnsan hayatına dokunan bir meslekte kibir, para hırsı ve hoyratlık barınamaz.
Buradan açıkça soruyoruz:
Kamu görevinde bulunan bir akademisyen, hastayı özel muayeneye yönlendirebilir mi?
Bu konuda denetimler yeterli midir?
Ruhsat, vergi, oda kaydı gibi yükümlülükler titizlikle inceleniyor mu?
Hasta hakları ihlallerinde kaç dosya gerçekten sonuçlanıyor?
Bu soruların muhatabı yalnızca üniversite yönetimi değildir.
Sağlık Bakanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü ve ilgili tüm denetim mekanizmalarıdır.
Dicle Üniversitesi bir bilim yuvasıdır. Bilim yuvaları korku kültürüyle değil, hesap verebilirlikle yönetilir.
Eğer kurum içinde çürümüşlük varsa, cesur bir neşter vurulmalıdır. Çünkü kangren olmuş bir yapıyı makyaj kurtarmaz.
Yeni hastanenin temeli atılacak. Güzel.
Ama asıl temel adalet olmalı.
Asıl temel etik olmalı.
Asıl temel hastaya saygı olmalı.
Diyarbakır artık susan değil, soran bir şehir.
Bu şehir sağlıkta öncülük istiyor.
Ama önce şunu görmek istiyor:
Üniversite yönetimi gerçekten cesur mu?
Yoksa sorunlar halının altına mı süpürülüyor?
Binalar yükselirken güven düşüyorsa, ortada başarı değil kriz vardır.
Ve unutulmamalıdır:
Bilim kibirle değil, vicdanla büyür.