Ramazan’ın en kutsal gecesi olarak anlatılan Kadir Gecesi yaklaşırken Müslüman dünyasında camiler doluyor, eller semaya açılıyor.
Dualar yükseliyor, gözyaşları akıyor, insanlar kaderlerinin değişmesini diliyor.
Ortada görmezden gelinemeyecek bir gerçek var:
Dualar yükseliyor ama zulüm karşısındaki sessizlik de aynı hızla büyüyor.
Tarihler 16 Mart 1988’i gösterdiğinde Irak’ın küçük bir kenti olan Halepçe, insanlık tarihinin en korkunç kimyasal saldırılarından biriyle yok edildi.
Bu saldırı, bugün "Halepçe Katliamı" olarak anılıyor.
Irak’ı yöneten Saddam Hüseyin rejimi kendi halkına kimyasal gaz yağdırdı. Birkaç saat içinde binlerce insan öldü.
Çocuklar annelerinin kollarında, aileler evlerinin kapısında donmuş gibi yere yığıldı.
Halepçe’de ölenler sadece insanlar değildi. İnsanlık, vicdan ve İslam dünyasının iddia ettiği kardeşlik de o gün öldü.
Bu katliamın ardından Müslüman dünyasından yükselen ses, olması gereken kadar güçlü olmadı. Tepkiler cılız, öfke geçiciydi. Kısa süre sonra gündem değişti, hayat devam etti. Halepçe ise yalnız bırakıldı.
Bugün manzara çok farklı değil.
Bir yanda ibadet geceleri, diğer yanda suskunluk.
Bir yanda uzun dualar, diğer yanda mazlumlara karşı derin bir kayıtsızlık.
Müslüman dünyası bugün sayıca milyarları buluyor ama siyasi olarak parçalanmış, ahlaki olarak savrulmuş bir görüntü veriyor. Liderler koltuklarını koruma derdinde, toplumlar ise çoğu zaman sadece kendi küçük dünyalarına kapanmış durumda.
Gerçek şu ki:
Kadir Gecesi’nin ruhu ile Müslüman dünyasının bugünkü hali arasında derin bir uçurum var.
Kur’an’ın indirildiği geceyi kutlayan bir ümmet, Kur’an’ın en temel çağrılarından biri olan zulme karşı durma emrini unutmuş durumda.
Halepçe bunun en karanlık sembollerinden biridir.
Halepçe yalnız değildir.
Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanların yaşadığı trajediler, aslında aynı hastalığın sonucudur: dağınıklık, korku ve suskunluk.
Kadir Gecesi’nde edilen dualar gerçekten samimiyse, bu gece sadece bireysel günahlarımız için değil, toplumsal suskunluğumuz için de bir tövbe gecesi olmalıdır.
Çünkü tarih bize şunu öğretti:
Zalimler kadar, zalimler karşısında susanlar felaketlerin ortağıdır.
Halepçe’nin sessiz mezarları hâlâ konuşuyor.
Soruları basit ama ağır:
“Bin aydan hayırlı bir gecede dua eden bir ümmet, binlerce insan ölürken neden sustu?”
Bu soruya verilecek dürüst bir cevap olmadıkça, Kadir Gecesi sadece takvimde kutsal bir gece olarak kalacaktır.
Vicdanlarda değil.