Ortadoğu’da bir ayı bulan savaş, yalnızca cephede değil, söylemlerde ve algılarda da büyük bir çöküşü ortaya çıkardı.
Günler içinde sonuç alınacağı iddiasıyla başlatılan operasyonların bugün geldiği nokta, askeri planlamadan çok siyasi kibirin iflasını gözler önüne seriyor. Başta ABD olmak üzere bu sürecin mimarları, bir kez daha bölgeyi kendi hesaplarının sahnesi olarak gördü. Ancak hesap edemedikleri şey, karşılarında kolayca diz çökecek bir yapı olmadığıydı. İran’ın kısa sürede etkisiz hale getirileceği yönündeki iddialar, sahadaki gerçeklikle çarpışınca dağıldı.
Şimdi ise aynı aktörler, tehdit dilini sürdürürken arka kapıda diplomasi arayışına girmiş durumda. Bu tablo, güçten çok çaresizliğin göstergesidir.
İsrail cephesinde ise “mutlak güvenlik” söyleminin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Sürekli üstünlük iddiasıyla hareket eden bir devletin, halkını sığınaklara mahkûm eden bir güvenlik denklemine sıkışması ciddi bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Gazze’de süren bombardıman ise askeri başarıdan çok, uluslararası vicdanda derinleşen bir yara olarak kayda geçiyor.
ABD’nin küresel itibarı açısından bakıldığında, bu savaş bir dönüm noktası olabilir. “Hızlı zafer” ve “kesin sonuç” söylemleri gerçekleşmeyince, Washington’un gücünün sınırları daha görünür hale geldi.
Bugün gelinen noktada ABD, başlattığı süreci kontrol etmekte zorlanan bir aktör görüntüsü veriyor. Süre veren, tehdit eden ama sahada istediğini alamayan bir güç algısı, uluslararası sistemde ciddi bir erozyon yaratır.
En sert eleştiri ise İslam dünyasının siyasi elitlerine yöneltilmelidir. Parçalanmışlık, kararsızlık ve edilgenlik artık gizlenemeyecek boyutlara ulaşmıştır.
Ortak bir tavır ortaya koyamayan yönetimler, sadece dış politikada değil, kendi halkları nezdinde de meşruiyet kaybı riskiyle karşı karşıyadır.
Yayınlanan etkisiz bildiriler ve çekingen açıklamalar, tarih önünde bir not olarak kalacaktır. Bu savaş, sadece devletlerin değil, liderlik anlayışlarının da sınandığı bir süreçtir. Güçlü görünenlerin zayıfladığı, zayıf görülenlerin direnç gösterdiği bir tablo oluşmuştur. Ancak en büyük bedeli yine halklar ödemektedir: sığınaklarda bekleyenler, bombalar altında yaşayanlar ve geleceği belirsizliğe itilen milyonlar.
Sonuç olarak, Ortadoğu’da yaşanan bu kriz, askeri bir çatışmadan çok daha fazlasıdır.
Bu, aynı zamanda küresel güç iddialarının sorgulandığı, bölgesel liderliklerin test edildiği ve siyasi ikiyüzlülüklerin açığa çıktığı bir kırılma anıdır.
Ve görünen o ki, bu kırılmanın etkileri savaş bittikten sonra da uzun süre devam edecektir.