Diyarbakır bu karı ilk kez görmüyor.
Ama Diyarbakır bu kadar hazırlıksızlığı, bu kadar acizliği, bu kadar yönetsel boşluğu ilk kez görüyor.
Şehitlik’te Hicret Apartmanı’nın yıkıldığı günleri yaşayan biri olarak söylüyoruz:
O günlerde kar bugünkünden kat be kat fazlaydı.
Soğuk Sibirya soğuğuydu.
Evlerin camları buz tutar, damlardan buz sarkıtları sokağa inerdi.
Bugünkü kar, o günlerin yanında ancak bir hatıradır.
Ama o günlerde şehir bu halde değildi.
Çünkü o günlerde şehir idare ediliyordu.
O Gün Liyakat Vardı, Bugün Bahane Var
O dönem belediye vardı, valilik vardı, karayolları vardı.
Ve hepsinden önemlisi: liyakat vardı.
Kimse “kar sürpriz oldu” deme cüretini gösteremezdi.
Çünkü Diyarbakır’da kışın kar yağacağı bilinirdi.
Çünkü yöneticiler işlerini sosyal medya algısına göre değil, sahaya göre yapardı.
Bugün ise ortada bir gerçek var:
Bu şehir kışa hazırlanmadı.
Sorumluluk Zinciri Kopmuş Durumda
Soruyoruz açıkça:
Yıllardır Diyarbakır’ı yönetenler, her kış tekrar eden bu tabloya karşı ne yaptı?
Her yıl karla mücadele araçları alındı mı?
Tuz stokları oluşturuldu mu?
Acil eylem planları güncellendi mi?
Hayır.
Çünkü bu şehirde yönetim anlayışı “olursa bakarız” seviyesine düşürüldü.
Sonuç ortada: buz tutmuş yollar, yürüyemeyen insanlar, kapanan sokaklar.
Bu kar bir doğa olayı değil artık, yönetsel bir krizdir.
Halkın Üzerine Düşeni Yapmaması da Gerçektir
Ama sadece belediyeye yüklenmek de işin kolaycılığıdır.
Halk olarak biz de sorumluyuz.
Her şeyi devletten, her şeyi belediyeden bekleyen bir toplum olduk.
Bir bina, bir site, bir işyeri kendi önünü temizlemeyi bile angarya sayıyor.
Oysa her apartman, her site biraz tuz alsa, herkes kendi kapısının önünü açsa bu şehir bu kadar kilitlenmezdi.
Ama biz beklemeyi tercih ediyoruz.
Sonra da bağırmayı.
Geçmiş Tweetlerle Şehir Yönetilmez
Bugün Diyarbakır’da tartışılan şeye bakın:
Beş yıl önce atılmış bir tweet.
Bu şehir tweetle yönetilmez.
Bu şehir, geçmişi eşeleyerek de kurtarılmaz.
Bugün onu tartışırız, yarın biri çıkar “Kayyum döneminde ne yapıldı?” der.
Tartışma uzar gider, Diyarbakır yine kaybeder.
Biz, geçmişi değil, bugünü konuşuyoruz.
Bugün bu şehir neden hazır değildi?
Bunu konuşuyoruz.
“Nasıl Olsa Seçilir” Zihniyeti Bu Şehri Çökertti
Diyarbakır’ın en büyük felaketi kardan önce şudur:
“Nasıl olsa seçilir” anlayışı.
Bu şehirde liyakat değil, sadakat konuşuluyor.
Hizmet değil, slogan konuşuluyor.
Altyapı değil, vitrin projeleri konuşuluyor.
Oysa şehir sloganla değil, planla yönetilir.
Yanlış Önceliklerin Bedelini Halk Ödüyor
Açık konuşuyoruz:
Bu şehirde bazı projeler halkın ihtiyacına göre değil, ideolojik vitrine göre yapılıyor.
Cinsiyet eşitliği adı altında yürütülen, bu ilin gerçek sorunlarına temas etmeyen projelere harcanan milyonlar;
eğer karla mücadeleye, altyapıya, afet hazırlığına ayrılsaydı bugün bu yazıyı yazmıyor olacaktık..
Bu şehirde kadın da erkek de önce yürüyebileceği bir yol, güvenli bir sokak, açık bir kaldırım ister.
Sandık Hesap Sorma Yeridir
Halk şunu unutmamalı:
Sandık sadece oy verme yeri değil, hesap sorma yeridir.
Kim bu şehri ihmal ediyorsa,
kim öncelikleri yanlış belirliyorsa,
kim krizi öngöremiyorsa
halk bunun hesabını sormalıdır.
Yerel Basın Ya Susar Ya Tarihe Not Düşer!..
Bu noktada yerel basına da açık çağrımız var:
Susmayın.
Kim yanlış yapıyorsa yazın.
Kim sorumluluktan kaçıyorsa teşhir edin.
Basın sustuğunda yanlışlar büyür, şehir kaybeder.
Önce İnsan, Önce Diyarbakır
Bizim savunduğumuz şey çok basit:
Önce insan.
İdeoloji sonra.
Algı sonra.
Reklam sonra.
İnsan rahat yaşayacak.
Çocuk okula düşmeden gidecek.
Yaşlı kaldırımda kaymayacak.
Bunu başaramayan hiçbir yönetim başarılı değildir.
Bu kar geçer. bu zihniyet değişmezse, Diyarbakır her kış aynı utancı yaşamaya devam eder.