Diyarbakır’da her sağanak yağış sonrası ortaya çıkan manzara artık şaşırtmıyor; aksine kanıksanmış bir ihmaller zincirinin sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Sokaklar göle dönüyor, caddeler adeta kanala dönüşüyor. Vatandaş haklı olarak soruyor: Burası Diyarbakır mı, Venedik mi?
Bu ilk değil. Daha önce de benzer görüntüler yaşandı. O dönem yağan yağmur “sağanak” bile değildi; yine de Ali Pınar Köprüsü çevresi ve Şehitlik ışıkları suya gömülmüş, şehir adeta felç olmuştu. O gün de “Burası Venedik” denilmişti. Bugün değişen ne? Hiçbir şey.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanlarının meteoroloji uyarılarını dikkate almaması artık bir tercih değil, açık bir sorumsuzluktur. Önce kar esareti yaşandı, şimdi de sağanak yağmur esareti. Şehir her yağışta teslim oluyor. Yönetim ise her defasında hazırlıksız yakalanıyor.
Daha da vahimi, Diyarbakır halkı sel ve çamurla mücadele ederken yöneticilerin başka şehirlerde etkinliklerde boy göstermesidir. Vatandaş evinde, sokağında suyla boğuşurken; temsil edilmesi gereken makamların başka gündemlerin peşinde olması kabul edilemez bir kopuştur.
Çelik evlerde yaşayan vatandaşlar kanalizasyon taşkınlarıyla mücadele ederken, şehrin yöneticileri sorumluluklarını görmezden geliyor. Bu sadece bir altyapı sorunu değil; bu, halktan kopmanın, öncelikleri kaybetmenin bir göstergesidir.
Bayramda mezarlıklar bile ziyaret edilemedi. Çamur, düzensizlik ve bakımsızlık yüzünden insanlar yakınlarının kabirlerine ulaşamadı. Defalarca dile getirildi: Mezarlıkların çevre düzenlemesi yapılmalı. Ama yapılmadı. Bu, sadece yaşayanlara değil, vefat edenlere karşı da bir saygı meselesidir.
Diyarbakır’ın altyapı sorunu bugünün meselesi değil. Yıllardır ihmal edilen, ötelenen bir gerçek. Geçmişte yapılan sınırlı çalışmalar dışında kalıcı bir çözüm üretilmedi. Kayyum dönemlerinde yapılan yolların ilk yağmurda ne hale geldiği ortada. Üstü asfaltla kaplanan sorunlar, ilk yağmurda yeniden gün yüzüne çıkıyor. Çünkü makyaj var, temel yok.
Açık gerçek şudur: Ne kadar yol yaparsanız yapın, altyapı yoksa hepsi boşa gider. Diyarbakır bugün bunun bedelini ödüyor.
Sorun sadece yöneticilerde de değil. Bu şehirde ortak bir sahiplenme eksikliği var.
Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve yerel dinamikler ortak bir irade ortaya koymadıkça bu sorunlar çözülmez. Eğer gerçekten birlik olunabilseydi, bu meseleler çoktan çözülmüş olurdu.
Bugün o koltuklarda oturanlar yarın olmayacak. Ama Diyarbakır kalacak. Bu şehirde yaşayanlar kalacak. Ve eğer bugün çözüm üretilmezse, yarın da aynı manzaralar yaşanmaya devam edecek.
Soru basit: Diyarbakır bu ihmallerden, kusurlardan doğan zararlara daha ne kadar katlanacak?