diyarbakır escort
beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Minareden Yükselen Ses ve Vicdanın Terazisi
Tarih: 13-02-2026 00:02:00 Güncelleme: 13-02-2026 00:02:00


 

Bir şehir düşünün…

 Taşları tarihle yoğrulmuş, sokakları medeniyetlerin izini taşıyan, ezanın yankısının surlara çarpıp çoğaldığı bir şehir: Diyarbakır. 

Böyle bir şehirde din görevlilerinin rolü yalnızca namaz kıldırmak değildir; onlar aynı zamanda toplumun vicdanına hitap eden, yaralı gönüllere dokunan, doğru bilgiyi yanlışın içinden süzüp çıkaran rehberlerdir.

Son günlerde bir cami imamı üzerinden yürüyen tartışmalar, aslında tek bir kişiden çok daha fazlasını konuşmamıza vesile oldu. 

Mesele yalnızca minareden okunan Kur’an’ın sesi değil; mesele, din ile kamu düzeni arasındaki dengeyi, görev ile yetki arasındaki sınırı, hassasiyet ile istismar arasındaki ince çizgiyi doğru yerde tutabilmektir.

Kur’an okumak ibadettir. Onu dinlemek de rahmete vesiledir. 

A’râf Suresi’nde buyurulduğu üzere, “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmete nail olasınız.”

 Mümin gönül için bundan daha açık bir çağrı olabilir mi? 

Ancak burada sormamız gereken soru şudur: İbadetin özü ile yöntemi her zaman aynı mıdır? Yoksa zamanın, mekânın ve toplumsal şartların gözetilmesi de hikmetin bir parçası mıdır?

Cami, ibadetin merkezidir. 

Cami içinde Kur’an okunmasına, dini bilgilerin anlatılmasına kimsenin itirazı olamaz.

 Zira imamın görevi budur. 

Cemaatine dini tebliğ etmek, sahih bilgiyi aktarmak, manevi rehberlik yapmak…

 İmamın minberdeki sözü, kürsüdeki nasihati toplumun ahlak iklimini etkiler.

Fakat minare hoparlöründen yükselen ses artık yalnızca cami cemaatine değil, bütün mahalleye, hatta bazen başka camilere kadar ulaşır. 

Aynı saatlerde farklı camilerde ibadet edenler, evinde hasta bakanlar, bebeğini uyutmaya çalışan anneler, gece vardiyasından dönmüş işçiler… 

Şehir dediğimiz şey yalnızca ibadet edenlerden ibaret değildir; herkesin hakkının birbirine değdiği ortak bir yaşam alanıdır.

İşte burada devreye ölçü girer. 

Dinimizin temel prensiplerinden biri olan “itidal” yani orta yol, yalnızca bireysel ahlakta değil, kamusal uygulamalarda da geçerlidir. 

Sesin varlığı değil, ölçüsü tartışma konusudur.

 Kur’an’a karşı olmak başka bir şeydir; ses düzenlemesine dair kural koymak başka bir şey.

Bir diğer mesele ise idare ile görevli arasındaki ilişkidir.

 İmamlar devlet memurudur ve bağlı oldukları müftülüklerin talimatlarına uymakla yükümlüdür.

 Eğer bir talimat varsa ve buna rağmen farklı bir uygulama yapılmışsa, idari süreç işletilebilir.

 Ancak burada da adalet terazisinin şaşmaması gerekir. 

Uyarı yapılmadan ağır ceza verilmesi ne kadar doğruysa, talimata rağmen ısrarcı davranmak da o kadar sorgulanmalıdır. 

Hukukta ölçülülük esastır; cezalandırmak değil, düzeni sağlamak amaçtır.

Toplum olarak bir başka sınavımız da şudur: Olayın tüm boyutlarını bilmeden hüküm vermek. “Kur’an okuduğu için cezalandırıldı” cümlesi, hassas gönülleri hızla harekete geçirebilir. Oysa hakikat çoğu zaman daha karmaşıktır. 

Dini değerler üzerinden duygusal dalga oluşturmak kolaydır; zor olan, sükûnetle gerçeği araştırmaktır.

Diyarbakır gibi dini duyarlılığın yüksek olduğu bir şehirde kimse Kur’an’dan rahatsız olmaz. 

Ancak Kur’an’ın ismini kullanarak toplumsal gerilim üretmek de doğru değildir.

 Aynı şekilde kamu düzenini sağlama adına dini hassasiyetleri görmezden gelmek de sağlıklı bir yol değildir. İki uç da bizi hakikatten uzaklaştırır.

Asıl sorulması gereken soru belki de şudur: Din görevlilerimiz topluma yeterince sahih bilgi ulaştırabiliyor mu?

 Müftülükler imamlarına irşat konusunda yeterli destek sağlıyor mu?

 Cami yalnızca namaz kılınan bir mekân mı, yoksa gençlerin sorularına cevap bulduğu, ailelerin rehberlik aldığı, toplumsal yaraların sarıldığı bir merkez mi?

Eğer imam yalnızca resmi hutbeyi okuyan bir görevliye dönüşürse, toplum başka mecralarda cevap aramaya başlar. 

Eğer müftülükler sahadaki ihtiyaçları iyi analiz etmezse, boşlukları farklı sesler doldurur. 

Bu nedenle tartışmayı bir kişi üzerinden değil, sistem üzerinden yapmak daha sağlıklı olacaktır.

Din, toplumu birleştirmek için vardır; ayrıştırmak için değil. 

Minareden yükselen ses, gönülleri huzura çağırmalıdır; tartışmaya değil. İdare edenler de, görev yapanlar da, yorum yapanlar da aynı sorumluluğu taşıyor: Ölçü.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yüksek ses değil, yüksek hikmettir. 

Çünkü bazen hakikatin sesi, hoparlörün değil, adaletin ayarında gizlidir.



Bu yazı 221 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI