Diyarbakır…
Taşında tarih, toprağında medeniyet, sokaklarında maneviyat vardı. Bu şehir asırlarca “peygamberler diyarı” diye anıldı. İnsanlar buraya sadece yaşamak için değil, insan kalabilmek için gelirdi.
Bugün ise acı bile parayla ölçülür hale geldi.
Diyarbakır’da bazı taziye evlerinin dernek adı altında 10.000 TL talep ettiği konuşuluyor. Yanlış anlaşılmasın; bütün taziye evleri değil. Ama bu uygulamayı başlatan ve yaygınlaştıran anlayış, şehrin vicdanına ağır bir darbe vuruyor.
Bir hesap yapalım:
Ayda 10 taziye… 100.000 TL.
Yılda 1 milyonun üzerinde bir para.
Bu mudur taziye kültürü?
Bu mudur dayanışma?
Bu mudur Diyarbakır’ın insanlık mirası?
Taziye evlerinin varlık amacı, acılı aileyi teselli etmek, yükünü hafifletmek, yalnız olmadığını hissettirmek değil miydi? Şimdi kapılar, 10.000 TL vermeyen yas sahiplerine kapanıyorsa burada açıkça bir vicdan sorunu vardır.
Üstelik gider kalemleri ortada: Elektrik, doğalgaz… O da sınırlı kullanım. Çayı, şekeri, yemeği zaten cenaze sahibi karşılıyor. Buna rağmen sabit bir “ücret tarifesi” konuluyorsa, bunun adı hizmet değil; ticarettir.
Acı üzerinden kazanç sağlamak hangi ahlaka sığar?
Diyarbakır bir zamanlar komşunun acısını kendi acısı bilen bir şehirdi. Cenaze evine yemek taşınır, borcu varsa sessizce kapatılırdı. Şimdi ise yas sahibine fatura çıkarılıyor.
En acısı da şu: Parası olmayan insan, yakınını kaybettiğinde taziyesini yapamayacak mı?
Bu şehirde yas tutmak bile ekonomik güce mi bağlı olacak?
Buradan açıkça soruyoruz:
Şehri yönetenler bu uygulamaya ne diyor?
Denetim var mı?
Bu paralar nereye gidiyor?
Diyarbakır tarih boyunca işgaller gördü, acılar gördü, yıkımlar gördü.
Belki en ağır olanı, kendi değerlerinden uzaklaşmasıdır.
Bir şehir taşla, surla, betonla ayakta kalmaz.
Vicdanla ayakta kalır.
Eğer vicdan susarsa, geriye sadece tabelalar kalır.
O zaman kimse kusura bakmasın:
Bu artık bildiğimiz Diyarbakır değildir.