Ramazan’ın ruhu, paylaşmak ve ölçülü olmaktır.
Sofraların bereketi sadece zenginlikle değil, israf edilmeden kurulan dengeli hayatlarla anlam kazanır. Ancak son günlerde Diyarbakır’da kamu kurumlarının bazı uygulamaları bu hassas dengeyi yeniden tartışmaya açıyor.
Yıllardır gelenek haline gelen bayramlaşmalar; valilik bahçesi, kamu tesisleri ya da mütevazı alanlarda yapılırken, bu yıl bir otel lobisinin tercih edildiği yönündeki iddialar kamuoyunda soru işaretleri doğurdu.
Oysa şehirde Diyarbakır Valiliği yerleşkesi, Dicle Üniversitesi tesisleri, DSİ alanları ve benzeri birçok kamuya ait mekân mevcut.
Bu kadar alternatif varken daha maliyetli olabilecek bir seçimin gerekçesi nedir?
Üstelik mesele yalnızca mekân tercihi değil. Aynı şehirde pazar yerleri dağıldıktan sonra geride kalan sebze ve meyveleri toplayan insanlar varken, dar gelirli vatandaşlar et kuyruklarında beklerken, kamunun daha dikkatli bir harcama anlayışı sergilemesi beklenmez mi?
Elbette her tercihin bir açıklaması olabilir: güvenlik, kapasite ya da organizasyon kolaylığı gibi.
Ancak kamu yönetiminde esas olan sadece doğru yapmak değil, aynı zamanda doğru görünebilmektir.
Şeffaflık burada kilit kavramdır. Harcamanın kaynağı nedir, kim tarafından karşılanmaktadır ve neden bu tercih yapılmıştır?
Bu sorular cevapsız kaldıkça tartışma büyür.
Tasarruf tedbirlerinin konuşulduğu bir dönemde, kamu yöneticilerinin daha sade, daha mütevazı ve toplumun genel şartlarına daha uyumlu kararlar alması beklenir. Çünkü kamu kaynakları, toplumun ortak emanetidir.
Sözün özü; mesele bir otel ya da bir salon meselesi değildir.
Mesele, yönetenlerle yönetilenler arasındaki güven ilişkisidir. Bu güven ise ancak şeffaflık, adalet ve ölçülülükle korunur.
Ve hatırlatmakta fayda var:
İsraf sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki bir meseledir.