Son zamanlarda bölgede dolaşırken, kahvede otururken, taziyede insanların arasına karışırken hep aynı cümlenin fısıltısını duyuyorum: “Aşiretçilik geri geliyor.” Bunu sadece dedikodu sanmayın; hayatın içinde küçük küçük kendini belli eden bir dönüşüm var. İnsanların birbirine yeniden “hangi aşirettensin?” diye sorması, düğünlerde aşiret masalarının kurulması, siyasette bile “aşiret oyları” lafının değer kazanması… İster istemez düşünüyorum: Biz yine eski defterleri mi açıyoruz?
Ekonomik zorluklar büyüdü, insanlar nefes almakta zorlanıyor. Böyle zamanlarda herkes kendini bir yere yaslamak istiyor. Eskiden aşiret bir güven duvarıydı, şimdi yine o ihtiyaç canlanıyor. “Kimsem yok” demek yerine, “bizim aşiret kalabalık” demek insana bir güç hissi veriyor. Bu da bir gerçek. Daha ilginç olan ise aşiretlerin artık sadece köylerde değil, şehrin göbeğinde yeniden örgütlenmesi. Diyarbakır’ın Ofis’i, Mardin’in Yenişehir’i, Gaziantep’in merkezinde bile aile meclisi diye odalar tutuluyor, kimse bunu gizleme gereği bile duymuyor. Şehirleşme arttıkça aşiret bağı zayıflamadı, tam tersine daha farklı bir forma büründü. Şehirde yalnızlaşan insan, eski bağlarının sıcaklığını yeniden aramaya başladı.
Siyaset ise bu durumu çok daha erken fark etti. Seçim zamanı yaklaşınca adayların ilk yaptığı şey belli: Aşiretleri dolaşmak. Kim kimin kapısına gidecek, hangi düğünde hangi masaya oturacak, fotoğrafı kiminle verecek… Hepsi ince ince hesaplanıyor. Bu yüzden bölgede siyaset hala projeler üzerinden değil, dengeler üzerinden yürüyor. Bir aşiretin sözü bazen onlarca afişten, yüzlerce vaat cümlesinden daha etkili oluyor.
Gençlere gelince… En çok onların tavrı dikkatimi çekiyor. Bir kısmı aşiret kelimesini bile kabullenmiyor. “Ben bireyim” diyor, “kimse beni temsil etmiyor.” Ama diğer tarafta tam tersi bir hava esiyor; akrabalığını bir güç gibi taşıyan, sosyal medyada aşiretini tanıtan, bunu bir aidiyet alanı olarak gören gençler de var. Yani yeni nesil bu konuda ikiye bölünmüş durumda.
Şunu da söylemek lazım: Aşireti toptan kötülemek doğru değil. Bu coğrafyanın kültüründe, tarihinde, dayanışma ruhunda büyük bir yeri var. Nice insan aşiret sayesinde ayakta kaldı, zor günlerinden çıktı. Ama sorun, bu bağların hukukun, hakkın, liyakatin önüne geçtiği noktada başlıyor. Bir işe girerken “kimlerdensin?” sorusu masanın altından fısıldanıyorsa, bir karar akrabalığa göre veriliyorsa orada toplumun adalet duygusu yara alıyor.
Bugün Güneydoğu’da yeni bir dönem yaşanıyor. Aşiretler geri dönüyor ama eski yöntemlerle değil. Ne silahlı güçle, ne dağlarda kurulan otoritelerle… Şimdi dönüş, sosyal medya üzerinden, ekonomik dayanışma üzerinden, şehir hayatının içinde sessizce yaşanıyor. İnsanlar yalnız kalmak istemiyor, bir yere ait olmak istiyor. Bu toprakların en tanıdık aidiyet bağı da hala aşiret.
Ama içimde bir soru var ve bu soruyu bu bölgede yaşayan herkesin sorması gerektiğini düşünüyorum: Geleceği bireyin sesi mi belirleyecek, yoksa aşiretin sözü mü? Çünkü bugün yaşananlar, yarının toplumsal haritasını şimdiden çiziyor.
