diyarbakır escort
beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Ramazan Aktaş

facebook-paylas
Saat Kuruluyor
Tarih: 23-02-2026 00:03:00 Güncelleme: 23-02-2026 00:03:00



Ortadoğu’da gerilim bir anda çıkmaz demiştim. Hala aynı yerdeyim. Ama bugün geldiğimiz noktada bir fark var. Bu kez gerilim sadece yükselmiyor, sanki takvime bağlanıyor.
Bir yanda masada konuşulan cümleler var. “Öneri”, “taslak”, “müzakere”, “ilerleme”… Diğer yanda sahadaki görüntü var. Askeri hazırlıklar, karşılıklı mesajlar, sertleşen açıklamalar. Diplomasi devam ediyor ama aynı anda herkes pozisyon alıyor. Bu iki tablo yan yana durduğunda insan ister istemez şunu soruyor: Gerçekten çözüm mü aranıyor, yoksa herkes sadece bir sonraki hamle için zaman mı kazanıyor?
ABD ile İran arasındaki mesele artık klasik bir nükleer dosya değil. O iş teknik boyutu çoktan aştı. Bu mesele güç gösterisi meselesi. İran zenginleştirmeyi bir pazarlık aracı olarak görüyor. Washington ise bunu güvenlik tehdidi olarak tanımlıyor. İki tarafın kullandığı kelimeler farklı ama hedef aynı: Masada güçlü görünmek.
Fakat mesele sadece Washington ile Tahran arasında değil. İsrail faktörü bu denklemin en sessiz ama en belirleyici başlıklarından biri. Tel Aviv açısından konu teknik bir anlaşma değil, doğrudan güvenlik meselesi. O yüzden diplomasi uzadıkça sabır azalıyor. Körfez ülkeleri ise açık konuşmuyor ama herkes şunun farkında: Büyük bir kırılma yaşanırsa ilk sarsıntıyı bölge hissedecek.
Rusya’nın ve Çin’in tavrı da boşlukta değil. İran yalnız değil. Enerji anlaşmaları, askeri temaslar, diplomatik destek… Bu tablo artık iki ülkenin gerilimi değil, çok aktörlü bir satranç. ABD baskıyı artırdıkça İran daha fazla alan açmaya çalışıyor. İran alan açtıkça İsrail alarm seviyesini yükseltiyor. Her hamle bir diğerini tetikliyor.
Bir de işin ekonomik tarafı var ki çoğu zaman gözden kaçıyor. Kızıldeniz hattı hala kırılgan. Ticaret yolları normalleşmiş değil. Sigorta primleri, navlun maliyetleri, enerji fiyatları… Hepsi bu gerilime hassas. Yemen açıklarında yaşanan bir hareketlilik, Diyarbakır’daki raf fiyatına kadar uzanabiliyor. Bu coğrafyada artık hiçbir şey yerel değil.
Bana göre en tehlikeli nokta şu: Kimse büyük bir savaş istemiyor. Ama herkes savaşa hazır olma pozisyonu alıyor. Tarih bize şunu defalarca gösterdi; savaşlar çoğu zaman istenerek değil, yanlış hesapla çıkar. Bir mesaj yanlış okunur, bir hamle fazla sert olur, bir misilleme sınırı aşar… Sonrası zincirleme gelir.
Bugün gördüğüm tablo büyük savaşın eşiği değil. Ama kontrollü gerilimin sınırlarının zorlandığı bir dönem. Çizgiye kadar gidiliyor ama çizgi geçilmiyor. Fakat çizgiye her yaklaşıldığında risk büyüyor.
Türkiye açısından mesele daha somut. Enerji maliyetleri, sınır güvenliği, Suriye dengesi, ticaret hatları… Hepsi doğrudan etkileniyor. Böyle bir tabloda denge politikası romantik bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü rüzgar yön değiştirdiğinde ilk hisseden ülkelerden biriyiz.
Ortadoğu’da sular durulmuyor demiştim. Şimdi daha net görüyorum: Bu kez mesele sadece dalga değil. Dalganın zamanı hesaplanıyor. Masada konuşulan her cümle sahada bir karşılık buluyor. Ve bu coğrafyada hiçbir gerilim kendi başına kalmıyor.
Gerilim bir anda çıkmaz. Ama bazen bir anda büyür. İşte biz tam o eşikteyiz.



Bu yazı 98 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI