Bir şehrin kaderi bazen tek bir takvim yaprağına bağlanır. Diyarbakır için o yaprak bugünlerde 2026’nın Şubat ve Mart aylarını gösteriyor.
Çünkü bu şehir yıllardır büyüyor ama aynı oranda nefes alamıyor. 2023 depreminden sonra ise mesele artık sadece büyüme değil, barınma meselesi hâline geldi. Kiralar uçtu, ev bulmak lüks oldu, gençler yuva kurmayı erteledi, dar gelirli aileler şehrin çeperlerine doğru itildi. Diyarbakır’da konut krizi artık istatistiklerin değil, insanların geceleri uyuyamamasının adıdır.
26 Nisan 2025’te Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak önemli bir söz verdi: En geç 2026’nın Şubat ya da Mart ayında kente bütünlüklü yeni bir imar planı sunulacaktı. Yani sadece birkaç parsel, birkaç ada değil; şehrin tamamını ilgilendiren köklü bir revizyon…
Bu söz, kira yükü altında ezilenler için bir umut oldu. Müteahhitlerin, arsa sahiplerinin, yatırımcıların değil; kirada oturan öğretmenin, işçinin, emeklinin kulağı bu takvime kilitlendi. Çünkü yeni imar demek, yeni konut alanları demek. Yeni konut alanları ise doğru planlanırsa daha fazla arz, daha makul kira, daha erişilebilir konut demektir.
Ancak burada asıl mesele “imar açıyoruz” demek değil, “nasıl bir şehir kuruyoruz” sorusuna cevap vermektir.
Belediyenin ifade ettiği gibi üniversitelerle, şehir plancılarıyla, meslek odalarıyla ve kent dinamikleriyle birlikte hazırlanacak bir plan, Diyarbakır için tarihi bir fırsattır. Eğer bu süreç şeffaf yürütülür, rant baskısına teslim edilmez ve gerçekten kamu yararı esas alınırsa; bu şehir sadece yeni binalar değil, yeni bir yaşam düzeni kazanır.
Aksi olursa ne mi olur?
Beton çoğalır ama huzur artmaz. Binalar yükselir ama kiralar düşmez. Yeni mahalleler kurulur ama eski sorunlar aynen taşınır.
Diyarbakır’ın ihtiyacı; dar gelirliyi merkezden koparmayan, ulaşımı büyütmeyen, sosyal donatıyı unutmayan, yeşil alanı feda etmeyen bir imar anlayışıdır. Yani mesele sadece nerelerin imara açılacağı değil, kimin için ve ne pahasına açılacağıdır.
Bugün binlerce mağdur, belediyenin verdiği tarihe dört gözle bakıyor. Çünkü bu plan, kâğıt üzerindeki çizgilerden ibaret değil; insanların hayat planlarını belirleyecek. Evlenmeyi erteleyen gençlerin, kira yüzünden şehri terk etmeyi düşünen ailelerin, her yıl taşınmaktan yorulan kiracıların kaderi bu çalışmanın sonucuna bağlı.
2026’nın ilkbaharında açıklanacak o plan, ya Diyarbakır’da barınma krizinin kırılma noktası olacak ya da kaçırılmış büyük bir fırsat olarak anılacak.
Şehirler sadece yollarla, köprülerle değil; adaletli planlarla büyür. Eğer bu plan gerçekten “herkes için şehir” iddiasıyla hazırlanırsa, Diyarbakır nefes alır. Aksi halde aynı sokaklarda daha yüksek duvarların gölgesinde yaşamaya devam ederiz.
Şimdi gözler belediyenin takviminde, kulaklar verilecek sözde değil tutulacak sözde. Çünkü bu şehir beklemekten yoruldu; artık yaşamak istiyor.