Çağımızın özellikle de gençler için en büyük paradoksu, teknolojinin gelişimi ile birlikte bilgiye erişimlerinin süresi kısalırken, konu ile ilgili zihinsel derinliğe aynı hızda ulaşamamalarıdır. Basit sayılabilecek bir konuda bile yapay zekâ modellerine danışmak insanın en temel yetisi olan "muhakeme ve eleştirel düşünme" becerisini algoritmalara devretmesini ifade eder. Bu durum bir kolaylıktan ziyade ‘’aklı yapay zekâya kiraya vermeye’’ kadar giderek; nörobiyolojik ve psikolojik sonuçları olan derin bir bağımlılığa yakalanmaya sebep olabilmektedir.
Yapay zekâya akıl kiralamak; bir matematik problemini çözmek, bir metni analiz etmek, bir kod yazmak veya bir strateji geliştirmek yerine, tüm bu süreçlerin algoritmalar tarafından yapılmasını beklemektir. Yapay akıl geliştirilmeden önce bir makale yazmak veya karmaşık bir sorunu çözmek saatler sürer, bu da yüksek strese neden olabilmekteydi. Günümüzde ise yapay zekâ bu süreci saniyelere indirerek beyne zahmetsiz bir "başarı hissi" yani dopamin vermektedir. Bu zahmetsiz ödülü alan kişi; her kararını algoritmaya sormaya ve bir bilgiyi hafızasında tutmanın gereksiz olduğunu düşünmeye başlamaktadır.
Bilinçsiz bir şekilde teknolojiyi dolayısıyla da yapay zekâ modellerini kullanmayı sürdürmek; beyindeki sinaptik bağlantıların zayıflamasına ve beynin tembelleşmesine neden olabilmektedir. Ayrıca bu durum özerkliğin ve orijinalliğin kaybıyla sonuçlanırken, yaratıcılığı da sadece "komut (prompt) verme" becerisine indirgemektedir.
Gerçek entelektüel ve bilinçli özgürlük, yapay zekâyı iş yapma süreçlerinde bir asistan olarak kullanırken; analizi, ahlaki muhakemeyi ve eleştirel süzgeci kendi zihnimizde yaratmakla mümkündür. Aksi takdirde, bizden akıllı olduklarını sandığımız algoritmalara, sadece "onaylayan ve soru soran biyolojik canlılar" olarak aklımızı kiraya verme riskimiz mevcuttur.
YASEMİN ENSARİ
SOSYOLOG-GAZETECİ