26.01.2026
Toplumsal yapı toplumu oluşturan aile, ekonomi, eğitim, siyaset, hukuk ve din gibi yapı taşlarından oluşmaktadır. Bu yapı taşlarının en küçüğü ailedir. Aile ise iyi ve kötülüğün vücut bulmuş hâllerini temsil eden bireylerden oluşur. Bu bireyler veya farklı ailelerdeki bireyler arasındaki ilişki dinamiklerinin sonuçları tüm toplumu oldukça etkilemektedir. Toplumun genelinin olumsuz etkilenmesini en aza indiren en önemli unsur iyi bireylerin tıpkı birer paratoner gibi davranarak kötü bireylerin yüksek gerilimlerinin yıkıcı etkisini azaltmalarıdır.
İlk olarak 1749 yılında ABD’li bilim insanı Benjamin Franklin tarafından geliştirilen paratonerler; yüksek binaları, elektrik hatlarını veya açık alanları yıldırımın yüksek geriliminden korumak amacıyla kullanılan güvenlik sistemleridir. Paratonerler yıldırım düşmesi durumunda, metal yıldırım yakalama uçları ile yıldırım enerjisini alarak iletken kablolar aracılığıyla toprağa aktarırlar. Böylece yapı içerisinde oluşabilecek elektrik çarpmaları, yangın oluşması veya can kaybını önlemiş olurlar. Aslında paratoner, doğal bir yıkım gücü olan yıldırımı ortadan kaldırmaz, ancak onun yüksek ve tehlikeli enerjisini kontrol altına alarak çevreye verebileceği zararı minimize eder. Benzer biçimde kötülerin varlığı da toplum içerisinde adaletsizlik, bencillik, zorbalık ve güç istismarı ile varlığını sürdürür. Ancak yarattıkları bu kaosun ne ölçüde topluma zarar vereceğini, iyilerin varlığı ve aktif tutumu doğrudan belirlemektedir.
Toplumlar yalnızca hukuk sistemleri, kurumsal denetimler, gelenekler ve toplumsal normlar ile sürdürülebilirliğini koruyamaz. Toplumlarda sürekliliği sağlayan en temel unsurlardan biri de, yaşanılan haksızlıklar karşısında bireylerin takındıkları ahlaki tutum ve kolektif vicdanın işlerliğidir. Bu bağlamda haksızlık karşısında sessiz kalamayan iyiler, yanlışı dile getirip etik ve ahlaki sınırları savunarak kötülüğün toplum içerisinde kontrolsüz bir şekilde yayılmasını engeller. Ayrıca kötüler yaşattığı zulüm karşısında tepkisizlikten ve normalleştirilmekten güç alırken; iyilerin varlığı bir tampon mekanizması işlevi görerek bu meşruiyet alanlarını oldukça daraltır.
“Kötülük karşısında paratoner olmak” aslında bazı insanların kaderi gibi şiddeti, nefreti, zulmü, acıyı üstlerine çekip başkalarının zarar görmesini engelleyenler… Bu insanların çekip gitmek gibi bir alternatifleri de bulunmuyordu, zira bu insanların bizatihi varlık sebebi iyilikti. Tarihsel döngü içerisinde belki yaşam belki de tarih bu tür şahsiyetlerle bazen sessizce bazen de avazı çıktığı kadar bağırarak ayakta kaldı. Bu paratonerler çoğu zaman öfkelerini yutabildikleri gibi kötülüğün normalleşmesine izin vermeyen bir vicdana, bu konuda özel bir yetiye sahiptirler. Bunun sayesinde de kötülük bu kişilere çarpıp geri dönmekte ve toplumun kötülükle paramparça olması engellenmektedir. Bu paratoner iyiler sayesinde kötülük olabildiğinde görünür hale gelmektedir. Çünkü kötülük onları yok etmeye çalışırken aynı zamanda kendisini ifşa etmektedir. Sokrates’e kötülük çarpmıştır ancak düşünce geleneği onun sayesinde kurtulmuştur. Gerek yakın tarih gerekse de uzak tarih içerisinde bu örnekleri olabildiğince çoğaltmak da mümkündür.
İyilerin paratoner rolü aynı zamanda kötülerin ilk hedefi hâline geldikleri için fedakârlık da içerir. Kötüler eylemlerini hiçbir etik kural tanımadan denetimsizlikte ve sessizlikte, bazen de kendi tanıtımlarını yapmak amacıyla büyük bir gürültü ile gerçekleştirirler. İyiler ise bu eylemleri ifşa edip kamusal tartışma alanına taşıyarak toplumsal yargının konusu hâline getirmektedirler. Bu durumda kötülüğün toplum üzerindeki psikolojik etkisi azalırken; iyiler dışlanma, baskı, hedef gösterilme ve yalnızlaştırılma ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
İyiler paratonerliğin maliyeti ne olursa olsun başta kendisi olmak üzere toplumu koruyabilmek amacıyla kötülerin toplum üzerindeki yıkıcı etkisini azaltmaktadırlar. Kötülüğü görünür kılarak toplumların dayanıklılığını artıran erdemli iyiler günün sonunda kaybetmez, kaybedilirler.
Yasemin ENSARİ
Sosyolog-Gazeteci