Bu satırları bir gazeteci refleksiyle değil, bu ülkenin gidişatına dair vicdan borcuyla yazıyorum. Çünkü artık görmezden gelinen şey, münferit bir suskunluk değil; sistematik bir körlük hâlidir.
Sağlık başta olmak üzere kamu kurumlarında, terör örgütü sempatizanlarının yuvalandığı iddiaları ortadayken; her fırsatta “hak, hukuk, emek” diye bağıran sendikaların ve her olayda mikrofon kapma yarışına giren sözde sivil toplum kuruluşlarının derin bir sessizliğe gömülmesi tesadüf değildir. Bu sessizlik, toplum vicdanını yaraladığı kadar, samimiyet iddialarını da yerle bir etmektedir.
Posterle Vatanseverlik Olmaz
Açık konuşalım:
Duvarına Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın posterini asarak vatansever görüntüsü veren ama aynı duvarın arkasında örgüt sempatizanlığına göz yumanları tanıyoruz. Daha da önemlisi, bu yapıların kurumların içinde kuluçkaya yatmasına sessiz kalan idarecilerin kim olduğunu da çok iyi biliyoruz.
Vatanseverlik, posterle olmaz.
Vatanseverlik, duruşla olur.
Devletin içine sızma iddiaları karşısında susanların, “denge”, “sükûnet” ya da “ortamı germeyelim” gibi bahanelerin arkasına saklanması; tarafsızlık değildir. Bu, konforlu bir tercihtir. Ve çoğu zaman koltuğu vicdandan üstün tutmanın adıdır.
Atama Olmayınca Halkçılık da Bitiyor
Toplu sözleşme dönemleri geldi mi, devletten daha fazla pay almak için meydanları dolduranlar…
Atama dönemlerinde istedikleri isimler istedikleri yerlere oturmayınca sahte hesaplar açıp sağa sola saldıranlar…
Peki şimdi neredeler?
Gerçek bir tehdit karşısında sesleri kısılıyor. Demek ki mesele ne halkmış ne adaletmiş. Mesele, nüfuzmuş. Mesele, koltukmuş.
Sessizlik de Bir Taraftır
Şunu net söyleyeyim:
Örgüt sempatizanlığı iddiaları karşısında susmak, masum bir bekleyiş değildir. Sessizlik, çoğu zaman örtülü bir onaydır. Hele ki dini, ahlakı, vicdanı dilinden düşürmeyenlerin bu sessizliği; siyasi bir sorun olmanın ötesinde, ahlaki bir çöküştür.
İnanç, kürsülerde edilen süslü cümlelerle değil; zor zamanda gösterilen tavırla ölçülür. Bugün susanlar, yarın konuştuğunda kimseyi inandıramaz.
Bayrağın Gölgesi Yeter
Bilinsin ki;
Bu bayrağın gölgesi ölüye de yeter, diriye de yeter.
Yeter ki gerçekten üzerimizde dalgalansın.
Biz koltukların gölgesine sığınmadık.
Posterlere değil, duruşlara baktık.
Kimin neye sessiz kaldığını da unutmadık.
Devletin hafızası güçlüdür, milletin hafızası daha da güçlüdür.
Günü geldiğinde; sahte vatanseverliği de, konforlu suskunluğu da ayırt eder.
Ve hesabını da sorar.