Devletin polisi korur. Peki ya kişisel hizmet kimin görevi?
Son günlerde kamuoyuna yansıyan görüntüler, bu soruyu yeniden ve çok daha sert bir şekilde gündeme taşıdı. Koruma polislerinin ayakkabı taşıdığı, kapılarda beklediği, şemsiye tutarak adeta “kişisel konfor görevlisine” dönüştüğü sahneler… Bunlar güvenlik hizmeti değildir; bunlar, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan görüntülerdir.
Polislik Mesleğinin Ağırlığı ve Aşınan İtibar
Polislik, bir meslekten öte bir sorumluluktur.
Devlet adına yetki kullanmanın, hukuku temsil etmenin ve gerektiğinde canını ortaya koymanın adıdır.
Ancak bugün geldiğimiz noktada bazı koruma polislerinin;
• Sekreterlik yaptığı,
• Danışmanlık görevine zorlandığı,
• Hatta özel işlere gönderildiği
bir tablo ile karşı karşıyayız.
Bu durum yeni değil. 2017 yılında da bu yozlaşmaya dikkat çekildi. O gün tepki gösterenler, bugün aynı görüntülerin sosyal medyada yayılmasına sessiz kalamıyor.
Çünkü artık mesele bireysel değil, kurumsal bir itibar meselesidir.
15 Temmuz Gerçeği: Asıl Sorgulanması Gereken Nedir?
Daha çarpıcı bir gerçek var.
15 Temmuz Darbe Girişimi gecesinde gördük ki; devletin en kritik noktalarına kadar sızmış yapılar vardı. Ve bu yapıların içinde, devletin koruması altında olan, hatta onlarca koruma polisiyle dolaşan isimler de yer aldı.
Peki hiç şu soru soruldu mu?
Onca koruma polisi, o süreçte neden amirlerine şüpheli durumları aktarmadı?
Neden bu kadar büyük bir tehdit, koruma zincirinin içinden süzülüp geçebildi?
Bu sorular, bugün hâlâ cevabını tam olarak bulmuş değil.
Güncel Tartışma: Koruma mı, Kontrolsüzlük mü?
Yakın dönemde kamuoyuna yansıyan bir başka olay ise dikkat çekici:
Ekrem İmamoğlu’nun bir otel ziyareti sırasında korumaların kameraları bantladığı iddiası…
Bu olay, sadece bir güvenlik prosedürü tartışması değildir.
Bu olay, şu soruyu doğurur:
Devletin polisi, şeffaflığın önünde engel mi olur, yoksa güvencesi mi?
Ve daha önemlisi:
Bu tür uygulamaların hesabı soruluyor mu?
Asıl Tehlike: Kurumsal Kimliğin Bulanması
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risk şudur:
Koruma polislerinin görev tanımı belirsizleşiyor.
Bir yanda devletin güvenliğini sağlamakla yükümlü personel,
diğer yanda kişisel sadakat ve konfor beklentisiyle yönlendirilen bir yapı…
Bu durum sadece bir disiplin sorunu değil, aynı zamanda bir “aidiyet” sorunudur.
Şu soruyu açıkça sormak gerekir:
Koruma polisleri kendilerini kime bağlı hissediyor?
Devlete mi, yoksa korudukları kişilere mi?
Yeni Dönemden Beklenti: Netlik ve Hesap Verebilirlik
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile birlikte toplumda güçlü bir beklenti oluşmuş durumda:
• Koruma hizmetlerinin sınırları net çizilmeli,
• Kişisel hizmet ile kamu görevi kesin çizgilerle ayrılmalı,
• Denetim mekanizmaları güçlendirilmeli.
Çünkü bu mesele birkaç görüntüyle sınırlı değil.
Bu mesele, devletin nasıl temsil edildiği meselesidir.
Devletin Polisi Kime Hizmet Eder?
Polis; bir şahsın değil, devletin memurudur.
Sadakati kişilere değil, hukuka ve milletedir.
Eğer bir koruma polisi;
• Ayakkabı taşıyorsa,
• Kapıda bekletiliyorsa,
• Kişisel işlere koşturuluyorsa orada bir görev karmaşası değil, açık bir sistem sorunu vardır.
Ve daha da önemlisi:
Eğer devletin koruma zinciri içinde yer alanlar, tehditleri görmezden geliyorsa ya da görmüyorsa, bu durum sadece bir ihmal değil, ciddi bir güvenlik zafiyetidir.
Bugün yapılması gereken nettir:
Polisi asli görevine döndürmek,
yetkiyi yerli yerine koymak,
ve devlet ciddiyetini yeniden tesis etmek.
Çünkü unutulmamalıdır:
Devletin polisi kimsenin hizmetkârı değildir; devletin onurudur.