Suriye Arap Cumhuriyetinde Devlet Başkanı ŞARA’nın 16 Ocak 2026’da yayınladığı 13 numaralı Kararname ile Suriye’de bulunan Kürtler için Kürtçe eğitim hakkı tanındığı açıklandı.
Açıklanan bu 13 Nolu Kararnamenin Kürtçe Dili ile ilgili 3. Maddesi aynen şöyle kaleme alınmış; “Kürtçe ulusal bir dildir. Kürtlerin nüfusun önemli bir kısmını oluşturduğu bölgelerdeki devlet okullarında ve özel okullarda, seçmeli müfredatın bir parçası veya kültürel-eğitsel bir faaliyet olarak öğretilmesine izin verilir.”
Kararname Şara tarafından canlı yayında imzalanıp açıklandıktan sonra Suriye ve Türkiye’deki Kürtler bunu çok sert bir şekilde eleştirdiler. Kürt Kamuoyunun çok büyük bir bölümüne göre (Ki, Bende bunlardan biriyim) Kürtlere sadece “SEÇMELİ DERS” olarak Kürtçenin kabul edilmesi Kararnamesi tamamen bir oyalama taktiğiydi ve Suriye rejimi aslında ne İslami açıdan ve neden İnsani açıdan EŞİT VE ADİL bir politika uygulamış olmuyordu.
Rabbimiz Kuranı Keriminde; “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rum Sûresi, 30/22) Ayetleri ile tüm Müslümanların BİR ve EŞİT olduklarını ve Müslümanların birbirlerine karşı üstün veya aşağılık olmadıklarını bildirir.
Yine Peygamberimiz ömrünün sonlarına doğru Mekke’de verdiği Veda Hutbesinde; “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.” buyurmuştur.
Türkiye ve Suriye Medyası (Maalesef, özellikle İslami Kesimin Medya ve yazarları) ise Kararname ile açıklanan bu Kürtçe SEÇMELİ DERS politikasının çok büyük bir gelişme olduğunu ve Kürtler için fazlasıyla yeterli olduğunu iddia ederek SEÇMELİ DERS konusunda itiraz eden Kürtleri nankörlükle suçluyorlar ve tüm Kürtleri bu politikalara biat etmeye, kabul etmeye zorluyorlardı.
Bende Müslüman bir Kürt olarak olaya Türkiye’nin RESMİ Kurumların rakamları üzerinden bakma gereğini hissettim ve Resmi rakamlar üzerinden olayın gelişimi ve mevcut durumunu ortaya koymak istedim.
Türkiye’de yaşayan Kürtler SEÇMELİ DERS konusunda mevcut haliyle ne durumdadır ve Suriye’nin yeni rejiminin de aynen Türkiye gibi SEÇMELİ DERS dayatmasına “NEDEN” itiraz ediyorlar.
TÜRKİYEDE KÜRTÇE DİLİNİN EĞİTİM SERÜVENİ
Kürtlerin Osmanlı parçalanırken İngilizler tarafından 4 parçaya ayrılmasından sonra Kürtçe 4 ayrı toprak parçasında da yok sayılmış ve Asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır.
Bizim konumuz şu anda “Türkiye’de Kürtçe Seçmeli Dersler ne durumda” olduğu için doğal olarak İran, Suriye ve Irak topraklarındaki Kürtçe dilinin sürecini ele almayıp sadece Türkiye Kürtlerinin yaşadığı topraklardaki sürece bakacağız. Sonuçta mevcut Suriye Hükümeti Türkiye’yi kendine örnek aldığı için bizde bu örneğin nasıl işlediğine, sürecin nasıl yürütüldüğüne bir bakalım.
Türkiye topraklarında Türklerin ve Kürtlerin ilk karşılaşmalarından/tanışmalarından başlayarak Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerine kadarki süreçte Kürtlerin anadili olan Kürtçe neredeyse hiçbir baskı görmeden rahatlıkla yaşama imkanı bulmuştur.
Kürtçe, tıpkı diğer tüm diller gibi Osmanlıda bir sorun yaşamamıştır. Osmanlının son dönemlerine denk gelen İT (İttihad ve Terakki) yönetimi hariç genelde Osmanlıya tabi olan vatandaşlar Dinlerinde olduğu gibi Dillerinde de serbestlik yaşamışlardır.
Türkiye’de Kürtçe diline yönelik ilk inkârlar yaklaşık 100 yıl önce Cumhuriyet’in ilanından sonraki süreçte farklı yollarla uygulanmaya başlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, özellikle 1. Meclis döneminde bizzat Atatürk tarafından “Kürtlerin ve Türklerin ortak Vatanı” denmesine rağmen daha sonraları Kürt kimliği ve buna bağlı olarak Kürtçe RED edilmiş, Kürtler Dağ Kürtleri olarak tanımlanmıştır.
1924 yılında çıkartılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim Kurumları devlet denetimine alınmış ve bölgedeki Medreseler resmi olarak kapatılmıştır. Kürt dilinde eğitim veren Medreselerin ilk hedef olarak alınması boşuna değildir. Kürtlerin yaşadığı bölgede Kürtçe eğitim veren yegane eğitim kurumu Medreselerdi. Tevhid-i Tedrisat Kanunundan sonra resmen kapatılan bu Medreseler ile birlikte Kürtçe eğitimi çok ciddi bir yara almıştır.
Daha Tevhid-i Tedrisat Kanununun şoku geçmeden çok daha fazla etkili olacak bir yasaklama daha geldi. 1925 yılında gerçekleştirilen ŞARK ISLAHAT Planı ile Kürtçenin Kamusal alanlarda kullanımı tamamen yasaklandı. Kendi şehrinde, kendi coğrafyasında Kürtlerin Kamu kurumlarında ve çarşı pazarda Kürtçe konuşması, yazması yasaklandı. (Eşeğine Kürtçe “ÇO” dediği için cezalandırılan köylüler oldu.)
CHP yünetimindeki Tek parti rejiminde Kürtlere yaşatılan ağır baskılardan sonra Demokrat Partinin iktidara gelmesi ile beraber 1950’li yıllardan sonra “İleri Yurt” ve “Şarkın Sesi” gibi dergiler yayınlanmaya başladı. 1960 CHP destekli Askeri darbesi sonrası yaşanan “49’lar Davası” gibi davaların ardından Kürtçe’nin resmi olarak yasaklanması ve bu davada yargılanan kişilerin tutuklanmasıyla sonuçlandı.
Yine 1960’larda bu CHP destekli Askeri darbenin hemen ardından Yatılı Bölge Okulları vasıtasıyla Kürt çocuklarının Kürt dilinden uzaklaşmasına yönelik Asimilasyon politikaları farklı bir yönden devam ettirilmiştir.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra hazırlanan Darbe Anayasası ve bu Anayasaya göre 1983 yılında hazırlanan 2932 sayılı Kanun ile Türkçeden başka herhangi bir dilde eğitim yapılmasını yasaklayan hükümlere yer verildi. Bu Kanun ile birlikte tüm Kamusal alanlarda ve Basın Yayın aracılığıyla Türkiye’de konuşulan Türkçe dışındaki tüm dillerin kullanımı yasaklandı.
Devam edecek
Zeki DİLEK