|
Tweet | Tarih: 17-08-2026 09:24 |
Taşkın Çulcu
AK Parti 6. ve 7. Dönem MKYK Üyesi Alaattin Parlak, “Ortadoğu’da Yeni Dönem: Yüzyıllık Rövanş, Türkiye’nin Oyun Kurucu Rolü” başlıklı değerlendirmesinde, bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillendiğini belirtti.
Parlak’a göre uzun yıllardır vekâlet savaşları, enerji rekabeti ve dış müdahaleler üzerinden şekillenen Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor. İran’ın bölgesel etkisindeki değişim, Suriye’deki rejim değişikliği sonrasında ortaya çıkan yeni tablo, enerji güvenliği tartışmaları ve alternatif ulaştırma koridorları, bölgedeki dengelerin yeniden kurulmasına zemin hazırlıyor.
“Mekke Anlaşması bölgesel güvenlikte yeni bir sayfa”
Parlak, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan savunma anlaşmasını yeni bölgesel güvenlik mimarisinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.
Anlaşmada, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yönelik kabul edilmesi yönünde kolektif savunma anlayışı bulunuyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığını ve savunma niteliğinde olduğunu açıklamıştı.
Parlak ise bu gelişmenin İran’a karşı oluşturulmuş dar bir ittifak şeklinde okunmaması gerektiğini belirterek, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın farklı alanlardaki kapasitesinin birleşmesinin bölgesel güvenlik bakımından yeni bir model oluşturabileceğini ifade etti.
Parlak’ın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji kapasitesi, Pakistan’ın askeri gücü ve Türkiye’nin operasyonel tecrübesi ile savunma sanayii kabiliyeti, bölgesel caydırıcılık açısından önemli bir bileşim ortaya çıkarıyor.
“Güvenlikten kalkınmaya geçiş yaşanıyor”
Parlak, Ortadoğu’daki dönüşümün yalnızca askeri gelişmeler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye’nin Suriye ve Irak başta olmak üzere sınır ötesindeki güvenlik politikaları ile “Terörsüz Türkiye” sürecinin, bölgedeki silahlı yapıların hareket alanının daraltılması bakımından önem taşıdığını belirten Parlak, yeni dönemin güvenlik politikalarının ekonomik ve siyasi yeniden yapılanmayla birlikte ilerleyeceğini savundu.
Parlak, Suriye’de güvenlik yapılanması, altyapı ve enerji yatırımlarının Türkiye açısından yalnızca güvenlik başlığı olmadığını; aynı zamanda bölgesel ekonomik entegrasyonun bir parçası olduğunu ifade etti.
“Türkiye koridorların merkezinde”
Parlak’ın değerlendirmesinde Türkiye’nin en önemli stratejik avantajlarından biri ise coğrafi konumu.
Irak’ın Basra Körfezi’ndeki Büyük Fav Limanı’ndan başlayarak Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanması planlanan yaklaşık 1.200 kilometrelik Kalkınma Yolu Projesi, Ankara’nın bölgesel ulaştırma stratejisinin temel başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında 2024 yılında projeye ilişkin dört taraflı mutabakat zaptı imzalanmıştı.
Parlak, Kalkınma Yolu’nun yanı sıra Orta Koridor ve Suriye üzerinden gündeme gelen yeni enerji ve ulaştırma güzergâhlarının Türkiye’nin transit ülke konumunu güçlendirebileceğini belirtti.
Bu çerçevede “Four Seas Initiative” olarak adlandırılan ve Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz’i Suriye-Türkiye hattı üzerinden birbirine bağlamayı öngören yaklaşım da dikkat çekiyor. Ancak söz konusu girişim şu aşamada tamamlanmış bir altyapı projesinden ziyade, bölgesel enerji ve ulaşım bağlantılarını geliştirmeye yönelik bir politika çerçevesi niteliğinde bulunuyor. New Lines Institute tarafından Haziran 2026’da yayımlanan rapor, Suriye-Türkiye hattını bu yeni enerji mimarisinin merkezlerinden biri olarak öneriyor.
Azerbaycan gazı Suriye’ye Türkiye üzerinden ulaşıyor
Parlak’ın dikkat çektiği enerji boyutunda somut adımlardan biri ise Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılması oldu.
Azerbaycan gazının Kilis üzerinden Halep’e taşınmasına 2 Ağustos 2025’te başlandı. Projenin günlük 6 milyon metreküpe kadar kapasiteye sahip olduğu ve ilk aşamada Suriye’nin elektrik üretiminin artırılmasına katkı sağlamasının hedeflendiği açıklandı.
Bu gelişmeyi Türkiye’nin enerji koridoru rolünün önemli örneklerinden biri olarak değerlendiren Parlak, Türkiye’nin yalnızca enerji geçiş güzergâhı değil, bölgesel enerji güvenliğinin oluşturulmasında etkin bir merkez haline gelebileceğini savundu.
“Enerji ve lojistik hatları güç dengelerini değiştirebilir”
Parlak, Ortadoğu’da yeni ulaştırma ve enerji güzergâhlarının yalnızca ekonomik projeler olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu hatların bölgesel güç dengeleri üzerinde de etkili olacağını ifade etti.
Parlak’a göre Basra’dan Türkiye’ye uzanan Kalkınma Yolu, Orta Koridor ve Suriye-Türkiye ekseninde şekillenebilecek enerji bağlantıları, bölgenin deniz yollarına ve dış aktörlerin kontrolündeki güzergâhlara bağımlılığını azaltma potansiyeline sahip.
Bu gelişmelerin İsrail’in bölgesel enerji ve transit merkezi olma hedefleriyle de rekabet oluşturabileceğini belirten Parlak, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası, savunma sanayii kapasitesi ve diplomatik ilişkilerinin bu yeni jeopolitik tabloda birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu savundu.
Savunma sanayii “omurga” olacak
Parlak’ın değerlendirmesinde savunma sanayii de yeni bölgesel mimarinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin İHA ve SİHA sistemlerinden füze teknolojilerine, zırhlı araçlardan mühimmat üretimine kadar genişleyen savunma sanayii kapasitesinin Körfez ülkeleriyle geliştirilen işbirlikleriyle daha da genişleyebileceğini belirten Parlak, ortak üretim, teknoloji transferi, tatbikat ve istihbarat paylaşımının bölgesel caydırıcılığı artıracağını ifade etti.
Türkiye’nin NATO üyeliği ile bölgesel savunma işbirlikleri arasında denge kurmasının Ankara’ya hem Batı ittifakı içinde hem de bölgesel güvenlik mimarisinde hareket alanı sağladığını savunan Parlak, bu durumun Türkiye’nin stratejik özerkliğini güçlendirebileceğini dile getirdi.
“Türkiye hamisi değil, ortak çıkarların merkez ülkesi olmalı”
Parlak, değerlendirmesinin sonuç bölümünde Türkiye’nin Ortadoğu’da hegemonik bir güç olmaktan ziyade güvenlik, enerji ve kalkınma ekseninde ortak çıkarları bir araya getiren merkez ülke konumuna yükselebileceğini ifade etti.
Suriye’den Irak’a, Körfez’den Kafkasya’ya uzanan enerji, ulaştırma ve güvenlik projelerinin Türkiye’nin stratejik önemini artıracağını belirten Parlak, bununla birlikte İran’ın olası tepkisi, büyük güçler arasındaki rekabet, bölge ülkelerindeki siyasi kırılganlıklar ve projelerin ekonomik sürdürülebilirliği gibi risklerin devam ettiğine dikkat çekti.
Parlak, Ortadoğu’daki dönüşümün başarıya ulaşmasının yalnızca Türkiye’nin iradesine değil, bölge ülkelerinin ortak sahiplenmesine de bağlı olduğunu belirterek değerlendirmesini şu mesajla tamamladı:
“Ortadoğu artık eskisi gibi olmayacak. Türkiye; coğrafi konumu, tarihi birikimi, savunma sanayii, operasyonel tecrübesi ve diplomasi ağıyla yeni dönemin en güçlü ve güvenli merkezlerinden biri olmaya adaydır.”