Bugun...


Alaattin Parlak’tan gündem olacak sözler: “Sokaklar yatak odası değildir!”
Tarih: 08-08-2026 09:40:38 Güncelleme: 08-08-2026 09:44:38 + -


AK Parti 6. ve 7. Dönem MKYK Üyesi Alaattin Parlak, “Özgürlük Maskesi Altında Teşhircilik” başlıklı yazısında kamusal alanda giyim, mahremiyet ve özgürlük tartışmasını gündeme taşıdı. Parlak, “Müstehcenlik özgürlük değildir” derken, “Sokaklar uzun bir zamandır maalesef yatak odasına dönmüş durumda” ifadelerini kullandı.

facebook-paylas
Tarih: 08-08-2026 09:40

Alaattin Parlak’tan gündem olacak sözler: “Sokaklar yatak odası değildir!”

Taşkın ÇULCU

AK Parti 6. ve 7. Dönem MKYK Üyesi Alaattin Parlak, “Özgürlük Maskesi Altında Teşhircilik” başlıklı yazısıyla kamusal alanda giyim kuşam, mahremiyet ve toplumsal nezaket tartışmasını gündeme taşıdı.

Parlak, yazısında özellikle sokaklarda, toplu taşıma araçlarında, parklarda ve alışveriş merkezlerinde özel alana ait unsurların kamusal alana taşındığını savundu.

“Sokaklar uzun bir zamandır malesef yatak odasına dönmüş durumda” diyen Parlak, yazısına şöyle devam etti:

“Gündüz vakti, kalabalık caddelerde, toplu taşıma araçlarında, parkta, alışveriş merkezinde… Özel alana ait olanın kamusal alana taşındığı, mahremiyetin neredeyse unutulduğu bir manzara hâkim. İnsanlar giyinmekten ziyade ‘kendini teşhir etmek’ için dışarı çıkıyor gibi.”

“Müstehcenlik özgürlük değildir”

Bazı çevrelerde teşhirin “özgürlük”, “beden özerkliği” veya “modernlik” kavramlarıyla savunulduğunu belirten Parlak, bu yaklaşımı eleştirdi.

Parlak, “Bu durum, bazı çevrelerce ‘özgürlük’, ‘beden özerkliği’ ya da ‘modernlik’ diye pazarlanıyor. Oysa müstehcenlik özgürlük değildir. Özgürlük, başkasının bakışını, kamusal alanı ve toplumsal nezaketi yok sayarak sergilenen bir gösteri değildir” ifadelerini kullandı.

“Giyim kuşam sadece kumaş ve dikişten ibaret değildir”

Giyim kuşamın yalnızca kişisel bir tercih olmadığını savunan Parlak, kıyafetlerin toplumun ahlak anlayışını, estetik duygusunu ve mahremiyet sınırlarını da yansıttığını belirtti.

Parlak, moda sektöründeki eğilimlere ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bugün piyasaya bakıldığında, üreticilerin ve markaların bilinçli bir tercih yaptığı görülüyor: Daha kısa, daha derin yırtmaçlı, daha dekolteli, daha dar, daha şeffaf modeller.”

Mağazalarda sade ve mahremiyeti koruyan kıyafet bulmanın zorlaştığını ifade eden Parlak, “İnsan, giyinmek istediği halde giyinecek bir şey bulamıyor. Mahremiyeti koruyan, sade ve zarif alternatifler ya yok ya da marjinalleştirilmiş durumda” dedi.

“Çocuklar bu teşhirci ortamdan en çok etkilenen kesimdir”

Yazısında çocuklara da özel bir bölüm ayıran Parlak, kamusal alandaki mahremiyet sınırlarının aşılmasının çocukların beden algısı ve utanma duygusu üzerinde etkili olabileceğini savundu.

“Çocuklar bu teşhirci ortamdan en çok etkilenen kesimdir” diyen Parlak, şöyle devam etti:

“Sokakta, parkta veya toplu taşımada sürekli olarak mahremiyet sınırlarının aşılmasını gördüklerinde, beden algıları ve utanma duyguları erken yaşta bozulur. Normal olanın ne olduğunu ayırt etmekte zorlanırlar; giyinmenin bir vitrin sergisi olmadığını, mahremiyetin değerli bir sınır olduğunu öğrenmekte güçlük çekerler.”

Parlak, bu durumun ilerleyen süreçte çocukların hem kendi bedenlerine hem de başkalarının bedenlerine bakışlarını etkileyebileceğini ifade etti.

“Kamusal alan, herkesin ortak yaşam alanıdır”

Teşhirin kimi zaman “özgüven” veya “benliğini kabul etme” söylemleriyle meşrulaştırıldığını belirten Parlak, kamusal alanın toplumun farklı kesimlerinin ortak yaşam alanı olduğuna dikkat çekti.

Parlak, “Oysa kamusal alan, herkesin ortak yaşam alanıdır. Orada sergilenen her şey, istemeden de olsa başkalarının görüş alanına girer” ifadelerini kullandı.

“Yatak odası estetiğinin sokaklara taşınmasının bir özgürlük genişlemesi değil, sınırların silinmesi olduğunu” savunan Parlak, mahremiyetin zayıflamasının bireysel saygı ve toplumsal huzuru da etkilediğini belirtti.

“Bu eleştiri, kadın düşmanlığı ya da ‘örtünme dayatması’ değildir”

Parlak, yazısının kadınlara yönelik bir eleştiri veya örtünme dayatması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de özellikle vurguladı.

“Bu eleştiri, kadın düşmanlığı ya da ‘örtünme dayatması’ değildir. Aynı şekilde, her türlü beden ifadesini yasaklamak da değildir” diyen Parlak, meselenin özünü şöyle açıkladı:

“Özgürlük, başkasının sınırlarını ihlal etmeden kendi sınırlarını bilmektir.”

“Moda endüstrisi tüketimi körüklüyor”

Moda endüstrisinin “özgürlük” söylemi üzerinden tüketimi artırdığını savunan Parlak, giyim tarzının aynı zamanda bir iletişim aracı olduğunu ifade etti.

Parlak, “Üreticilerin dayattığı teşhirci moda, tüketiciyi ‘daha fazla açıl, daha fazla sat’ döngüsüne sokuyor. Bu döngü, mahremiyeti zayıflatırken, insanı da sürekli bir gösteri nesnesine dönüştürüyor” dedi.

“Gerçek özgürlük, bedeni bir vitrin gibi kullanmak değil”

Parlak, yazısının sonunda özgürlüğün bedeni sergilemekten değil, bedene, mahremiyete ve kamusal alana saygıdan geçtiğini savundu.

“Gerçek özgürlük, bedeni bir vitrin gibi kullanmak değil; bedene, mahremiyete ve kamusal alana saygı duymaktır” diyen Parlak, şu ifadeleri kullandı:

“Sokaklar yatak odası değildir. Giyim kuşam, teşhir aracı olmak zorunda değildir. İnsanlar, üzerine giyecek, hem bedenini koruyan hem de kişiliğini yansıtan kıyafetler bulabilmelidir.”

Parlak, yazısını şu sözlerle tamamladı:

“Müstehcenlik, özgürlük maskesi takmış bir dayatmadır. Toplum olarak bu dayatmayı sorgulamak, mahremiyeti yeniden değerli kılmak ve kamusal alanı ortak bir nezaket alanı olarak korumak zorundayız. Aksi takdirde, ‘özgürüm’ diye bağırırken, aslında herkesin bakışına mahkûm bir teşhir toplumuna dönüşmüş oluruz.”




Bu haber 622 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YUKARI