|
Tweet | Tarih: 09-08-2026 22:27 |
Mehmet Zeki Özer
TBMM Genel Kurulu’nda 289 sıra sayılı kanun üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varli, Türkiye’nin toplumsal ve tarihsel bir eşikten geçtiğini belirterek demokratik ve toplumsal barış sürecinin yalnızca Türkiye halklarını değil, bölgeyi ve gelecek kuşakları da doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
Konuşmasına Genel Kurul’u ve kendisini izleyen halkları selamlayarak başlayan Varli, Türkiye’de Kürt halkının varlığı, eşitlik talebi ve onurlu barış arayışının uzun yıllardır Meclis gündeminde olduğunu ifade etti.
“Bugün bu Meclisin görevi onurlu barışı ve eşit yaşam talebini toplumsallaştırmak ve barışı inşa edecek siyasal zemini oluşturmaktır” diyen Varli, bunun için farklı kesimlerin birbirini dinlemesi ve hassasiyetleri anlaması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin yakın tarihinde ağır acıların yaşandığını belirten Varli; yerinden edilmeler, yakılan köyler, parçalanan aileler, kayıplar ve hukuksuz tutuklamalara dikkat çekti. Annelerin yaşadığı acının ortak olduğunu söyleyen Varli, “Artık ‘êdî bese’ diyoruz” ifadelerini kullandı.
Varli, geçmişte yaşanan acıların yarıştırılmaması gerektiğini belirterek, “Başka anneler gözyaşlarını dökmesin, başka acılar yaşanmasın diye beraber barış deme zamanıdır” dedi.
Barışın yalnızca çatışmaların sona ermesi anlamına gelmediğini ifade eden Varli, kalıcı barışın hukuk, demokrasi, adalet ve toplumun yeniden birbirine güvenmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.
Türkiye’nin Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânlarını tartıştığı tarihsel bir dönemden geçtiğini belirten Varli, silahların susmasıyla birlikte eşit yaşamın da hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Varli, “Barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değil, barış hukukun güçlenmesidir, demokrasinin derinleşmesidir, adaletin herkes için işlenmesidir, toplumun birbirine yeniden güvenmesidir ve en önemlisi, ortak geleceğin birlikte inşa edilmesidir” diye konuştu.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde Kürt halkının taleplerinin siyasi hesaplarla ertelenmemesi gerektiğini söyleyen Varli, şöyle konuştu:
“Bu ülkenin ihtiyacı Kürt halkının taleplerini sürekli erteleyen ve yok sayan siyasal hesaplar asla değildir, olmamalıdır. Asıl ihtiyaç eşitliktir. Hakların güvence altına alındığı, demokrasinin güçlendiği ve hukukun siyasallaşmadığı bir Türkiye’dir.”
Varli, onurlu ve kalıcı barışın; farklılıkların kabul edilmesi, demokratik siyasetin güçlendirilmesi, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılması, ana dil hakkının güvence altına alınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle mümkün olacağını savundu.
Barışın yalnızca devletler veya siyasi aktörler tarafından kurulamayacağını ifade eden Varli, işçilerden kadınlara, gençlerden üreticilere, sivil toplumdan toplumun bütün kesimlerine kadar herkesin sürecin parçası olması gerektiğini söyledi.
“Halkın sürecin gerçek öznesi olması en güçlü güvence olacaktır” diyen Varli, barışı koruyacak gücün de halkın kendisi olduğunu dile getirdi.
Konuşmasında hukuki düzenlemelere de değinen Varli, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmasının siyasi bir jest değil, hukuk devletinin gereği olduğunu söyledi.
Varli, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile “rehin tutulan tüm yoldaşlarının” serbest bırakılması çağrısında bulunurken; hak ihlallerinin giderilmesi, adaletin işletilmesi ve eşit hukuk güvencesinin sağlanmasının demokratikleşmenin temel koşulları olduğunu belirtti.
Barış akademisyenleri, KHK uygulamaları, hasta mahpuslar, infaz uygulamalarında hak kaybına uğrayanlar ve düşüncelerini ifade ettikleri için cezalandırılan yurttaşlar açısından da etkili hukuk yollarının işletilmesi ve hak iadelerinin yapılması gerektiğini söyledi.
Kadınların barış mücadelesindeki rolüne özel olarak değinen Varli, kadınların yıllardır ağır bedeller ödediğini ve “onurlu barış” talebinden vazgeçmediğini belirtti. Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri başta olmak üzere kadınların taleplerinin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Çocukların ve gençlerin geleceğinin yalnızca güvenlik politikaları üzerinden ele alınamayacağını belirten Varli; ana dilde nitelikli eğitim, yoksullukla mücadele, güvenli yaşam, kültürel haklar, istihdam ve demokratik katılımın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Siyasi aktörlerin süreç karşısında koşulsuz destek ya da peşin itiraz yerine, demokratikleşmeyi güçlendiren adımları desteklemesi ve eksikleri eleştirmesi gerektiğini ifade eden Varli, ortak mücadele zeminlerinin yaratılması çağrısında bulundu.
Kayyım uygulamalarının sona ermesi ve koruculuk sisteminin bölgede yarattığı sonuçların demokratik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini de söyleyen Varli, “Barış yalnızca silahların sustuğu gün başlamaz. Barış; adaletin herkese eşit uygulandığı, hiçbir çocuğun geleceğinden korkmadığı gün başlar” dedi.
Türkiye’nin önünde tarihî bir fırsat bulunduğunu belirten Varli, bu fırsatın “korkularla değil cesaretle, kutuplaşmayla değil diyalogla, inkârla değil eşit yurttaşlık anlayışıyla” değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Varli, konuşmasını Yaşar Kemal’in “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa en güzel şiir barıştır” sözünü aktararak tamamladı.