Türkiye’nin geleceği dediğimiz, evlatlarımızı emanet ettiğimiz eğitim kurumları
bugün ne yazık ki ilimle, irfanla değil; kanla, gözyaşıyla ve bitmek bilmeyen
sistematik mobbing çarklarıyla anılıyor.
Manşetimiz net, acımız taze, öfkemiz ise çok derin: Milli Eğitim’de şiddet
bitmiyor!
Eğitim camiası, bir yandan sokaktaki şiddetin okula sirayet etmesiyle
sarsılırken, diğer yandan bizzat kurum içerisindeki "makam hırsı" ve "torpil
mekanizmaları" eliyle yürütülen idari şiddetin pençesinde can çekişiyor.
Şanlıurfa’dan gelen kurşun sesleri ile Balıkesir’in idari koridorlarından yükselen
sessiz çığlıklar aynı madalyonun iki yüzüdür: Denetimsizlik ve Liyakatsizlik.
ŞANLIURFA’DA DEHŞET: OKULDA KATLİAM GİBİ SALDIRI
Daha dün İstanbul’da bir kadın öğretmenimizin bıçaklı saldırı sonucu hayatını
kaybetmesinin yasını tutarken, Şanlıurfa’dan gelen görüntüler ise kan
dondurdu.
Sosyal medyaya düşen +18 ibareli o korkunç sahneler, bir eğitim yuvasının
nasıl bir can pazarına dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Bir şahıs, elinde silahla okula giriyor ve nefretini, cinnetini savunmasız
çocukların, öğretmenlerin üzerine kusuyor. Bilançosu ağır, sonuçları dehşet
verici:
* 10 öğrenci kanlar içinde,
* 4 öğretmen görevleri başında vurulmuş,
* 1 polis memuru ve 1 kantin işletmecisi yaralı.
Saldırgan, bu vahşeti gerçekleştirdikten sonra aynı silahla intihar ederek
arkasında travmalarla dolu bir okul ve onlarca parçalanmış hayat bıraktı.
Soruyoruz:
Bir okulun güvenliği bu kadar mı zayıf?
Bir saldırgan elini kolunu sallayarak nasıl dersliklerin kapısına kadar
dayanabiliyor?
Bu sadece bir güvenlik zafiyeti değil, toplumsal bir çürümenin ve eğitim
kurumlarının sahipsiz bırakılmasının sonucudur.
BALIKESİR’DE BİR KADIN ÖĞRETMENİN KARİYERİ NASIL GASP
EDİLİYOR?
Şiddet sadece silahla, bıçakla olmuyor. Bazı şiddet türleri var ki; kurşundan
daha ağır, yarası daha derindir. Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde
yaşananlar, idari şiddetin ve mobbingin ders kitabı niteliğindedir.
Bilim dünyasına katkı sunmaya çalışan, idealleri olan bir kadın bilim
öğretmeninin kariyer basamakları, bizzat onu desteklemesi gereken kurum
tarafından balyozla yıkılıyor. Peki, bu sistematik zulmün içinde neler var?
1. Torpil ve Kayırmacılık: Liyakat değil, "tanıdık" referansıyla makam dağıtımı.
2. Sürgün ve Ceza: Hakkını arayan, usulsüzlüğe boyun eğmeyen öğretmeni
yıldırmak için verilen haksız cezalar ve görev yeri değişiklikleri.
3. Yok Sayma: Bilimsel çalışmaların, projelerin ve başarıların üstünün
örtülerek, öğretmenin kurumsal kimliğinin imha edilmesi.
4. Hukuk Yolunu Kapatma: Her türlü idari baskıyla öğretmenin yasal haklarını
aramasının önüne set çekilmesi.
Tüm bu süreçlerin Ankara destekli yürütüldüğü iddiaları ise durumun
vehametini artırıyor. Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, bu feryatları
duymuyor mu? Yoksa "duymamayı" mı tercih ediyor? Kamuoyu nezdinde
"yersen" denilerek geçiştirilen açıklamalar, Balıkesir’deki o idealist öğretmenin
yaşadığı mobbingi örtmeye yetmiyor.
SAYIN CUMHURBAŞKANI’NIN SÖZLERİ NEDEN SAHADA KARŞILIK
BULMUYOR?
Sayın Cumhurbaşkanımız her fırsatta kadına yönelik şiddete karşı sıfır
tolerans vurgusu yapıyor. Kadın öğretmenlerin kariyer haklarının korunması,
çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve toplumdaki statülerinin güçlendirilmesine
dair verilen demeçler kağıt üzerinde kusursuz duruyor. Ancak Balıkesir
örneğinde de gördüğümüz gibi, bu açıklamalar yerel bürokrasinin insafına terk
edilmiş durumda.
Hükümetin en üst perdeden yaptığı "Kadın hakları kutsaldır" açıklamaları,
Balıkesir’deki bir müdürün masasındaki "mobbing dosyası" kadar hüküm
sürmüyorsa burada büyük bir yönetim boşluğu vardır.
Nasıl olsa "Sayın Cumhurbaşkanı bir kez açıklar geçer" mantığıyla hareket
eden yerel yöneticiler, kadınların kariyerlerini karartmaya devam ediyor. Bu
lafta kalan koruma kalkanı, kadın öğretmenlerimizi ne olası bir silahlı
saldırıdan ne de sayıları giderek artan idari zulümden koruyabiliyor.
UYUMLU ÖĞRENCİLER İSE AKRAN ZORBALIĞI PENÇESİNDE
Okullardaki şiddet sarmalının bir diğer kurbanı ise sessiz ve uyumlu
öğrencilerimiz. Okuluna gitmekten başka amacı olmayan, eğitimine
odaklanmış çocuklarımız, her gün sistematik "akran zorbalığına" maruz
kalıyor.
Eğitim yöneticileri, makam peşinde koşup öğretmenlere mobbing yapmakla o
kadar meşguller ki; sınıflardaki bu sessiz çığlığı duymuyorlar. Akran
zorbalığına karşı alınmayan önlemler, yarının potansiyel suçlularını
yetiştirirken, başarılı ve uyumlu çocukların geleceklerini karartıyor. Okullar birer
"Survivor" alanına dönmüş durumda; sadece "en güçlü" ve "en saldırgan"
olanın hayatta kaldığı bu ortamda eğitimden maalesef ki bahsedilemez.
BU HEDEF OLMALAR DEĞİŞMELİ!
Milli Eğitim Bakanlığı, sadece binaları yöneten bir yapı olmaktan çıkıp, insanın
can güvenliğini ve onurunu koruyan bir kaleye dönüşmelidir.
* Şanlıurfa’daki gibi canice saldırıların yaşanmaması için okullar "yol geçen
hanı" olmaktan kurtarılmalıdır.
* Balıkesir’deki gibi kadın öğretmenlere yönelik sistematik mobbing ve kariyer
gaspı yapan yöneticiler derhal görevden el çektirilmelidir.
* Ankara, yerel bürokratların keyfi uygulamalarına "dur" demeli, liyakati esas
alan bir denetim mekanizması kurmalıdır.
Eğitimde şiddet, sadece bir asayiş sorunu değil, bir yönetim sorunudur. Bu
sorun çözülmediği sürece, ne verilen müjdeler ne de yapılan reform
açıklamaları milletin vicdanında yer bulacaktır. Yaralanan öğrencilerimizin,
katledilen umutlarımızın ve hakkı gasp edilen öğretmenlerimizin hesabını
sormak, sadece bir gazetecilik görevi değil, bir insanlık borcudur.
Milli Eğitim’de şiddeti durdurun! Hemen şimdi!
Hakan MUHTAR