Bugun...


Hakan MUHTAR

facebook-paylas
FATİH CAMİİ’NDE BAŞ ÖRTÜSÜ ATMA SAÇMALIĞI
Tarih: 30-03-2026 00:02:00 Güncelleme: 30-03-2026 00:02:00


 

İstanbul’un kalbinde, tarih ile inancın iç içe geçtiği bir mekân vardır: Fatih

Camii. 

Bu cami yalnızca bir ibadet yeri değil; aynı zamanda medeniyetimizin hafızası,

toplumumuzun vicdanıdır. Son yıllarda gündeme gelen “başörtü atma eylemi”

ise bu mekânın ruhuna, İslam’ın temel prensiplerine ve toplumsal dengelere

dair derin tartışmaları beraberinde getiriyor.

BU EYLEM NEDİR, İSLAM’A UYGUN MUDUR?

Peki nedir bu eylem? Nereden çıkmıştır? Daha önemlisi: İslam’a uygun

mudur?

Öncelikle açık konuşmak gerekirse “Başörtü atma” şeklinde adlandırılan

protesto biçiminin İslam geleneğinde bir karşılığı yoktur. 

İslam’da başörtüsü, özellikle kadınlar için, Kur’an’da yer alan örtünme

prensibinin bir ölçüsüdür. Bu konu, tarih boyunca farklı yorumlara maruz

kalmış olsa da, örtünmenin bir “ibadet bilinci” olduğu açıktır. Dolayısıyla bir

ibadet sembolünün, özellikle de bir cami içinde veya çevresinde, protesto

amacıyla yere atılması ya da terk edilmesi; dinî açıdan saygı, edep ve niyet

kavramları çerçevesinde ciddi soru işaretleri doğurur.

KÖKENİ VE ORTAYA ÇIKIŞI

Bu eylemin kökenine baktığımızda ise bunun yerel bir gelenekten ziyade,

modern protesto kültürünün bir yansıması olduğunu görürüz. 

Özellikle 21. yüzyılda, beden ve kimlik üzerinden yapılan politik ve sosyal

protestolar dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Kadınların saçlarını kesmesi,

kıyafetlerini yakması ya da sembolik eşyaları terk etmesi gibi eylemler; daha

çok bireysel özgürlük, baskı karşıtlığı veya kimlik mücadelesi bağlamında

ortaya çıkmıştır. Türkiye’de de bu küresel protesto biçimlerinin yerel bir

uyarlaması olarak “başörtü atma” eylemi zaman zaman gündeme gelmiştir.

Ancak burada kritik bir ayrım yapılmalıdır: Bir bireyin kendi yaşamına dair

tercihleri ile kamusal ve kutsal alanlarda yapılan sembolik eylemler aynı kefeye

konulamaz. Fatih Camii gibi bir mekân, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil;

milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği bir ortak değerdir. Bu nedenle burada

gerçekleştirilen her eylem, yalnızca bireysel bir mesaj değil, aynı zamanda

toplumsal bir etki üretir.

TOPLUMSAL ETKİLER

 

Toplumsal etkiler meselesine geldiğimizde ise tablo oldukça karmaşıktır. Bir

kesim bu tür eylemleri “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirirken, başka

bir kesim bunu açık bir “saygısızlık” olarak görmektedir. Bu durum toplumda

zaten var olan kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. 

Bir yanda “özgürlük” söylemi, diğer yanda “kutsala saygı” vurgusu… Ortada

giderek sertleşen bir dil.

Oysa toplumlar, zıtlıklar üzerinden değil; ortak paydalar üzerinden ayakta kalır.

İbadet mekânları, bu ortak paydaların en hassas olanlarıdır. Bu alanlarda

yapılan provokatif eylemler, yalnızca bir tartışma başlatmakla kalmaz; aynı

zamanda toplumsal barışı da zedeler.

Daha da önemlisi, bu tür eylemler çoğu zaman amacının tersine sonuçlar

doğurur. Bir mesaj vermek isterken, mesajın içeriği değil yöntemi tartışılır hale

gelir. İnsanlar “ne söylendiğine” değil, “nasıl söylendiğine” odaklanır. Bu da

diyalog kurarak çözüm üretme ihtimalini ortadan kaldırır.

TOPLUMSAL ZARARLAR

Toplumsal zararlar açısından bakıldığında ise birkaç önemli başlık öne

çıkmaktadır.

Birincisi, kutsal mekân algısının aşınmasıdır. Camiler, yalnızca ibadet edilen

yerler değil; aynı zamanda toplumsal huzurun sembolleridir. Bu alanların

protesto sahasına dönüşmesi, toplumun geniş kesimlerinde bir güvensizlik

duygusu oluşturur.

İkincisi, kutuplaşmanın derinleşmesidir. Zaten hassas olan din ve kimlik

meseleleri, bu tür eylemlerle daha da sertleşir. İnsanlar birbirini anlamaya

çalışmak yerine, karşı tarafı “öteki” olarak konumlandırır.

Üçüncüsü ise, kadın bedeni ve kimliği üzerinden yürütülen bu tarz eylemlerin

farklı tartışmalara indirgenmesidir. Başörtüsü meselesi, aslında çok katmanlı

bir konudur: inanç, kültür, özgürlük, aidiyet… 

Ancak bu tür eylemler, meseleyi tek boyutlu bir “protesto objesi” haline

getirerek derinliğini kaybettirir.

ELEŞTİRİ VE PROVOKASYON AYRIMI

Burada bir başka önemli noktaya da değinmek gerekir: Eleştiri ile provokasyon

arasındaki fark. 

Bir toplumda her şey eleştirilebilir; dinî pratikler de dahil. Ancak eleştirinin bir

dili, bir yöntemi ve bir zemini vardır. Kutsal kabul edilen bir mekânda yapılan

 

sembolik bir “terk etme” eylemi, çoğu zaman eleştiriden ziyade provokasyon

olarak algılanır. Provokasyon, diyalog üretmez; yalnızca tepki üretir.

ÇÖZÜM NEDİR?

Peki çözüm nedir?

Çözüm, ne ifade özgürlüğünü bastırmakta ne de kutsal değerlere yönelik her

türlü eylemi meşrulaştırmaktadır. Çözüm, bu iki alan arasında sağlıklı bir

denge kurabilmektedir. 

İnsanlar düşüncelerini ifade edebilmeli; ancak bunu yaparken başkalarının

inançlarına ve kutsallarına saygı göstermelidir. Aynı şekilde, kutsal değerlere

sahip çıkanlar da farklı görüşlere tahammül edebilmeli; her eleştiriyi bir saldırı

olarak görmemelidir.

Fatih Camii’nde ya da benzeri kutsal mekânlarda gerçekleştirilen “başörtü

atma” eylemleri; İslamî açıdan tartışmalı, toplumsal açıdan ise riskli bir pratiktir.

Bu tür eylemler, kısa vadede dikkat çekici olabilir; ancak uzun vadede

toplumsal fayda üretmekten çok uzaktır.

Bir toplumun gücü, farklılıklarını nasıl yönettiğinde saklıdır. Belki de bugün en

çok ihtiyacımız olan şey; daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirimizi daha

dikkatle dinlemektir.

Hakan MUHTAR



Bu yazı 735 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI