Bugun...


Mehmet KARAKAŞ

facebook-paylas
İRAN ÜMMETİN SINAVI: DİRENİŞ Mİ? TESLİMİYET Mİ?
Tarih: 30-03-2026 00:03:00 Güncelleme: 30-03-2026 00:03:00


 

 

Ortadoğu’da yaşananlar bir “kriz” değil, açık bir hesaplaşmadır.
Bu hesaplaşma; devletler arasında değil, iki farklı dünya tasavvuru arasındadır:

Biri; küresel vesayeti sürdüren güçler,
Diğeri; buna itiraz eden bölgesel irade.

Bugün İran ile ABD ve İsrail arasında şekillenen gerilim, işte bu büyük kırılmanın sahadaki yansımasıdır.


İRAN NEDEN GERİ ADIM ATMıyor?


Uluslararası sistem anarşiktir.
Ve bu sistemde devletler ya güçlü olur ya da yönlendirilir.

İran’ın askeri kapasitesini artırması, füze programları geliştirmesi ve bölgesel ittifaklar kurması; Batı’nın iddia ettiği gibi “saldırganlık” değil, açık bir hayatta kalma stratejisidir.

Çünkü İran şunu çok iyi biliyor:

Irak’ın başına gelen, Libya’nın yaşadığı ve Suriye’nin içine sürüklendiği tablo; savunmasız kalan devletlerin kaderidir.

Dolayısıyla Tahran’ın politikası basittir:
***Caydırıcılık yoksa egemenlik de yoktur...


ABD İÇİN BU SAVAŞ BİR ÇIKMAZ SOKAK


ABD hâlâ dünyanın en büyük askeri gücü olabilir.
Ancak artık sınırsız hareket kabiliyetine sahip değildir.

Irak ve Afganistan tecrübeleri, Washington’a şunu açıkça göstermiştir:
Ortadoğu’da savaş başlatmak kolay, bitirmek imkansıza yakındır.

Bugün ABD;

- Devasa borç yükü,
- İç siyasi kutuplaşma,
- Çin ile artan rekabet

gibi başlıklarla aynı anda mücadele ederken, uzun süreli bir İran çatışmasını kaldırabilecek durumda değildir.

Tarih bunu defalarca yazdı:
İmparatorluklar savaş meydanında değil, maliyetlerin altında ezilerek geriler.


İSRAİLİN GÜCÜ VE KORKUSU

İsrail askeri olarak güçlüdür.
Ancak güvenlik algısı her zamankinden daha kırılgandır.

Çünkü ilk kez karşısında yalnızca bir devlet değil;
bölgeye yayılmış, çok katmanlı bir etki ağı bulunmaktadır.

İran’ın doğrudan savaşmadan bile denklemi değiştirebilme kapasitesi, Tel Aviv için en büyük tehdittir.

Bu yüzden İsrail’in saldırganlığı aslında bir güç gösterisi değil;
kontrol kaybı korkusunun dışavurumudur.


ASIL KIRILMA: ÜMMETİN SESSİZLİĞİ 

Belki de en kritik başlık burasıdır.

İslam dünyası, tarihinin en büyük jeopolitik kırılmalarından birini yaşarken;
ortak bir duruş sergileyememektedir.

Mezhep ayrılıkları, siyasi çıkar hesapları ve bölgesel rekabet;
ortak aklı felç etmektedir.

“Ümmet” kavramı duygusal olarak güçlü,
ancak pratikte dağınık ve etkisizdir.

İran meselesi aslında bir ülke meselesi değil;
bir duruş meselesidir.


BU SAVAŞTA KİM KAZANIR?

Modern savaşlarda kazanan;
toprağı ele geçiren değil, rakibini yıpratandır.

Bu noktada İran’ın en büyük avantajı şudur:

- Uzun süreli dirence hazır olması

- Asimetrik savaş kabiliyeti

- Psikolojik ve stratejik sabır

ABD hızlı sonuç ister.
İsrail kesin güvenlik ister.

Ama İran zamana oynar.

Ve çoğu zaman tarihi değiştiren şey hız değil, dayanıklılıktır.


SON SÖZ: İRAN KAZANABİLİR Mİ, KAZANMALI MI?


Bu sorunun cevabı klasik anlamda bir “askeri zafer” değildir.

Eğer İran;

- Baskıya rağmen geri adım atmaz,

- Bölgesel dengeyi korur,

- Rakiplerinin hedeflerine ulaşmasını engellerse

zaten bu mücadeleyi kazanmış sayılır.

Çünkü bu savaşın özü şudur:
TESLİM OLMAYAN KAZANIR

Ve bugün sahada görünen tablo şunu söylüyor:

İran yalnızca direnmekle kalmıyor,
oyunun kurallarını da değiştirmeye çalışıyor.

 

Selam ve Sevgilerimle…

 

Mehmet KARAKAŞ


mkarakas112@gmail.com



Bu yazı 1710 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI