İnkâr etmenin bir anlamı yok. Okullarda şiddet artıyor.
Daha vahimi, bu artışı hâlâ “münferit olay” diyerek geçiştirmeye çalışan bir anlayış var.
Hakikat ortada: Okul şiddeti bir anda ortaya çıkmıyor.
Bu bir “ani patlama” değil; göz göre göre gelen bir süreç.
Öncesinde sinyaller veriliyor, uyarılar yapılıyor, davranışlar değişiyor.
Biz görmemeyi tercih ediyoruz. Çünkü görmek, sorumluluk almak demek.
Veriler ortada.
Şiddet uygulayanların büyük çoğunluğu önceden işaret veriyor.
Sosyal hayattan kopuş, tehdit dili, kontrolsüz öfke ve hatta planlı hareketler…
Olanlar sürpriz değil. Sürpriz olan, bütün bu işaretlere rağmen hiçbir şey yapılmamış olması.
Peki neden?
Meseleye hâlâ kökten yaklaşmıyoruz.
Hâlâ “olay olduktan sonra” konuşuyoruz.
Hâlâ sorunun kaynağına değil, sonucuna odaklanıyoruz.
Bir yanda şiddeti adeta parlatan medya düzeni var.
Mafya figürleri, suç örgütleri, “güçlü adam” hikâyeleri… Gençlere ne anlatıyoruz?
Gücün hukukta değil, kaba kuvvette olduğu fikrini.
Üstelik bunu sadece dizilerde değil, sosyal medyada da sürekli yeniden üretiyoruz.
Diğer yanda ise denetimsiz bir dijital dünya.
Gençler saatlerce ne izliyor, kimleri örnek alıyor, hangi içeriklerle besleniyor?
Bu soruların çoğunun cevabı yok. Ama sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.
Ve okullar…
Bilim ve irfan yuvası olması gereken yerler, giderek güvensizlik alanlarına dönüşüyor.
Güvenlik zafiyetleri, zayıflayan öğretmen otoritesi ve etkisiz disiplin mekanizmaları…
Bunları konuşmaktan bile çekinen bir sistemle karşı karşıyayız.
En acı olanı şu: Öğretmenler kendini koruyamıyor.
Öğrenciler kendini güvende hissetmiyor. Ve biz hâlâ “gereken yapılacaktır” cümlesinin arkasına sığınıyoruz.
Artık mızrak çuvala sığmıyor.
Dünyada gördüğümüz okul şiddeti görüntülerinin benzerleri bu topraklarda da yaşanıyorsa, bu sadece bir eğitim sorunu değildir.
Bu, doğrudan bir güvenlik ve gelecek meselesidir.
Çözüm zor değil, eğer gerçekten istenirse.
Önce şunu kabul etmek gerekiyor: Bu bir süreçtir.
Rrken müdahale ile olumsuzluklar önlenebilir.
Okullarda erken uyarı sistemleri kurulmadan, rehberlik mekanizmaları güçlendirilmeden, risk altındaki öğrenciler takip edilmeden bu sorun çözülemez.
Medya denetimi ise artık bir tercih değil, zorunluluktur. Şiddeti özendiren, suçu cazip gösteren içeriklere “ifade özgürlüğü” kılıfı geçirmek, sorumluluktann kaçmaktır.
En kritik nokta: Öğretmenin itibarı.
Öğretmenin değersizleştirildiği bir yerde ne disiplin olur ne eğitim. Öğretmenin otoritesi yoksa, sistem zaten çökmüş demektir.
Çocuklar okula giderken korkuyorsa, öğretmenler görev yaparken tedirginse, ortada ciddi bir çöküş var demektir.
Süslü cümlelere değil, gerçek adımlara ihtiyaç var.
Mesele sadece okul değil.
Mesele, geleceğin nasıl bir toplum olacağıdır.
Gelecek, şu an sınıfların içinde şekilleniyor.