Bugun...


Prof. Dr. Ahmet Tekin

facebook-paylas
Randevu Değil, Adeta Referans Aranıyor
Tarih: 13-04-2026 00:03:00 Güncelleme: 13-04-2026 00:03:00


 

Diyarbakır’da bugün bir Kulak Burun Boğaz ya da cildiye randevusu almaya çalışmak, ne yazık ki sıradan bir sağlık ihtiyacını karşılamaktan çok daha fazlasını gerektiriyor. Öyle ki insan, ironik de olsa şu cümleyi kurmadan edemiyor: “Acaba bir milletvekili, bir bakan ya da daha üst düzeyde bir tanıdık bulsak da işimizi halledebilsek mi?” Elbette bu bir abartı; fakat yaşanan gerçeklik, bu ironiyi neredeyse haklı çıkaracak noktaya gelmiş durumda.

Bugün vatandaşın en temel hakkı olan sağlık hizmetine erişim, sistemin tıkanan damarları arasında adeta sıkışıp kalmış durumda. MHRS ekranında günlerce, haftalarca randevu kovalamak; gece yarısı alarm kurup birkaç saniyelik boşlukları yakalamaya çalışmak; hastane koridorlarında “belki biri gelmez” umuduyla beklemek… Bunlar artık istisna değil, sıradan bir vatandaşın rutinine dönüşmüş durumda.

Özellikle KBB ve cildiye gibi yoğunluk yaşanan polikliniklerde tablo daha da çarpıcı. Basit bir muayene için haftalar sonrasına gün verilmesi, çoğu zaman ise hiç randevu bulunamaması, insanları ya özel hastanelere yönelmeye ya da sağlık sorunlarını ertelemeye mecbur bırakıyor. Oysa sağlık, ertelenebilecek bir mesele değildir. Geciken her randevu, büyüyen bir hastalık; ihmal edilen her kontrol, ilerleyen bir risk demektir.

Ne var ki sorun sadece poliklinik randevularıyla da sınırlı değil. Tanı sürecinin en önemli basamaklarından biri olan MR (emar) ve tomografi gibi görüntüleme hizmetlerinde de benzer, hatta daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Bugün birçok hasta, bir film çekimi için 3 ay, hatta 6 ay sonrasına gün almak zorunda kalıyor. Bazı durumlarda ise randevu verilememesinin gerekçesi olarak cihazların arızalı olduğu söyleniyor. Bu da vatandaşın zihninde şu soruyu doğuruyor: “Hastalık mı daha hızlı ilerliyor, yoksa sistem mi daha yavaş işliyor?”

Oysa erken teşhisin hayat kurtardığı bir çağda yaşıyoruz. Bir MR’ın aylar sonrasına verilmesi, aslında sadece bir tarih meselesi değil; bir hastalığın teşhisinin gecikmesi, belki de tedavi şansının azalması anlamına geliyor. Bu durum, sağlık hizmetinin özüne aykırı bir tabloyu gözler önüne seriyor.

İşin en düşündürücü tarafı ise bu sürecin toplumda oluşturduğu algıdır. İnsanlar artık “tanıdık varsa iş olur” düşüncesine sürükleniyor. Bu algı, sadece sağlık sistemine olan güveni zedelemekle kalmıyor; aynı zamanda eşitlik duygusunu da derinden yaralıyor. Çünkü sağlık hizmeti, bir ayrıcalık değil; herkes için eşit ve erişilebilir olması gereken temel bir haktır.

Burada mesele yalnızca randevu bulamamak değildir. Asıl mesele, vatandaşın kendini çaresiz hissetmesidir. Sistem karşısında bireyin yalnız kalması, en basit ihtiyacını bile çözemez hale gelmesi, modern bir toplumda kabul edilebilir bir durum değildir.

Artık şu soruyu sormanın vakti gelmiştir: Bir şehirde insanlar hastaneye gidebilmek, bir film çektirebilmek ya da basit bir kontrol yaptırabilmek için gerçekten “birilerini mi tanımak” zorunda kalmalı? Yoksa sistem, vatandaşın ihtiyacına göre mi yeniden düzenlenmeli?

Çünkü bir toplumun gerçek gücü, en zayıf anında vatandaşına ne kadar hızlı ve adil şekilde ulaşabildiğiyle ölçülür. Sağlık sisteminde yaşanan bu tıkanıklık giderilmediği sürece, bugün ironiyle kurulan cümleler yarın acı bir gerçeğe dönüşmeye devam edecektir.



Bu yazı 1280 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI