finans haberleri
Bugun...


Abdurrahman SEVGİLİ

facebook-paylas
Huzur Ve Saadet Ancak İslam’la Olur
Tarih: 15-01-2022 00:01:00 Güncelleme: 15-01-2022 00:01:00


Unutulmamalıdır ki, dünyada tam huzur ve mutluluk mümkün değildir. “La Rahate Fiddünya” şeklinde meşhur Arapça bir söz vardır. Bu sözde de belirtildiği gibi, dünyada rahatlık yoktur. Cenab-ı Hakk’ın iki cihan için de iyilik isteyin şeklinde talimatları vardır ve Kuranı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey Rabbimiz, dünyada da ahirette de bize iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru” şeklindeki bu dua ayetini sürekli namazda okuruz. Bu dünya ahiret dengesi, dinimizin önemli bir özelliğidir. Dünyayı da ahireti de ihmal etmemek gerekir. Bizde ruhbanlık yoktur. Dünyadan elimizi eteğimizi çekmeden ahirete odaklanmak gerekir. Mutasavvıfların değişiyle:” halk içinde Hak ile beraber olmak” sözü bu dengeyi çok güzel ifade eder. Dünyaya dalıp ahireti ihmal etmek çok büyük bir felakettir. Esas perişanlık budur ve Ebedi hayatı berbat etmektir, dönüşü olmayan büyük bir felaket olacaktır. Sâdî Şîrâzî şöyle der:

Vefat edenlerin dili olsaydı, ağlaya ağlaya, feryat hâlinde şöyle diyeceklerdi:

“‒Ey diri insan! Dilin dönerken Cenâb-ı Hakk’ı zikret! Bizim zamanımız gaflet ile geçti. Sen bizim gibi olma! Sayılı olan nefeslerini Hakk’ın zikriyle ziynetlendir! Bu hayatı fırsat ve ganimet bil!”  Dünyayı terk etmek ise, ümmeti zayıf düşürür, düşmana ve namertlere muhtaç kılar. Bu yüzden diyoruz ki, dareyn saadetini hedeflemek akıllıca bir iştir ve yüce dinimizin de emridir. Akıllı insanların da tercihi budur. Unutulmasın ki, iki cihan saadeti de ancak İslamla mümkün olur. İslamı yaşamakla, Kuran ve Sünnete uymakla huzur ve saadet elde edilir.

 

“Dünya ahiretin tarlasıdır, dünyada ne ekersen ahirette onu biçersin” buyuruyor Efendimiz (sav). Dünya hayatı çok kısa, ebedi hayat ise adı üzerinde sonsuz bir hayattır. Orada mutlu olmak, dünyadaki gayretimize bağlıdır. Dünyada akıllıca işler yapıp kendisini yoran, zamanını güzel değerlendiren, Rabbinin rızasına odaklanan kimseler, ebediyyen mutlu olurlar, cennette ihtiyarlamaz, hasta düşmez, kimsenin zulmüne maruz kalmaz, malına, canına, ırzına ve hiçbir şeyine kimse zarar vermez, bütün arzuları yerine getirilir, Cemalullah’ı temaşa eder. Bütün bu bitmez tükenmez nimetler, dünyadaki gayretine, akıllı olmasına bağlıdır. Efendimiz (sav) akıllı insanları şöyle tarif eder;” Nefsini terbiye edip ahireti için çalışan kimsedir akıllı” Yukarıdaki ifadelerinde bir çelişki vardır diyenlerinizi duyar gibiyim. Ancak öyle değildir, bir çelişki yoktur. “Hem dünya için hem de ahiret için iyilik istemek” ve “dünyada rahatlık yoktur” ifadelerini biraz daha açmak istiyorum. Sürekli Rabbinin rızası ve ahiret saadeti için çalışan bir kimse, bedenen sürekli yorgun düşer, malıyla, canıyla ve diliyle, kalemiyle cihad eder, gece uykusunu bölüp ibadet için kalkar, göz yaşlarıyla Rabbine kulluk eder, gıdasından çocuklarının eğitimine kadar… her konuda İslamın ve takvanın gereğini yapınca, bedenen istirahatı olmaz, pek çok kişinin itirazına ve saldırısına maruz kalır, belki cezaevine girer, gerekirse canını ve malını kaybeder, başka bedeller de ödeyebilir. İşte bu anlamda dünyada hiç rahatı olmaz. Ancak ruhen mutludur, ebedi yurdu için ve yüce Allah’ın rızası için gaflete düşmeden gayret etmesi onu dünyadada iyiliğe kavuşturmuş ve kalben huzurlu kılmış, ebedi bedbahtlıktan da Allah’ın izniyle kurtulmuş olur. Ayrıca, dünyada, helal dairesinde yemesi, içmesi, gezmesi, ailesinde mutlu olması, itibarlı olması, insanlara faydalı olması…dünyanın iyilikleri ve nimetleridir. Bunlardan vazgeçin demiyor dinimiz. “Helal dairesi keyfe kafidir” sözü de dünyanın bu anlamdaki iyiliklerinin sınırını çizer dünyanın iyiliklerinin var olduğunu ifade eder ve helal dairesinin yeterli olduğunu açıklar. Asıl olan insanın uyanıklık halidir, görev, yetki ve sorumlulukların idrakinde olmasıdır. Gaflete düşmeden dünya hayatını sürdürmesidir.” Halk içinde Hak ile beraber olmak” sözü bu konuyu güzel özetler. Ticaretini yaparken gaflete düşmemek, Allah’ın yasakladığı şeyleri yapmamak, ölçü ve tartıda hile yapmadan, insanları kandırmadan, dürüstçe ticaretini yapmak, dinimizin doğru kabul ettiği ölçülerdir.

 

Huzur ve kurtuluş ancak İslamdadır. Erbakan hocamızın meşhur sözüdür: “İslamsız saadet olmaz” diye. Her alanda durum böyledir. En başta ilim konusunu hatırlamak gerekir. İlk ayetin “oku” olması her şeyin özetidir. İslamın ilme bakışını ortaya koyar.” Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” ayeti gibi ilahi mesajlar, dinimizin ilme bakış açısını güzel bir şekilde izah eder. İslam tarihi, bilim adamlarımızla doludur: Birunileri, Kindi ve Harezmileri, İbni Sina ve Ali Kuşçuları, İbni Haldun ve İbni Rüştleri, Ebubekir Zekeriya Razileri, Farabi ve İbn-i Sinaları burada hatırlatmak isterim. Batıyı aydınlatan, İslam bilginlerinden sadece birkaç tanesi bunlar. Batı hristiyanlıktan uzaklaşınca terakki etti/ ilerledi, müslümanlar ise islamdan uzaklaştıkça gerilediler. İslam ilme, okumaya, yazmaya, düşünmeye, üretip infak etmeye çok önem verir. İki günü eşit tutmayı kabul etmez. Lakin günümüzde, İslam gündemimizden çıktığı için, diğer bir ifadeyle yönümüzü batıya çevirip dinimizden, kültür ve özümüzden uzaklaştığımız için bilim adamı da yetiştirmez/ yetiştirmez olduk maalesef. Bu bir zihniyet ve anlayış meselesidir. Son yıllarda yetişen bir Fuat Sezgin’i ifade edebilirim. Ancak onu da yurttan kovduk Almanya’ya sürgün ettik. Yakın tarihte Almanya’da vefat etti. “İlim ve hikmet müminin kaybolmuş malıdır, onu nerede bulursa alır” hadisi bu konuda İslam’ın görüşünü ve ilme verdiği değeri anlatır. İslam, alimin mürekkebini şehidin kanından üstün tutmuştur. Bütün hataların temelini eğitimsizlikte görmüştür. Eğitimin zamanını, beşikten mezara kadar kabul etmiştir. İslam bu konunun da yegâne çözüm kaynağıdır.

 

Fakirlik, İslam coğrafyasının çok yaygın bir vakıasıdır. Pek çok zenginlik kaynağı olan yer altı ve yer üstü zenginlikleri Müslüman ülkelerde fazlasıyla olmasına rağmen, fakr-u zaruret hali yaşanmakta, açlıktan kırılan müslümanlar çok büyük acılar çekmektedirler. Varlık içinde yokluk yaşıyorlar maalesef. İslam Devletlerinin yöneticilerinin gaflet içinde olması, İslam’ın zekât ve diğer mali emir ve tavsiyelerini yerine getirmemeleri…bu acıklı durumu doğurmuştur. Petrol, doğal gaz, fosfat ve bor yatakları gibi pek çok yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen, fakr-u zaruret içinde yaşamak, en azından gaflettir, cehalettir, İslami anlayıştan kopuştur, dostunu bırakıp düşmanına yönelmek ve ona teslim olmaktır. Zekât gibi, çare olacak olan bir emrin uygulamada olmaması, en büyük faciadır. Kurtuluş istersen, İslam’ın zekât emrine uy, topraklarındaki zenginliklere sahip çık. Bak sorunlar nasıl çözülür?

 

Uğur Mumcu’nun yeni dinlediğim bir videosunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ne yazık ki bütün hukukunun batıdan, İsviçre’den, Fransa’dan ve Almanya’dan alındığını, İslam hukukunu sadece cenaze defninde uygulandığını söylüyor. Biz biliyoruz bunları ancak yıllar önce Uğur Mumcu’nun bu hususu yıllar önce dillendirmiş olması çok manidardır. Nüfus cüzdanında halkın büyük bir ekseriyetinin Müslüman olduğu ülkemizde, İslam’dan başka her şeyin var olması, ya da sadece İslam’ın olmaması, sorunlarımızın esas kaynağıdır. Dünyayı da isteyen İslama sarılsın, ahireti de isteyen İslama sarılsın, her ikisini de isteyen yine İslam’a sarılsın. Yegâne çözüm İslam’dır. Cehalete, fakr-u zarurete, ümmetin parçalanmışlığına, maddi ve manevi kalkınmaya tek çaredir İslam’dır. Toplumun yeniden inşası, ıslahı ve öze dönüşü, esas çözüm olacaktır. Kurtuluşumuzun yegâne reçetesi olacaktır. Sözlerimi bitirirken, herkesi bu konuda çok düşünmeye, yazıp uyarmaya ve gereğini yapmaya davet ediyorum. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun aziz dostlar.

 



Bu yazı 3207 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI