finans haberleri
Bugun...


Ahmet Ay

facebook-paylas
Namaz İbadeti 2
Tarih: 10-05-2022 00:01:00 Güncelleme: 10-05-2022 00:01:00


İbadet ama bilhassa namaz ibadeti kulun Allah ile alakası, Allah’ın cc yanındaki duruşudur:

İnananların Rablerinin yanındaki kulluğunun bilincinde olmalarının itirafıdır namaz ibadeti.

Ancak ibadetlerle/nüsuklarla ilişkimizin çok da sahih olmadığını kabul ediyoruz. Geçen yazılarımızda bahsetmiştik; şekle hapsedilen nusukların maksadına uygun yerine getirilmediği acı gerçeğimizdir. Bunun farklı nedenleri olsa da biz bu yazımızda ibadetin anlamında meydana gelen erozyondan bahsedeceğiz. 

Öyle dini kavramlar var ki tercüme ile başka dillere geçtiği için ya da orijinal haliyle kalsa da içeriği değiştiği için anlamında saklı bulunan manevi ağırlığını yitirir. İşte “salat” bu akıbete uğrayan en önemli kavramlardan biridir.

Bizim “namaz” dediğimiz ibadetin adı Farsçadan gelmedir. Kur’an-ı Kerim “namaz” olarak bildiğimiz ibadete “salat” diyor. Yani bizim kılarak eda ettiğimiz bu ibadetin dinimizdeki orijinal ifadesiyle adı: Salat’tır. Namaz kılmak “salatı ikame”dir, namaz kılan yani salatı ikame eden de “musalli”dir.

Namaza dönüşen “salat” ile salatın yerine geçen namaz birbirinin aynı olmaz, olamaz. Gönül isterdi ki Kur’an-ı Kerim’in bu kavramlarına gerekli hassasiyet gösterilseydi, gösterilsin. Çünkü namaz kılınır konu kapanır, lakin salatı ikame etmek bambaşka manevi, ruhsal süreçlere tabidir. Musalli yani namaz kılan kişi musalli oluşunu hayatının diğer safhalarına da taşıyan, bu musalli özelliğini sürdüren ve salatı hayatının merkezine yerleştirendir. Aksi halde musallin (namaz kılanlar) hayatlarının sair safhalarında buna layık davranmadıkları için çok ağır bir şekilde eleştirilmişler. Mekke müşriklerinin halini anlatan bir sure olsa da Maun Suresi’ndeki eleştiri, oradaki kötü özelliklere sahip olan diğer musallilere de önemli bir mesajdır.

Gerçi alimler tercüme dolayısıyla da oluşan bu boşluğu namazın maneviyatına layık tavsiyelerde bulunarak doldurmuşlardır. Hem ayet ve hadislerle hem de ehlüllahın hayatından örneklerle namaza hassasiyet gösterilmesi istenmiştir.

Arapça’da ve tabi ki Kur’an-ı Kerim’de geçen “salûv” kavramının kök analizini yapan dilbilimciler, bu kavramın onlarca anlamıyla oldukça geniş anlam dünyasına sahip olduğunu göstermişlerdir. Esasen “dua” anlamından hareket edersek ‘salat’ın namaz, destek, rahmet, tebrik etme, arındırma, yüceltme, istiğfar, ibadet anlamlarına geldiğini görebiliriz.

Salat, Kur’an-ı Mubin’in farklı ayetlerinde türevleri ile bütün anlamları ayrı ayrı içerecek şekilde geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de toplam 78 kez geçen salat ekseriyetle terim olarak namaz anlamındadır. Biz de konumuzla alakalı bu anlamı yani “salat/namaz”ı içeren ayetlerle yazımızı sürdüreceğiz.  

Salatın hususen özen gösterilmesi gereken bir ibadet/nüsuk olduğunu söz konusu bu ayetlerden rahatlıkla görebiliriz:

Rabbim! Beni ve soyumdan gelenleri dosdoğru namaz kılanlardan (mukimes-selat) eyle. Rabbimiz! Duamı kabul eyle! (İbrahim/40)

Şüphesiz Ben Allah’ım! Benden gayrı ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni zikretmek için (düşünmek, anmak için) dosdoğru namaz kıl! (Taha/14)

Namazları, özellikle orta namazı (Salati’l Vusta) muhafaza edin. Allah için buyuruldu kabul ederek namaza durun. (Bakara/238)

Kitab'a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz. (A’raf/170)

Daha onlarca ayet salatı ikame etmeyi konu edinir. Kur’an-ı Kerim’de namaza verilen ehemmiyet tartışılmazdır. Hiçbir ibadet/nüsuk için bu kadar ayet nazil olmamıştır. Dinimizde namazın böyle ayrı bir önemi vardır. Öyle ki bizden günün beş ayrı vaktinde namaz kılmamız istenmektedir.

İnsanın her ibadeti/nüsuku erteleme hakkı vardır lakin namazın sonraya (kazaya) bırakılmasının bir yolu yoktur. Hastalık gibi durumlarda orucu, haccı erteleyebilirsiniz ancak namazın hastalıktan dolayı ertelenmesi söz konusu değildir. Ayakta kılamıyorsa oturarak, oturamıyorsa nasıl uzanması mümkünse o pozisyonda, bu da mümkün değilse kalbiyle namaz kılmalıdır. Resul-i Ekrem’in sav savaşta namazı kısaltmak suretiyle kıldı(rdı)ğını biliyoruz.

“Gözümün Nuru Namaz!”

İlahi aydınlıkta kavuşmaktır:

Salat, vuslat…

“Sallu, vüsul…” ne kadar benzer sözcüklerdir? Arapça’da “salat” dediğimiz namaz ile kavuşma dediğimiz “vuslat” aynı köktendir. Salat psikolojik, ruhsal ayrılığın bitişidir çünkü salatı ikame etmekle yani namaz kılmakla “HUZURA” varıyoruz.

Yüce huzura!

Salat, “vuslat” ile aynıdır: kavuşma. Heyecanla beklenen kavuşma, muradına erme, aşıkın maşuka kavuşması…

Vüsûl, visal ve vuslatın karşıtı, ayrılıktır, firkattir. Vuslat demek, ayrılığın, firkatin bitişi demektir. Namaz ayrılığın bitimidir, kavuşmaktır.

Bu konu ile ilgili büyük Alim Muhyiddin İbn Arabi’nin (rh) nefis bir tespiti var, onu zikretmeden geçemeyeceğim.

Diyor ki mealen İbn Arabi,

“Abdest ibadeti için su bulunmadığı takdirde ya da meşru gerekçelerle kişinin su kullanmasının sakıncalı olduğu durumlarda toprakla teyemmüm etmek gerek. Lakin Rabbimiz teyemmümde başın toprakla mesh edilmesini istememiş. Çünkü başa toprak sürülmesi ayrılıkla alakalıdır, (büyük ıstıraptır, ağır kayıptır A.AY) lakin namaz ibadeti ise vuslattır…”

Evet, namaz/salat vuslattır da, mutluluktur, huzurdur...

Dolayısıyla namaz için alınan abdest ibadeti ile kendinizi hak yoluna feda etmeyi ilan ederken, aynı zamanda ibadetin “vuslat” özelliği ile hayat bulursunuz. Ölmeden önce ölmekle el-Hay’da hayat bulmaktır: ibadet, yani Allah’a (cc) kulluk.

Devam edecek…

 

 



Bu yazı 2202 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI