finans haberleri
Bugun...


Mehmet Ali ABAKAY

facebook-paylas
Kırklar Dağı -Kırklar Tepesi Ve Kimi Tespitler – 6
Tarih: 05-03-2022 00:02:00 Güncelleme: 05-03-2022 00:02:00


Bazen, sinirli anlarda, hesap kitap işlerinde, aksiliklerde ya da hayırlı işlerde besmele ile başlama durumunda  “Şeytana lanet olsun.” diye söylenen çıkarsa, “Na kirîb” ( Kirve olmadı) denir. Kişi, “Ez şaş bûm.” (:Ben şaşırdım) diyerek ortayı bulurdu.

Kumaş, çifte has, tülbent olmak üzere dokuma alanların makası eline almadan besmele çekmesi, kimi zaman “Euzu” ile başlamaları Êzidî olanların alışverişten soğumasına sebep olurdu. Şehirde bu durumlara sık rastlanılmadığı için çevremizde sıklıkla gördüğümüz Êzidî olanlar, ticaretini Diyarbakır’da yapar, sadece resmî işlemler için hükümet konağı’na gelir, fakir olanlar eşek yükü odun satmak için mecburiyetten ilçede bulunurdu.

Lanet takı başına geçirilmiş olma durumu sebebiyle Êzidî olan birinin çevresine bir çubukla ya da parmakla çizilen çemberden Êzidî çıkmaz, biri tarafından bu çember bozulmadıkça öylece kalırdı. Çocukken şahit olduğumuz bu eziyet karşısında büyüklerimizce uyarılmıştık. Bazen köyden meşelik getirip satan Êzidî olanlara çemberden kurtaranlar arasında olduğumuzu hatırlarız. İşyerimize sıklıkla gelen Köy Muhtarı, sabırlı ve anlayışlı biri olarak, kardeşlik vurgusundan vaz geçmezdi:

-Aynı milletteniz, inancımız farklıdır. Kardeşiz.

Êzidî Erkek ve Kadın Giyimi, bilenlerce fark edilirdi. Kadınların saçının bir bölümünü dışarda bırakması, genelde deq-dövme her kadının yüz işaretlerindendi. Deq, Müslüman kadınlarda daha çok Derik ve Mazıdağı, kısaca Karacadağ Kesimi’nde halen yaşatılmaktadır. Buna “Berî” denilen Kızıltepe ve civarı dâhildir.

Hristiyanlar arasında Süryanî-Ermenî-Keldanî-Rûm olmak üzere bu hususta bir farklılık bulunmazken, Hristiyanlar aynı mahallede bulunur, iş yeri olarak aynı semtte yer alırdı. Hristiyanların komşuluk seyrî, kendilerini olası olumsuzluklardan muhafaza etmeye dayandığı için, bayramlarda ve önemli günlerde ziyaretlere önem verirken, aynısını yılbaşlarında, bayramlarda, önemli günlerde, taziyelerde cevap alınırdı. 

İki tarafın çocuklarına tembihi, kendi semtlerinden uzaklaşmamasıdır. Her iki taraf çocukların kaçırıldığını, öldürüldüğünü, hatta pişirilip yenildiğine varan korkunç hikâyeler anlatırken, ayrım-ikilik, küçüklükten yeşertilirdi. Büyükler arasında böylesi manzaralar kabul edilmezken, geçmişten kaynaklanan kırılmalar, bilgisizliğin verdiği kışkırtmalarla daima meyveye elverişli fideler için sürgün vermeye zemin hazırlamıştır.

Cuhûdî olanlar, sayıca az olmalarına rağmen, en çok dışlananlar içinde yer alırdı. 1948 Yılında İngilizlerin kendilerine devlet kurduğu ve Filistin Halkı’na yaptıklarıyla nefret kazanan İsrail’e karşılık, şehir merkezinde bunun cevabı gecikmez. İsrail’e başlayan göçlerden geriye sadece  bir kadın kalır, o doğduğu şehri terk etmeyen tek Cuhûd olandır.

Halkın Yahudî anlayışından hoşlanmaması, kimi yağmur duaları için Yahudî Mezarlığı’ndan kafatası çıkarılmasına sebebiyet vermiştir. Elbette bu tür durumlar, ancak o dönemde öfkesine sahip çıkamayanları bağlar, başkalarını zan altında bırakmamalıdır. Cuhudî olanların Müslüman Çocuklarını çivili beşikte bağlayarak yatırıp, kendilerini öldürdükleri yaygın söylentilerdendir. Yahudîlerden evlenen Müslüman görülmemiştir, istisna olanları, müstesnadır. Hatta İsrail Genelkurmay Başkanı’ndan birisinin Diyarbakır’dan göçenler arasından çıktığı rivayet edilir, İsrail’de bir semtin “Diyarbekirli” adını taşıdığı söylenir.

Kırklar Dağı’nda olmamışsa da olmuş gibi gösterilen Müslüman ve Süryanî Gencin buluşmalarının gizliliği ve sonuçta evlenememesi, inanç farklılığındandır. Dikkat edilirse genelde hikâyelerde erkeğin Müslüman kızın Gayr-î Müslim olduğu görülür; Kerem ile Aslı, Ah Tamarra,.. 

Zaten hiçbir aşk hikâyesinde sevenler kavuşmaz, kavuşmaları mümkün sayılmaz; Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Mem û Zinn misali. 

                         NUHUN GEMİSİ ve KIRKLAR DAĞI NE ALAKA?

Yakın zamanda Kırklar Tepesi için iddiaların zenginleştiğini gördüğümüz Diyarbakır’da müthiş bir teori canlandırılmak istenmiş, bu tepenin altında Hazreti Nuh (a)’un Gemisi’nin olduğu gazetelere, televizyon kanallarına, sanal ortama yayılmıştır. Üstten görünümü gemiye benzetilen tepe için oluşan heyecanlı bekleyiş, üst yüzeyinde toprağın az olduğu tepe için geminin metrelerce kalınlıktaki kaya kütlesinin altında olabileceği kanaatini gözden düşürmüştür.

Yazarın iddiasına tepki üzerine, Ararat’ta bulunamayan Gemi, Cudî’de aranmazken, Kırklar Tepesi’nden beklenen gerçekleşmemiştir.  İddia sahibi yazar ile yapılan kalem münakaşamız da tek taraflı olarak çekilmemizle son bulmuştur.

Nuh (a) Peygamberin Gemisi’ni Ararat(:Ağrı) Dağı’nda yıllarca arayanların amacını bilmeyenler, Cûdî Dağı’nda Nuh Peygamberin kabrini nasıl açıklayabilecektir. Kur’an-ı Kerim’i –sözüm ona- geçersiz kılmanın çabası içinde olanlar, bu dağın geniş bir coğrafyada aranmasını neye bağlar? Belirtilen yerin (Şırnak-Cûdî) doğru olmadığını iddia edenlerin, ispat açısından ellerinde bir belge-kanıt olmayışı, genelde suyu bulandırma meşgalesi içinde davranışları, Ağrı’dan Kırklar Tepesi’ne yönelişi sağlamıştır. Güvercinin ya da kuşun zeytin dalı ile dönüşünü Diyarbakır’da açıklayamayanların (Diyarbakır’da zeytin yetiştiriciliği bildiğimiz kadarıyla mevcut değildir.) içine düştükleri acziyet, söz konusudur.

Ağrı’da kuş bakışı çekilen fotoğraflarda gemiye benzeyen kütlenin tutmaması, Kırklar Tepesi’nin kuş bakışı görünümüne yüzleri çevirmiştir. Günümüzde yükseltilerin çoğunun kuş bakışının gemi kütlesini andırması, ileride farklı yerlerde iddiaları gündeme taşıyacaktır.

Şırnak’ta bu yüksek dağa geminin oturmasını kabul etmeyen anlayış, diğer mekânlarda arayışını sürdürürken, tufanın farklı coğrafyalarda olduğunu ispatlama anlayışı, mitolojide yer alan örneklerden yola çıkarak, tufanın farklı bölgelerde olacağına insanı ikna edecek açıklamalar, Kur’an-ı Kerim’de yer alan ifadeye muhalif olma görüntüsü kazandırmaktadır.

Tarihte olan bu tufanın ardından diğer kıtalara da yansıyan izdüşümlerinden yola çıkanlar, o dönemde teknolojik gelişmeleri izah ederken, günümüzde mucîze ifadesini adeta zayıflatma arayışı içindedir. Mucîzeleri, akılla çözüme kavuşturmanın geçerliliğini idrak, mümkün değildir. Kamer’in (:Ayın) ikiye bölünmesi, Ölüleri diriltme hadiseleri, Oldukça uzak ve ulaşımı aylarca sürecek yerler hakkında bilgi sahibi olma, Mirac (:Göğe Yükselme) Hadisesi, Hz. İsa (a) Peygamberin göğe yükseltilmesi gibi konularda söz oyunları, inanmayanların uğraş alanı içindedir. Devam edecek



Bu yazı 1555 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI