Diyarbakır, bu yıl önemli bir uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapıyor: 11. Uluslararası Hafızlık ve Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması.
36 ülkeden 44 yarışmacının katıldığı bu ölçekteki bir organizasyon, yalnızca dini ve kültürel bir buluşma değil; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası arenadaki vitrinlerinden biri olma niteliği taşıyor.
Bu tür programlar, şehirlerin tanıtımı açısından büyük fırsatlar sunar.
Diyarbakır gibi tarihi, kültürel ve medeniyet birikimi yüksek bir şehrin böylesine bir platformda kusursuz şekilde temsil edilmesi beklenir. Ancak daha yarışma başlar başlamaz ortaya çıkan tablo, bu beklentilerin ne kadar uzağında kalındığını gösterdi.
Organizasyonun farklı aşamalarında gözlemlenen aksaklıklar, koordinasyon eksiklikleri ve hazırlık yetersizlikleri, “Uluslararası Standart” iddiasını ciddi biçimde zedeledi.
Misafir ağırlama düzeninden teknik işleyişe kadar birçok alanda yaşanan sorunlar, hem katılımcılar hem de izleyiciler açısından hayal kırıklığı yarattı.
Böylesine geniş katılımlı bir etkinlikte en temel unsur olan planlama ve düzenin tartışmaya açılması bile başlı başına düşündürücüdür.
Uluslararası konukların gözlemlediği bu aksaklıklar, sadece bir organizasyon hatası olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin tanıtımına yansıyan bir eksiklik olarak değerlendirilmelidir.
Sorumluluk yalnızca sahadaki uygulayıcılarla sınırlı değildir. Bu tür büyük ölçekli organizasyonlar; merkezi kurumlar, yerel yönetimler ve ilgili tüm paydaşların ortak planlama ve denetim sürecinin sonucudur.
Yaşanan sorunlar, kurumsal koordinasyonun da yeniden sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.
Daha önemlisi, bu tür etkinlikler yalnızca bir yarışma değil, aynı zamanda ülke imajının bir parçasıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Eski Başkanlarından Mustafa Şentop gibi üst düzey isimlerin de yer aldığı bir organizasyonda bu tür eksikliklerin yaşanması, daha dikkatli bir hazırlık sürecinin gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Diyarbakır’ın uluslararası tanıtımı açısından önemli bir fırsat olan bu etkinlik, ne yazık ki “başarı hikâyesi” olarak değil, kaçırılmış bir imkân olarak anılma riski taşımaktadır.
En üzücü olan ise, böylesine büyük bir vitrinde yer alma şansı varken, organizasyonel zaafiyetler nedeniyle oluşan olumsuz algıdır.
Sonuç olarak bu tablo, yalnızca bir etkinliğin değil, aynı zamanda organizasyon kültürünün de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir.