finans haberleri
Bugun...



1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı Bağlamında Şeyh Ubeydullah ve Kürtler

Amcasının vefatından sonra bölgedeki ilim ve irşad hizmetlerini ele alan Şeyh Ubeydullah bir taraftan Halidî şeyhi olarak Anadolu ve İran’da yaşayan mürid ve mensupları üzerindeki etkisini arttırırken, diğer taraftan Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasıyla oluşan ve bir türlü doldurulamayan siyasî ve sosyal boşluğu da değerlendirmeye başlamıştır

facebook-paylas
Tarih: 11-04-2022 00:07

1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı Bağlamında Şeyh Ubeydullah ve Kürtler

Bunun en açık görüldüğü hadise 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıdır. Bu savaşta Hakkâri ve Van vilayetlerinde yaşayan bazı Kürt aşiretlerinden oluşturduğu büyük bir silahlı güçle Osmanlı saflarında Ruslara karşı mücadele eden Şeyh Ubeydullah, bölgede etkin ve sözü dinlenir bir lider olarak da faaliyet yürütebileceğinin farkına varmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı Şeyh Ubeydullah ve ona bağlı bölgedeki Halidîler için bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Şeyh Ubeydullah bu savaşa kadar Nehrî ailesinin yürütmüş olduğu Osmanlı yanlısı siyaseti benimsemekle beraber, bu tarihten sonra yeni bir siyasî düşünce içerisine girmiştir. Bu bağlamda başlangıçta Ruslara karşı Osmanlıların yanında yer almanın bir “cihad” olduğuna dair “fetva” yayımlamış ve Kürt savaşçılardan oluşan muazzam bir güç hazırlamıştır. İçinde Nakşibendî/Halidî şeyhlerin de bulunduğu ve bunlardan da şehitlerin verildiği bu güçle Rusları mağlup edip onları Doğudan atarak Erivan kapısına kadar kovalamıştır. Ancak dönüşte bu zaferin mimarı olan Kürtlerin bu başarılarının ve verdikleri bedellerin görmezlikten gelindiği ve Osmanlı komutan ve yetkililerinin bu zafer ve başarıyı kendilerine mal ettiklerini, medyayı da bu yönde yönlendirdiklerini görünce Kürtler üzerinde oynanan oyunları görürü ve ona göre bir tavır alır. Aslında denilebilir ki onu ilerde (1880) başlatacağı bir Kürt ayaklanmasında Osmanlı-Rus Savaşı adeta kopmaya götüren bir dönüm noktası olmuştur. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça mesnevisinde uzun bir bölümü bu Osmanlı Rus Savaşına ve savaştaki Kürt olgusuna ayırmıştır. Önemine binaen başlığıyla beraber bu bölümün bir kısmını Türkçeye çevirip aşağıda sunmak istiyoruz:  
“1294 Yılında Osmanlı Devleti’nin Emri Gereğince Rus Devleti’yle Savaşmak İçin Cihat Hazırlığı Yapma ve Halktan Savaşçı Toplama Hakkında”
 
Savaş ilan edilip izdiham olduğu an
Bana emir verildi İmam tarafından
Savaşa gidip cihat etmekti maksadım
Bu maksat için gitmeye hazırlandım
Tarih bin iki yüz doksan dört olmuştu
Hicri hesaba göre savaş bu yılda oldu
O zaman Sultan Abdülhamit padişah idi
Adalet dağıtıyordu ve dindar bir şah idi
Cihan onun gölgesinde nimet evi olmuş
Her kes cömertlik deryasında boğulmuş
Enuşirvan onun adaletini devşirmiştir
Cömertlikte Hatem onun hizmetçisidir
Gurur, kibir ve kin ile Rusya Devleti
İşgal ve istila etti Müslüman memleketi
(Doğu) Beyazıt ve çevresini zapt ettiler
Osmanlılar oralardan çıkarak terk ettiler
Gerçi geride bıraktı çok sayıda askerini
Muhafaza etmek maksadıyla ülkelerini
Ruslar o diyarlara doğru geldikleri zaman
Onlara verdiler o diyarları hiç savaşmadan
Ruslar görünce Romlarda bu görüntüyü
Ki ne savaş davulu çalıyorlar ne de kösü:
Romlar savaşmadan oraları teslim ettiler
Ruslar Van’ı zapt etmek niyetindeydiler
Ruslar askerlerini Bazîd’den sevk ettiler
Ta Van şehrinin yakınlarına dek geldiler
Rus ordusu Bazîd’den hareket ettiğinde
Van vardı o inatçı düşmanın niyetinde
Rus askerleri Abığa’ya yetiştiklerinde
Ülkeyi ve Van’ı almak istediklerinde
Yardım istediler hem o diyarın ahalisi
Benim gibi fakirden hem Van’ın valisi
Saygın ve adaletçi üç erkek yola çıktılar
Bir gün bir gece yürüyerek bize vardılar 
Bizim bulunduğumuz mekâna geldiler
“Eyvah imdat, durum çok acil!” dediler
Bu haberi aldığımda vakit kaybetmeden
Memleket ahalisini haberdar ettim ben
Tüm o diyarlardan gelip hazırlananlarla
Ben de savaşmak için yola çıktım onlarla
Kürdistan’ı da bu olaydan haberdar ettim
Ki “ey savaşçı grup gelmelisiniz !” dedim
Gever’de birkaç günlüğüne bekledim
Orada çetin bir ordu hazırlamak istedim
Allah’ın verdiği güç ve başarı sayesinde
Sayısız askerler gelip toplandılar o yerde
Bir hafta içinde o kadar asker toplandı
Ki ileri görüşlüler akıllarıyla sayamadı
Gever’in içinde bir “meyhane” var idi
O kaşâne bir fesatlık ve fitne merkeziydi
İnandım ki bu tür şeyler yoluyla devlet
Onların gölgesinde yapıyor çok rezalet
Onu yıkmak devleti imar etmek demektir
Onu kaldırmak dine yücelen merdivendir
Bazı gönül ve ilim erbabını yolladım ben
Ki o meyhaneyi kaldırsınlar ta kökünden
O meyhane kökten ortadan kalkmış oldu
Fasıkların kalbi kalkmasından bozuldu
O fesat evindeki bütün araç ve gereçler
O iyi insanlar onları parça parça ettiler
Çirkefliğin olduğu o evin yıkılması
Müslümanlara oldu bir zafer müjdesi
Birinci fetih meyhaneyi tahrip etmekti
Çünkü şarap ve kötülüğün olduğu yerdi
Zafer ordusunu toplamak için Gever’de
Ben birkaç gün daha kaldım o yerlerde
Sevk ettim askeri, kaderinde zafer olanı
Kovmak ve yenmek amacıyla düşmanı
O günlerde ve aynı zaman içerisinde
Birkaç müfreze yolladım düşman üzerine
Ta ki savaşa kâfi bir miktar hazırlandı
Zafer taburları ikizler misali yollandı
Nizami şekilde komutanlar ve Reisleri
Kaydediyorlardı İmam adına askerleri
Çağrıcı, yeterince asker toplandı dedi
Söz verilenden daha çok bir araya geldi
Ordumuz Rusların karşısına çıktığı an
Rus yüzü tilki yüzü gibi oldu korkudan
İki taraf karşılaştığında savaş alanında
Rus ordusu rezil rüsva oldu Abığa’da
Kürtler savaşta cesur aslan gibiydiler
Rus askerlerini savaşta alaşağı ettiler
Rusların kafaları dolu gibi aşağı düşerdi
Her yönden aslan Kürtlere av olmuşlardı
Kürtlerin kılıçlarından çıkan parıltılar
Bulutlardaki şimşek sesini andırırdılar
Bu yağmur, gürültü, şimşek ve doludan
Kan seli yükseliyordu ölüm tufanından
Her vadiden köşe köşe ortaya çıkıyordu
Kürtlerin naraları ta Satürn’e ulaşıyordu
Ruslar, savaşçıların naraları korkusundan
Henüz darbe yemeden olurdu canlarından
Rusların ah ve figanları ta göklere erişti
Melekler de gaziler için “aferin” demişti
Ruslar Müslümanlarca yenilgiye uğratıldı
Zira Allah Müslümanlara zaferi hak kıldı
Rus kavmi Kütlerin kılıçları korkusundan
Kan akıyordu onların vücut organlarından
Ruslar kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordu
Savaş gereçlerinden kan selleri akıyordu
Hem Abığa’dan ta Bayezîd şehrine kadar
Rus kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordular
Ova, Rus tarafının ölüleri ile doluydu
Dağ ve sahraların tümü pis kokuyordu
Osmanlıdan bir fert bile bu savaş esnasında
Gelip de yer almadı savaşçılarımız yanında
Alanda birkaç bölük asker-i şahane vardı
Komutan evde oturan yaşlı bir komutandı
Adı “Faik” (Galip)’tir, kendisi korkaktır
Savaşta naralar atıldığında da yalancıdır
Galip idi ama “galip”liği fakirler üzerinde
Gevşek ve yumuşaktır savaşlar olduğunda
Şu daha tuhaftır ki, askerlerinden birisi
Ordumuza katıldı ve karşılandı kendisi 
Maaşını kesip onu ağır sopayla darp etti
“Niye Kürtlerle beraber savaştın?” dedi
Affedilmesi için o askerin büyük suçu
O zavallı için bizzat ben oldum arabulucu
Komutan dedi: “O büyük bir suç işlemiş
İçinde bulunduğu orduyu bırakıp gitmiş
O, belirli ordu disiplininin dışına çıkmış
Gidip savaşta Kürtler ile irtibat kurmuş”
Bu korkak kavimden birinin tüfeğinden
Ne bir ses, ne barut dumanı çıktı hepten
Onların elinde bunca top ve tüfek vardı
Maalesef hiçbiri savaşta bir işe yaramadı!
Gerçi ordunun içinde bazı kimseler vardı
İstek ve amaçları savaşmak ve intikamdı
Fakat komutanları onlara izin vermezdi
Buna gönlü olanların kalbine kan girerdi
Darbe alıp mağlup olduğunda Ruslar
Rom komutanlar Kürtleri kıskandılar
Romlar içindeki subay ve komutanlar
Ordumuzun aleyhine başkaldırdılar
Böylece Kürtlerin maaşlarını da kestiler
İki gün onlara bir ekmek bile vermediler
Hatta dokuz gün askerin maaşı kesildi
Açlıktan dolayı artık güçleri kalmamış idi
Onlar Rusların kuşatması altında kaldı
Ordumuz açlıktan yerinde duramıyordu
Defalarca Faik’ten istedim şunu diyerek:
“Ey hakan, ya bize top ver ya arpa ekmek
Ya bize top ver ki kuşatmayı kaldırayım
Ya da ekmek ver ki orduyu doyurayım”
Faik bize ne bu ne o, bir şey yapmadı
Ordumuz açlıktan firara doğru yol aldı
Açlık ordu içerisinde dağılmaya yol açtı
Askerler geri döndü, Ruslar umutlandı
Binlerce çaba ve sayısız efor sarf ettim
Bazı askerleri yoldan geri çevirebildim
O esnada bazıları orada mahsur kaldılar
Birkaç Rus taburu imdatlarına koştular
Zengezor Ovası’nın önüne dek geldiler
Aç aslanlar o yaban eşeği avları gördüler
Kahraman Kürtler yeniden hücum ettiler
Savaşa hiç doymayan aslanlar gibiydiler
Kürtler aslanlar gibi Rusları karşıladılar
Onlar “nerede kaçış yeri?” diye sordular
Gerçi o kahramanların sayısı azdı o an
Ama yüz yaban eşeğine yeter bir aslan
Kürt ordusu Ruslar ile öyle bir savaştı
Ki Rüstem ve Tusê Gurd öyle savaşmamıştı
Ruslar Zengezor Ovası’nda yenildiler
Kürtler de keskin kılıçlarla takip ettiler 
Bir gün geçmezdi ki mahsur kitleler
Ruslardan Kürtlerin eline düşmesinler 
Bu ikinci olayı kıskanan kişiler vardı
Ruhlarını kin ve düşmanlık ateşi sardı
“Kürd” üç harftir, toplamları şöyledir:
“K” kemal; “R” rüşt; “D” ise dindir
Kürdün öyle bir erdem ve hüner cevheri
Var ki, ona sahip değil kavimlerin hiçbiri
Eğer kendilerini iyi bir eğitmen eğitirse
Hiçbir hünerde yetişemez onlara kimse
Bir olup bir lider etrafında toplansalardı
Eşsiz benzersiz bir devlet kuracaklardı
Korkmadan büyük imparatorluklarla da
Karşı karşıya gelirdi vur-kaç savaşlarda
Ben aslen Kürt değilim, seyitlerdenim
Kürt taraftarlığım için bunları söylerim
Zira “hakkı söyle”! Demiş Peygamber
Her kes için iyiliktir doğru olan sözler
Şimdilik bu konuyu ve bu sözleri bırak
Yine komutanlara ve gayretlerine bak
Bir gün bir gece kaldıktan sonra Ruslar 
Öğleden sonra gitmeyi kararlaştırdılar
Gözümüz önünden Nemrut’tan geçtiler
Çadırlarını Karabulağ başında kurdular
Ruslar orada yaklaşık bir ay kaldılar
Romlar da Zengezor’da karar kıldılar
Ruslara Romlar bir saatlik uzaklıktaydı
Birbirlerine o mesafeden bakmaktaydı
Romlar oraya sürmüştü bir yığın askeri
Ama vur-kaça savaşına yoktu cesaretleri
O kalabalık Rom’a hiç cesaret gelmezdi
Kürtsüz bir cesareti iddia edemezlerdi
Çare olarak gelip bu fakire iltica ettiler
 Kürt savaşçıları toplamamı istediler
Kürtler dağılıp terk etmişlerdi oraları
Çabaladım toplamak için o dağılanları
Düştüm ordular yenen Kürtlerin peşine
Zahmet çektim onları toplamak için yine
Allah’ın yardımından sonra bir ayda
Sayısız Kürt savaşçısı toplandı orada
Evvel ayrılmak zorunda kalan Kürtler
Israrlarım sonucunda yine geri geldiler
O gayret sahibi Kürtler döndükten sonra
Gayretleriyle zarar verdiler düşmanlara
Karabulağ’a bir gece akını düzenlediler 
Kılıçlarıyla o Rusların kalbini dağladılar
Ruslar böylece Kürtlere mağlup oldular
Kürtler onları Erivan’a kadar kovaladılar
Kürtler gidip Erivan şehrine yerleşince
Romlar Saray’a doğru gitti korkusuzca
Erivan’ın fethine dair müjde verdiler
“Evet, Erivan’ı biz fethettik” dediler
Aslında Erivan’ı fethedenler Kürtlerdi
Ama kimse zerrece yazıp söylememişti
Devlet rütbe ve nişanları subaylara verdi
Sanki Erivan onlar tarafından fethedildi
Savaşta bütün sıkıntıları Kürtler çektiler
Fakat fethin nimetlerini Romlar yediler
Meydana gelen o çatışmalarda Kürtler
Yaklaşık dokuz yüz kadar ölü verdiler
Âlim ve tarikat halifelerinden beş kişi de
Şehadet şerbetini içmişlerdi kendileri de
Rom ordusu içindeki askerlerden ise 
Ne öldürülmüş ne yaralanmıştı kimse
 
Bu savaştan sonra bölgedeki nüfuzu artan Şeyh Ubeydullah, Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasından sonra doğan boşluğu karizmatik dinî kimliği ve siyasî liderliği ile doldurmayı başarmıştır. İngiliz belgelerinde onun için yapılan şu tespit bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: 
“Şeyh Ubeydullah kendisini Müslümanlıkta dinî rütbeli üçüncü kişi olarak görüyor. Gerçekten İranlı olan birkaç aşiretin dışında bütün Kürtlerin sivil kralı olarak kabul edilir. Her sınıftan yaklaşık 500-1000 ziyaretçisinin kapısına gelmesiyle vakit geçirerek kraliyet yolunda yaşar. Karakteri Türklerde olduğu kadar İranlı memurlarda görülenin tam tersidir. O veya oğlu iş için gelen herkesle sorun ne kadar küçük de olsa bireysel olarak görüşür. Ev hayatı daha sadedir, alkol yaşadığı kasabaya hiç girmez. Sabahın ilk ışıklarından gece geç vakitlere kadar o ve meşru mirasçısı (oğlu) devletin ve halkın ihtiyaçlarıyla meşgul olur. Şeyhin halkı ona derin bir saygı ve sevgi gösterir fakat aynı zamanda da itaatsizlik etme cüretinde bulunmazlar. Onun sadece bir hâkim ve hükümdar olduğunu söylerler. Asla rüşvet almaz memurlarının da almasına izin vermez”.



Bu haber 2954 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Dünya Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI