Bugun...



AK Parti ve MHP ittifakı ağır sonuçlar doğuracak potansiyeli barındırıyor

AK Parti ve MHP ittifakını olağan olmayan zemin üzerinde oturduğunu ifade eden görevden alınan Ergani Belediye Başkanı Ahmet Kaya, “Bu nedenle bu ilişkinin sonlanması ya da iktidar pozisyonundan düşmesi ağır sonuçlar doğuracak potansiyeli barındırıyor.” dedi.

facebook-paylas
Tarih: 09-01-2023 00:30

AK Parti ve MHP ittifakı ağır sonuçlar doğuracak potansiyeli barındırıyor

Hakkındaki soruşturma gerekçe gösterilerek görevden alınan, ancak yargılandığı davadan beraat edince itiraz süresi dolmasına rağmen Valiliğin itirazıyla davası İstinaf Mahkemesine taşınan Ergani Belediye Başkanı Ahmet Kaya, AK Parti’nin iktidara gelişi ve gelinen noktada AK Parti siyasetini gazetemize değerlendirdi. Türkiye’deki siyasi belirsizliğe dikkati çeken Kaya, “Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın tarihinde bu kadar belirsizliğin ve bilinmezliğin yaşandığı bir dönem var mıdır? Bilmiyorum.” dedi.

Ülkelerin belli dönemlerinde kriz, kaos ve belirsizlikler yaşayabileceğini, ama bir anda çok boyutlu, çok yönlü ve çok derin krizlerin yaşandığı dönemlerin nadir olduğunu, Türkiye’nin de bu nadir görülen belirsizliği yaşadığını vurguladı. Cumhuriyet tarihi boyunca sistemin demokratik çerçevede işletilmemesi nedeniyle sürekli bir darbe mekanizmasının devreye sokulduğunun altını çizen Kaya, 28 Şubat darbesinde ise farklı bir yöntem izlendiğini, askerin yönetime el koymadığını, hükümetin istifaya zorlandığını ve askerin direktifleriyle hareket eden yeni bir hükümetin kurulduğunu hatırlattı. Yaşananın düpedüz darbe olduğunu kaydeden Kaya, “Herkes durumun adına darbe der ve bu konuda hemfikir idi. Dolayısı ile bir münafıklık işleyişi yoktu. Ya da şirk rejimi de yoktu. Zira demokrasi kisvesi altında işleyen bir vesayet yoktu. İşleyiş gayet net bir şekilde antidemokratik idi. Ve demokrasi ortada yoktu.” diye konuştu.

28 Şubat sürecinin ülkeyi hem siyasî hem de ekonomik bir kriz ile karşı karşıya bıraktığını aktaran Kaya, “2000'li yıllara krizlerle giren Türkiye toplumu, o güne kadar var olan partileri çare üreten partiler olarak görmekten vazgeçmiş yeni arayışların olduğu bir vasata gelmişti. 12 Eylül darbesinin Turgut Özal'a açtığı yol ve imkân bu defa Tayyip Erdoğan'a açılıyordu. 28 Şubat vesayetinin mağduru, üstelik de cezaevi yatan birisi olarak kurgusu tamamlanmış bir hikayenin baş kahramanı olan Erdoğan'ın partisi girdiği ilk seçimde tek başına iktidar oluyordu. En önemlisi de günün koşullarında ortaya çıkan tablonun ve seçim yasasının avantajı ile yüzde 35’in altında bir oy ile parlamentoda neredeyse yüzde yetmişe varan bir temsiliyeti eline almış oluyordu. Siyasal alanda yaşanan, zayıf hükümetlerin de katalizör görevi yaparak ortaya çıkan kriz, aldığı düşük oy oranına nispetle elde ettiği büyük temsiliyet gücüne dayanan AKP hükümeti ile giderilmiş oluyordu. 91- 2002 arası dönemde koalisyonlarla ve istikrarsız hükümetlerle yönetilen Türkiye, 11 yıl aradan sonra yeniden tek başına iktidar olan bir hükümet ile yönetilme imkanını yakalamıştı.” ifadelerini kullandı.  

‘SİYASİ ZAFERİNİ DENİZ BAYKAL’A BORÇLU’

Daha sonraki süreçte yaşanan gelişmelere dikkati çeken Kaya, “Antidemokratik uygulamaların sonucunda, çoğunluğu mağdur olan kesimler bir partiyi iktidara taşıyordu. Üstelik hikayenin kahramanı da mağdur biri idi. Ortaya çıkan tablonun demokrasinin bir nimeti olduğu gerçeği kabul görüyordu. Bundan dolayı Türkiye toplumunun birçok kesiminin, bu hikayeden sahici bir demokrasi hikayesinin yazılacağına dair inancı da artıyordu. Mağdurların, "mağduru" iktidar yaptığı bir ülkede, ağır aksak bir demokrasinin varlığı, bunu gerçekleştirmeye imkân veriyorsa, daha iyi işleyen bir demokraside nelerin olabileceğini düşünenler, haklı olarak hikayenin kahramanından pek umutlu bekleyişler içinde idi. Partisi tek başına iktidar olmasına rağmen aldığı siyaset yasağı gereği hükümet kuramayan ve başbakan olamayan Erdoğan, siyasî zaferini borçlu olduğu mağduriyeti en büyük siyasî rakibi Deniz Baykal'ın desteği ile giderirken, ne ilginçtir ki, mağduriyetten mağduriyet devşireceği siyasî hayatına ilk adımlarını atıyordu. ABD, AB gibi güç odaklarının desteğini ve güvenini de arkasına alan Erdoğan, iktidarının ilk döneminde 28 Şubat vesayetinin temsilcileri ve sürdürücüleri ile epeyce karşı karşıya gelmek suretiyle yaşadığı zorluklara karşı direnç göstermeyi başardı. Bu arada içerde de devlet bürokrasisinde palazlanmış, bürokratik işleyişi becerebilen kadroları da olan o zamanların muhteremi 'Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hizmet hareketiyle, ama şimdiki adı FETÖ olan örgüt ile bu vesayetçi kesime karşı işbirliğine de gitti. İçerde ve dışarda güçlü müttefiklerle arkasını sağlama alan Erdoğan, vesayet rejiminin engelleri ile karşılaştıkça "iktidarız ama muktedir degiliz' retoriğine sıklıkla başvurarak iktidarını borçlu olduğu mağduriyetini daha çok kullanarak güç devşirmeyi başarabildi. Bu arada partisi için açılan kapatılma davası, 15 Nisan e Muhtırası, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 sayısı üzerinden ortaya çıkarılan yapay kriz, vesayet rejimi ile kavgalı hale gelen Erdoğan'ın mağduriyetine mağduriyet ekliyordu. Her bir mağduriyet algısı ve adımı Erdoğan'ı iktidar yapan bu faktörü daha da etkili hale getiriyordu. Avrupa Birliği Uyum Yasaları gereği askerî vesayetin gücünü gittikçe törpüleyen Erdoğan, FETÖ'nun desteği ile ordunun içinde komuta kademesindeki katı Kemalist kadrolara yönelik Ergenekon Terör Örgütü adı ile bir operasyona girişip bu komuta kademesini ve bağlantılı olan askerleri yargılamaya başlıyordu.” şeklinde konuştu.

‘AĞIR SONUÇLAR DOĞURACAK POTANSİYELİ BARINDIRIYOR’

Güç mücadelesinde AK Parti’nin yol temizliği yaptığını işaret eden Kaya, şunları kaydetti:

“Ordu ve Erdoğan arasındaki güç mücadelesi Erdoğan'ın lehine işliyorken bu mücadelede Erdoğan'a avantaj sağlayan FETÖ, Erdoğan'dan büyük taleplerde bulunmaya başlıyordu. Kamuoyuna yansıyan kadarı ile TBMM için istenilen yüksek sayıda kontenjan, TİKA vb kurumlar üzerinden girişilen güç rekabeti, kimi değerli arazilerin tahsisi talepleri ve bunların karşılanmayışı iplerin gerilmesine yol açtı. FETÖ'nun örgütlenmede ve finans sağlamada en işlevsel olarak kullandığı kurumlar olan dershanelerin kapatılması kararı, kılıçların açıkça çekildiği hadise oldu. Bu hamleye karşı Mit müsteşarı Hakan Fidan'ın gözaltına alınıp sorgulama girişimi, 17-25 Aralık yolsuzluk, rüşvet operasyonu, çözüm sürecinin akamete uğraması adına Ceylanpınar'daki polislerin öldürülmesi hadisesi FETÖ tarafından gerçekleşen hamleler olarak görüldü/yorumlandı; tarihsel kayıt ve hafızalara yazıldı. Ordu içindeki Kemalist kadrolara karşı desteğini aldığı FETÖ ile kavgalı duruma düşen Erdoğan, askerlere karşı korumasız ve partnersiz kalıyordu. Hem Kemalist kadrolarla hem de Gülenist kadrolarla kavgalı hale gelen Erdoğan, bu durumda bir çıkış yolu bulmak zorunda idi. Kandırıldığını itiraf ederken; Allah'tan ve milletinden af ve özür dilediğini deklare ederken Erdoğan, bu mesajı birincil olarak ordudaki Kemalist komuta kademesine veriyordu. Erdoğan'ın Kemalist kademeye yaklaştığını gören FETÖ, bu yakınlaşmanın ve ilişkinin neye mal olacağını pekala iyi hesaplıyordu. Bu yüzden de Erdoğan'ı devre dışı bırakmanın; nispeten yıpranmış Kemalist kademenin de etkisiz hale getirmeyi hesapladığı bir darbenin planını yapıyordu.  15 Temmuz darbe girişimi planlanan tarihte mi gerçekleşti, yoksa bu girişimi haber alan kimi mahfillerin olması üzerine planlanan zamandan önce mi gerçekleşti, ya da bir kontr girişimle manipüle mi edildi, yahut da planlamayı yapanların kendi aralarında bir ihtilafa düşüp girişimin başarısız olmasında rolünün mü olduğu muamma ve bilinmiyor. Bu sorular, cevapları merak edilen sorular olarak kalmaya devam ediyor. 15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte Türkiye'de bambaşka bir siyasal iklim olmaya başladı. Bu girişim üzerinden olağanüstü hal rejimini de geride bırakan ve aratan bir sıkıyönetim hali uygulanmaya başladı. AKP - MHP, baskıcı bir rejim uygulama noktasında ittifak ederek bir anda siyasal partner ve kader ortağı oldu. Bir gün önce birbirini ihanet ile en ağza alınmaz küfür ve hakaretlerle itham eden ve anan iki parti ve bu iki partinin lideri, ne oldu da bir gün sonra ülkenin bekasını birlikte sağlama alanlar konumuna geldi?  Kurulan ilişki öyle bir ilişki ki, her iki partinin tabanı da nasıl olduğunu izah edemiyor. Ve her iki partinin tabanı da ötekinin onları esir aldığını düşünüyor. MHP'lilere göre ülkücü hareket ve MHP Erdoğan'ın koltuk değneği oldu, AKP' lilere göre de AKP ve Erdoğan Bahçeli ve MHP'nin esiri oldu. Bu da gösteriyor ki bu süreç ve yaşananlar doğal, mecrasında akan, olağan siyasetin doğurduğu bir süreç değildir. Ancak buna rağmen her iki kesim de çok iyi biliyor ki, olağan olmayan bu ilişkinin üzerinde oturduğu zemin, hukukî meşruiyeti taşıyan bir zemin değildir. Bu nedenle bu ilişkinin sonlanması ya da iktidar pozisyonundan düşmesi ağır sonuçlar doğuracak potansiyeli barındırıyor. O nedenle karşılıklı bir bağımlılık ve birbirini kollama ilişkisi olan bu ittifak her şeye rağmen sürdürülmelidir. Seçime doğru giderken hafızamızın tazelenmesi adına bu süreci ana hatları ile hatırlamakta yarar olur düşüncesi ile bu değerlendirmeyi dikkatinize sunma ihtiyacı duydum. Şüphesiz bir çok eksiği yanlışı da barındırması muhtemel bir değerlendirme.”

 

Mehmet Zeki Özer Özel haber.




Bu haber 1226 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbakır Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI