Bugun...



DİN NASİHATTİR

Bu hafta Cuma sohbetimizin konuğu Eğil ilçe müftüsü Cüneyit ACAR kendisi ile Din üzerinde konuştuk. Dinlerin gayeleri, amaçları, din nedir sorduk.

facebook-paylas
Tarih: 17-11-2023 00:20

DİN NASİHATTİR

Mehmet Zeki Özer Özel

Rahman ve Rahim olan, insanoğlunu ve bütün kâinatı rahmetiyle var eden Allah’a hamd olsun.

İnananların sıkıntısını sıkıntısı kabul eden, müminlere rauf ve rahim olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) salât ve selâm olsun.

Nasihat sözlükte dinin ve aklın beğendiği şeyleri tavsiye, öğüt, ibret verici ders, ihtar, iyi ve hayırlı işlere davet, kötü ve şer olan şeylerden  nehyetmek, bir işi sadece Allah rızası için yapmak, iyi niyet sahibi olmak ve başkasının iyiliğini istemek, yırtık olan elbiseyi dikmek, balı mumundan süzüp arındırmak gibi çeşitli manalara gelmektedir. Bazı kaynaklarda ise daha geniş kapsamlı olarak nasihat, kişinin inanç, ibadet ve her türlü iyiliklerdeki dürüstlük ve samimiyetini ifade edecek şekilde açıklanmaktadır.

Hattabî nasihat kelimesi vecizu’l-esmadan saymaktadır. Yani çok anlamlı bir kelime olup birkaç kelime ile izah etmek mümkün değildir. İbn Manzûr da aynı kanaattedir. Ona göre de nasihat kelimesi Arapça’da çok geniş manaları olan bir kelimedir. Ancak bütün manalarını iki noktada birleştirmek mümkündür:

1. Nasihat bir şeyi veya bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, ihlas, sadakat ve samimiyet demektir.  Arı-duru oldu, saf oldu demektir. İçinde aldatma duygusu olmayan, kalbi hâlis kimselere nâsih veya nasûh denmiştir. Nitekim Kur’an’da da içten, ihlaslı ve samimi olan tevbelere Tevbe-i Nasûh denmiştir. Bir hadiste Hz. Peygamber’e tevbe-i nasuh’un ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Sahibini bir daha günaha sevk etmeyen hâlis tevbedir.”

2. Nasihat kelimesinin manalarının birleştiği ikinci anlamı insanları iyiye ve güzele sevk etmek için yapılan güzel konuşma, vaaz, öğüt, tavsiye, ihtar ve ibret verici ders ifadeleri ile anlatılmıştır. Türkçeye de sadece bu anlamı geçmiştir. Bugünkü köşe yazımızda nasihatin birinci manası üzerinde duracağız. Yani nasihatin ihlas, sadakat ve samimiyet olduğu üzerinde duracağız.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’den rivayet edilen bir hadis-i şerif, Yüce dinimiz İslam’ın, özü itibariyle ihlâs ve samimiyetten ibaret olduğunu bildirmektedir. Sahabeden Temîm ed-Dârî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.s.): “Din nasihattir” buyurdu. Sahabeden bazıları: “Kimin için nasihattir, Ya Resûlallah? diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün Müslümanlara.” (Müslim, İman, 95)

İslam âlimlerince İslam’ın temel dayanağı (medâru’l-İslam) kabul edilen dört hadisten birisi olan bu hadis-i şerifin hakkıyla anlaşılabilmesi için öncelikle “Nasihat” kavramının doğru anlaşılması gerekmektedir.

Görüldüğü gibi, Arap dilinin en kapsamlı kelimelerinden biri olan nasihat, sadece dilimizde yaygın olarak kullanılan öğüt verme, vaaz, ibret verici ders ve tavsiyeden ibaret olmayıp, daha geniş manalara da gelmektedir. Nasihat; bir şeyi veya bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, sadakat, ihlâs ve samimiyet demektir.  Konumuzda bahsi geçen hadis-i şerifin ruhuna uygun düşen anlamı da budur.

İnanç, ibadet ve iyiliklerin Allah katında değer kazanması, yani insanın gerçek anlamda “kul” olması, ihlâs ve samimiyetine bağlıdır. Her konuda dürüst, tutarlı ve samimi bir tutum içinde olmak mü’min olmanın ayrılmaz bir vasfı iken, riyakârlık ve ikiyüzlülük imanla bağdaşmayan hallerdir. Kur’an-ı Kerim’in inanç ve amelde ikiyüzlü davranan münafıklara cehennemin en alt tabakasını müstahak görmesi (Nisâ, 4/145) bu açıdan anlamlıdır. İkiyüzlü davranarak, gösteriş yaparak insanları aldatmak mümkün olsa bile her şeyin iç yüzünü bilen yüce yaratıcı’yı kandırmak mümkün değildir.

 İhlâs ve samimiyet “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. Daha geniş olarak ihlâs ve samimiyet şirk ve riyadan, bâtıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.

Dinin özü samimiyettir. Bunun içindir ki Hz. Peygamber dini samimiyet olarak tanımlamıştır. Samimi olmayan iman, ibadet ve amellerin Allah yanında hiçbir değeri olmaz. Bu hakikatı yüce Rabbimiz şu ayetlerle ifade etmektedir.

“Halbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.” Beyyine, 98/5.

“De ki: ‘İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.’” Âl-i Imran, 3/29.

Samimiyet ve ihlas amellerin özüdür: Niyetsiz ibadet olmayacağı gibi ihlassız amel de Allah-u Teala’ya ulaşmaz. Allah’ın  (c.c.) sevgisi, rızası ihlasla yapılan amellerdedir. “Allah Teâlâ sizin yüzlerinize ve mallarınıza bakmaz, kalblerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33) İnsanlar dış görünüşe, şekle, surete bakar hatta buna değer verirler. İnsanların Allah katındaki değeri dış görünüşleri, makamları, nesepleri, malları ile değil amelleri ve samimiyetleri iledir.

Sevgili peygamberimiz (s.a.v) de bir hadisi kudside şöyle buyurmaktadır: “Allah buyuruyor ki; ‘Kulumun en çok sevdiğim ibadeti,  bana karşı samimi olmasıdır’’ Ahmed b. Hanbel, V/254.

Yine peygamberimiz (s.a.v): “Ameller niyetlere göredir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir’’ (Buhârî, Îmân 41) buyurmaktadır.

Buhari’nin iman ile ilgili hadislerin başında “ameller niyetlere göredir” hadisine yer verip sonunda ise bab başlığı olarak da olsa “Din nasihattır” hadisini zikretmesi oldukça manidardır. Zira bununla imanın amellerle birlikte niyete, niyetin ise ihlas ve samimiyete dayanması gerektiğini ima etmiştir.

“Din nasihattir” Hadis-i şerifte geçen Allah’a nasihati, onun varlığına ve birliğine iman; kitaba nasihati Kur’an’a iman edip hükümleriyle amel etmek;  Resûle nasihati O’nun Allah’ın elçisi olduğuna iman edip sünnetine uymak; Müslümanların yöneticilerine nasihati, hak üzere olduklarında onlara itaat etmek, hata yaptıklarında uyarıda bulunmak; Müslümanlara nasihati ise onların iyiliğini istemek diye açıklamak mümkündür. Şimdi bunları sırasıyla açıklayalım:

1. Allah için nasihat: O’na samimi ve içten iman etmektir. Haber verdiği şekilde inanmak, sadece O’na ibadet etmek, emirlerine itaat etmek, yasaklarından kaçınmaktır. Dini Allah’a has kılarak O’na ihlâs ve samimiyetle kulluk etmek ve O’nun rızasına uygun olmayan davranışlardan kaçınmak demektir. Nimetlerine şükretmek de dinin Allah için nasihat oluşunun gereğidir.

Allah’ın sevdiklerini sevmek, buğz ettiklerine buğz etmek. Müminleri dost ve veli edinmek. Allah düşmanlarını da düşman bilmek... Böyle davrananlar, nefislerini kirlerden temizler ve Allah’ın rızasına kavuşurlar. Dolayısıyla Allah’a nasihat etmiş olurlar. Yani Allah’ın nasihatini tutarlar.

İnsan, iman ve salih amellerle ancak kulluktaki samimiyetini ifade edebilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “İnsanlar, inandık demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?” (Ankebût, 29/2) buyurularak, insanların samimiyetlerinin deneneceği bildirilmektedir.

Ancak yapılan ibadet ve iyiliklerin halis bir niyetle yani sadece Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yapılması şarttır. Aksi halde Allah katında ibadet olarak değer kazanmaz. Bir hadis-i şerifte bu konuya dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur: “Allahu Teâlâ, ancak samimiyetle kendisi için ve kendisinin rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.” (Nesâî, Cihad, 24)

Unutulmamalıdır ki, önemli olan ibadetlerin çok veya az yapılması değil, samimi duygu ve düşüncelerle yapılmış olmasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in Muaz b. Cebel (r.a.)’e yaptığı tavsiye konunun önemini anlatma bakımından çok anlamlıdır: “İnancında samimi ol, o zaman sana az amel de yeter.” (Hâkim, Müstedrek, VIII, 2797) Bu durumda insana düşen görev; inancı, kulluk ve itaati yani dini yalnız Allah’a has kılmak; şirk ve riyadan uzak durmaktır.

2.Allah’ın Kitabı için nasihat: Dinin Allah’ın Kitabı için nasihatten olmasından maksat; Kur’an-ı Kerim’in, Allah’ın kelamı olduğuna, bütün semavî kitapların sonuncusu olduğuna; Allah tarafından gönderildiğine ve yine O’nun tarafından korunacağına inanmak, emirlerine uymak, yasaklarından sakınmaktır.  Kur'ân’a şüphesiz iman etmektir. Kur'ân’da haber verilen tüm bilgilerin doğru olduğuna iman etmektir. Kur'ân’ın ahkâmını yerine getirmektir. Kur'ân’ın Allah kelamı olduğuna kesin itikat etmektir.Kur'ân’da şek ve şüphe yoktur. Yüce Allah: “Bu o kitaptır ki; onda hiç şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidâyettir.” (Bakara, 2/2) buyurmaktadır. Kur'ân’ın Allah tarafından gönderilmesinde, Peygamber’in Kur'ân’ı aynen muhafaza etmesinde ve bize kadar gelmesinde şek ve şüphe yoktur.Diğer dinlerin başına gelen bozulma ve saptırmalardan Kur'ân’ın korunduğuna iman etmek ona nasihattir.Ayrıca bu asırda Kur'ân’ın insanlığın açmazını açabilecek yegâne kaynak olduğuna inanmak da Kur'ân’a nasihattir.

Kur’an-ı Kerim’i, bilmeyen kimselere öğretmek de ona karşı samimiyetin bir gereğidir. Çünkü Kur’an’ın başkalarına öğretilerek, hıfzedilerek nesilden nesile aktarılması, korunması Müslümanların en önemli vazifeleridir. Bundan dolayıdır ki, Hz. Peygamber (s.a.s.): “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir” (Buharî, Fezailü’l-Kur’an 21) buyurmuşlardır.Müslüman, Yüce Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı öğrenmeli ve sık sık okumalı, ayetlerin manasını ve mahiyetini anlamaya çalışmalıdır. Kur'ân’ı okumak ve ona tazim göstermek de nasihattir.

3.Allah’ın Resûlü için nasihat: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın elçisi olduğuna iman etmek,  Allah’tan getirip bildirdiklerine inanmak, O’nu sevmek, O’na itaat etmek,  saygı ve hürmette kusur etmemek, işte bunlar Allah’ın Resûlü için nasihat demektir.

                Bu hususla alakalı İmam Kurtubi şöyle der: “Peygamberliğini tasdik etmek, emir ve yasaklarında ona itaate bağlı kalmak. Onu dost edinenleri dost bilmek, ona düşmanlık edenlere düşmanlık etmek, ona gereken saygı ve tazimi göstermek, onu ve âl-i beytini sevmek,  onu ve sünnetini tazim etmek, vefatından sonra sünnetini ihya etmek, sünnetinin inceliklerini  bilmek, onu savunmak, onun sünnetini yaymak, ümmetine davet etmek, onun üstün ve yüce ahlâkı ile ahlaklanmaktır. ( el-Camiu li Ahkami’l- Kur’an, 8/355) Biricik önder, yegâne rehber ve kıyamete kadar ufuk insan olduğuna inanmaktır.

                Hz. Peygamber (s.a.s.)’e samimiyetini göstermek isteyen bir mü’min; O’nu canından bile çok sevmeli, O’nun sünnetine sarılmalı ve yolundan gitmeli, ahlâkıyla ahlaklanmalı, O’na itaati Allah’a itaat bilerek emrettiklerini yerine getirmeli, yasaklarından sakınmalı, ehli beytini ve ashabını sevmeli ve O’na her fırsatta bol bol salavat-ı şerife okumalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’e itaat konusunda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”  (Nisâ, 4/80); “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”  (Haşr, 59/7)

Hz. Peygamber (s.a.s.) de kendisine itaat edilmesinin ve sünnetine uyulmasının önemine işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur,  kim de bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur.” (Buharî, Ahkâm, 1); “Size iki şey bıraktım. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve benim sünnetim.” (Ebu Davûd, Sünnet, 5)

                4.Mü’minlerin yöneticileri için nasihat: Burada ifade edilen idareciler için nasihat, hak yolda olanlara itaat edip destek vermeyi, gerektiğinde onlara hatalarını göstermeyi, nasihat ve uyarıda bulunmayı, iyiliğe çağırmayı ifade etmektedir.  Kur’an-ı Kerim’de mü’minlere, Allah’a ve Peygamberine itaatle birlikte kendilerinden olan idarecilere itaat edilmesi de emredilmiştir: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin.” (Nisâ, 4/59)

Müslümanlar, yöneticilerinin adaletle davranmalarını, iyi ve dürüst olmalarını, doğru yolu bulmalarını istemeli, bunun için dua etmeli; hak üzere oldukları müddetçe onlara itaat etmeli ve yardımcı olmalı; haktan ve doğruluktan ayrılmaları durumunda onları adabına uygun şekilde uyarmalıdırlar. Hz. Peygamber (s.a.s.), yöneticilere ve yüksek mevkide bulunan diğer kimselere nasihat konusuna özel bir önem vermiştir.

5.Bütün Müslümanlar için nasihat: Dinin bütün Müslümanlar için nasihat olması, Müslümanların birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri anlamına gelmektedir. Buna göre; bir Müslümanın din kardeşlerini sevmesi, onlara şefkat ve merhamet göstermesi, onların hak ve hukuklarını gözetmesi, kimseye eliyle, diliyle herhangi bir şekilde zarar vermemesi, onların kusurlarını örtmesi, din kardeşlerini iyiliklere yöneltip kötü ve zararlı  şeylerden sakındırması, kendisi için arzu ettiklerini onlar için de istemesi, canlarını, mallarını, ırz ve namuslarını koruması, onlara dua ederek iyilik ve hayır dilemesi onun Müslümanlara karşı samimiyetinin bir göstergesidir.

Aynı zamanda Müslümanların dertleriyle dertlenmek, üzüntü ve kederlerine ortak olmak; onlardan gelen sıkıntı ve eziyetlere katlanmak, ihtiyacı olanlara yardımcı olmak da dinin Müslümanlar için nasihat olması demektir. Bu hususla ilgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor; “Birbirlerini sevmelerinde karşılıklı merhametlerinde ve birbirlerine atifetlerinde müminlerin misali bir vücuda benzer. Onun bir azası rahatsızlandı mı vücudun diğer azaları da uykusuzlukla ve ateşin yükselmesiyle ona katılır.” ( Buhari, edeb,27)

            Sonuç olarak nasihatin sadece özellikle ülkemizde yaygın olarak kullanıldığı gibi öğüt vermek anlamına gelmediğini; ayet ve hadislerde daha çok içtenlik, ihlâs, samimiyet, dürüstlük, sadakat, kalpten bağlılık anlamında yer aldığını söyleyebiliriz.

            Böylece inanan insan, Allah’a iman ve kulluk, Kur’an’a tabi olma, Hz. Peygamberi örnek alma, yöneticilere karşı hakkı söyleme ve toplumsal görevlerini yerine getirme, sınıf ve statü farkı gözetmeksizin bütün Müslümanların ve hatta bütün insanların haklarına riayet etme gibi konularda ciddi bir samimiyet sınavına tabi tutulmaktadır. Bu sınavın zorluğunu bilen Allah Resûlü, namazlarının ardından,  “Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an sana ihlâsla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!” duasıyla Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunmuştur. (Ebu Davûd, Vitr, 25)

           O halde Müslüman, dininde samimi olmak için öncelikle hiç bir dünyevî karşılık beklemeden sırf Allah rızası için kulluk yapmalıdır. Bununla birlikte Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim’e ve Resûlü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e tazim ve hürmet göstermeli, emir ve yasaklarına tereddütsüz uymalıdır. Müslüman, Allah’a, Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı olduğu gibi insanlara ve diğer bütün varlıklara karşı da samimiyet göstermelidir. Onların hak ve hukuklarına riayet etmeli, kimseye zarar vermemeye özen göstermelidir.

          Yüce Rabbimiz, bizlere bütün ibadetlerimizde, bütün davranışlarımızda ihlası, samimiyeti, dürüstlüğü, sadakatı ve kalpten bağlılığı nasip eylesin. Bu ümmeti; gazaba uğramış, sapkın, bâtıl ve yanlış yollara düşenlerden eylemesin! Amin. Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

               




Bu haber 5670 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbakır Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI