Bugun...



Şükür Bilinci

Bismil İlçe Müftüsü Dr. Enver POLATOĞLU ile bu hafta şükrün önemi üzerinde durduk. Şükür nasıl yapılır kime karşı yapılır şükür nedir şükrün dindeki yeri üzerinde durduk.

facebook-paylas
Tarih: 18-12-2023 00:01

Şükür Bilinci

Mehmet Zeki Özer Özel

Kulluk sınavının en önemli merhalelerinden birisi şükür bilincine ulaşmaktır. Bütün kâinatı insanoğlunun emrine âmâde kılan yüce Allah’a karşı şükretmek ve teşekkür bilinciyle yaşamak, hem dünyada hem de ahirette mutlu olma vesilesidir.

Şükür kelimesi sözlük itibarıyla yapılan iyiliği övmek, bilmek ve o iyiliği yaymaktır. Terim olarak ise şükür, yüce Allah’tan veya insandan gelen herhangi bir nimet veya iyilikten dolayı gerek söz ve gerekse davranışlarla memnuniyetimizi ifade etmektir.  Şükür küfrün zıddıdır. Bu sebeple dilimizde insana teşekkür etmek önemli bir meziyet olarak bilinirken, bir iyiliğin kıymetini bilmemek ise nankörlük olarak ifade edilmektedir. Peygamberler Allah’a karşı şükür bilinciyle hareket ettiklerinden, risâlet ve kulluk davalarında daima başarılı olmuşlardır. Yüce Allah Hz. Süleyman’ın dilinden bizlere şu mesajı vermektedir: “Şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O, büyük kerem sahibidir.”  Âyet-i celîlede şükrün peygamberlerin önem verdiği bir ibadet olmasının yanında kulların faydasına olduğu da vurgulanmış ve şükürsüzlük nankörlük olarak ifade edilmiştir.

Üç türlü şükür vardır: Birincisi kalp ile şükür olup nimeti hatırda tutmak ve onu unutmamaktır. İkincisi dil ile şükürdür. Dil ile şükür nimet vereni övgüyle anmak, dua temek, zikretmek, verdiği nimetin yüceliğini ifadeye dökmektir. Üçüncüsü ise organlarla şükür olup nimet sahibine lâyık olduğu şekilde karşılık vermek, mal ve serveti Allah için infak etmekle yerine getirilir. Buna göre gerçek şükür salt sözlerden ibaret olmayıp, aynı zamanda kalp, dil ve organların fiili olarak ortaya koydukları bilinçli bir faaliyettir.

İnsan mükemmel bir varlık olarak yaratılmış ve kâinatta var olan tüm nimetler onun hizmetine sunulmuştur. Görmesi, konuşması, işitmesi, dokunması, hissetmesi ve nihayetinde akıllı bir varlık olarak yaratılması, en büyük şükür sebebidir. Bunun yanında tabiatta var olan her türlü nimetler, hayvandan bitkiye yüce Allah’ın özenle yarattığı tüm canlılar insanın emrine sunulmuştur. Hastalıkta şifa veren, dertlere deva olan, sıkıntıyı kaldıran, kula hayat bahşeden O’dur. Müminler sınıfına dâhil edip Hz. Muhammed’e (s.a.s.) ümmet kılan Allah’tır. Buna karşı insandan ve müminden beklenen ise bilinçli olarak nimet vereni tanımak ve şükrü kendi dünyasında bir karaktere dönüştürmektir. İbadetlerin bu anlayışla ve zevkle yerine getirilmesi şükrün karaktere dönüşmesinin bir sonucudur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ibadete çok önem verir ve zamanının önemli bir kısmını ibadete ayırır, hatta bazen ayakları şişinceye kadar ibadet etmeye devam ederdi. Hz. Âişe annemiz bir gün; “Ey Allah’ın Resûlü! Rabbimiz geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bütün günahlarını bağışladığı halde niçin bu kadar çok ibadet edip yoruluyorsun?” diye sorduğunda,  Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Ey Âişe! Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” şeklinde cevap vermiştir.  Demek ki yüce Allah’ın verdiği nimetleri unutmamak ve ibadet yoluyla tefekkür bilincini kuşanmak, çok önemli bir şükür göstergesidir. Bu pencereden baktığımızda Allah’ın nimetlerini düşünerek fikir sahibi olmak, bu nimetleri lisân-ı hâl ile ifade edip zikir sahibi olmak ve Allah’a karşı kavlî ve fiilî sorumluluklarımızı yerine getirerek şükür sahibi olmak, gerçek anlamda kulluğun özüne varmaktır.  

Şükür konusunun mantıki açıdan daha iyi anlaşılmasını sağlamak için İslam âlimlerine dayandırılan şu bakış açısını zikretmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz: İnsanların kimisi bir şeyler umarak beklenti yoluyla kulluk yaparlar ve bu tüccar mantığıyla yapılan kulluktur. Bazıları korkudan dolayı kulluk yaparlar. Bu da kölenin kulluğu gibidir. Bir grup insan da vardır ki, şükür olsun diye kulluk yaparlar. İşte bilinçli kimselerin kulluğu böyledir. Bu misalden hareketle gerçek şükür, karşılık beklemeden ve menfaat duygularına kapılmadan, Allah’ın razı olduğu hal üzere kalmaya devam etmek ve bu yolda azmedip sabır göstermektir.  

Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz bir taraftan şükredenleri mükâfatlandıracağını  ve ilahî azaptan koruyacağını vaat ederken , diğer taraftan da insanların çok az şükrettiklerine dikkat çekmektedir.  Bununla beraber şükürsüzlüğün bir sebebi olarak ta şeytanın insana yönlendirmeler yaptığına işaret etmektedir.  Bu ilâhî mesajlar karşısında kul daha dikkatli olmalı, salih amellerini çoğaltmak için daha çok gayret etmeli, istikamet üzerinde kalabilmek için Allah’tan dua yoluyla yardım istemelidir. Kim şükrederse kendisi için iyilik yapmış olur. Kim de nankörlük ederse kendisine zarar vermiş olur. Çünkü Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Muhtaç olan, şükre ihtiyacı olan ve aciz olan insandır.  

Sonuç olarak şükür nimeti artırır, berekete vesile olur. Şükür zihnen, kalben ve ruhen mutlu olmaya ve olgunlaşmaya vesiledir. Şükür kişiyi Allah’a yaklaştırır, isyan, haram ve günahlardan uzak tutar. İnsanı kanaat sahibi eder ve açgözlülük hastalığını tedavi eder. Şükür bağışlanmaya vesile olup kulun affedilmesi için kapılar açar.

Gerçek anlamda Allah’a şükreden bir kul olmak duasıyla…  




Bu haber 2441 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Manşetler Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI