Bugun...



Türkiye'de darbeler -5-

Refah Partisi'nin kapatılması talebi

facebook-paylas
Güncelleme: 21-07-2023 10:35:54 Tarih: 20-07-2023 00:01

Türkiye'de darbeler -5-

21 Mayıs 1997'de Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, iktidardaki Refah Partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Türkiye'nin iç savaşa sürüklendiğini öne süren Savaş, Refah Partisi'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu savunarak kapatılmasını talep etti.

27 Mayıs 1997'de Olağanüstü toplanan Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararıyla 161 subay ve astsubay terfi beklerken sebep gösterilmeden ordudan atıldı.  Bu askerler ya namaz kıldıkları için ya da eşleri başörtülü oldukları için fişlenerek ordudan atıldı. Bu fişlemeler Batı Çalışma Grubu adı verilen illegal bir yapı tarafından yapılıyordu.

7 Haziran 1997'de Genelkurmay Başkanlığı, sözüm ona irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği bazı firmalara ambargo koydu.

10 Haziran 1997'de Genelkurmay Başkanlığına çağırılan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyelerine brifing verildi.

11 Haziran 1997'de Genelkurmay Başkanlığında basın mensuplarına brifing verildi. Kendi programlarının her alanda uygulamaya girmesi için kamuoyunda baskı oluşturmak isteyen 28 Şubat cuntası daha sonra rektörler, STK temsilcileri gibi kesimlere de brifingler verdi. Brifinglerde Refah-Yol hükümeti hedef gösterildi.

Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti

18 Haziran 1997'de Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. Erbakan, istifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller'e devretmek olduğunu söyledi.

19 Haziran 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini teamülleri göz ardı ederek TBMM'de çoğunluğu olan Doğru Yol Partisi lideri Tansu Çiller yerine ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi.

30 Haziran 1997'de 28 Şubat cuntasının direktifleri doğrultusunda Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la birlikte ANASOL-D Hükümeti'ni kurdu. Yeni hükümeti sıkı markajda tutan asker, 28 Şubat kararlarının uygulanması için İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay arasında "Emniyet, Asayiş, Yardımlaşma" (EMASYA) protokolünü imzalattı. Bu protokolle askerin sivil bürokrasiyi kontrol etmesinin önü açıldı.

8 yıllık zorunlu eğitim

17 Ağustos 1997'de ANASOL-D Hükümeti 8 yıllık zorunlu eğitim yasasını TBMM'den geçirdi. Bu yasanın amacı, imam hatiplerin orta kısmının kapatılması ve Kur'an kurslarına katılım yaşının ortaokulu bitirme yaşı olan 14'e çekmekti. Bu yasanın çıkarılış sürecinde gelen tepkilere aldırış etmeyen Başbakan Yılmaz, "Siyasi hayatıma mal olsa da bu yasayı çıkaracağım." dedi

İkna odaları

7 Ekim 1997'de İstanbul Üniversitesi başörtülü öğrencilerin kayıtlarını yapmadı. İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Nur Serter'in öncülük ettiği ikna odalarında başörtülü öğrenciler başlarını açmaları için baskı gördü.

17 Aralık 1997'de İsmail Alptekin başkanlığında Fazilet Partisi kuruldu. Fazilet Partisi, Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma ihtimali üzerine kuruldu.

Refah Partisi kapatıldı

16 Ocak 1998'de Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

Konu ile ilgili açıklamada bulunan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer, partinin "laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı olduğu" gerekçesiyle kapatıldığını söyledi.

Refah Partisi'nin kapatılmasının ardından bağımsız kalan milletvekilleri Fazilet Partisi'ne katıldı.

Recep Tayyip Erdoğan'a hapis cezası

21 Nisan 1998'de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt mitinginde okuduğu şiir sebebiyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Erdoğan'ın aldığı hapis cezasından sonra Hürriyet gazetesi "Muhtar bile olamayacak" manşetini attı.

Erdoğan belediye başkanlığını bırakarak 26 Mart 1999'da cezaevine girdi. 24 Temmuz 1999'da tahliye oldu.

3 bin 500 başörtülü öğretmen görevden alındı

9 Haziran 1998'de İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulunda sınava girmek isteyen tesettürlü öğrenciler polis zoruyla okuldan çıkarıldı. Aynı üniversitenin Fen Fakültesinde 11 tesettürlü öğrencinin mezuniyetlerine bir hafta kala üniversite ile ilişikleri kesildi. Takip eden günlerde değişik üniversitelerde ve liselerde başörtülü öğrenciler sınavlara alınmadı.

24 Haziran 1998'de Millî Eğitim Bakanlığı, 3 bin 500 öğretmeni başörtülü oldukları için görevden aldı.

2 Ağustos 1998'de cami yapımını kısıtlayan yasa yürürlüğe girdi.

Başörtüsü yasağına karşı Türkiye genelinde eylemler

9 Temmuz 1998'de Milli Askeri Stratejik Konsepti (MASK) değişti. "Yeşil sermaye" olarak adlandırdıkları İslami kesime ait şirketlere karşı kampanyalar başlatıldı.

9 Ağustos 1998'de 28 Şubat'ın figürlerinden İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, üniversitelerde kılık-kıyafet yasağını serbest bırakan 2547 sayılı Kanun'un ek 17'nci maddesini üniversitenin mevzuat kitabından çıkarttırdı.

11 Ekim 1998'de Başörtüsü yasağına karşı Türkiye genelinde eylemler yapıldı. Eylemlere müdahale eden polis 600 kişiyi gözaltına aldı.

26 Kasım 1998'de İlahiyat fakültelerinde de başörtüsü yasaklandı.

Merve Kavakçı Meclis'ten çıkarıldı

11 Şubat 1999'da irticai faaliyetleri izlemek için emniyet müdürlerinden 20'şer kişilik izleme birimleri kuruldu.

6 Nisan 1999'da Fazilet Partisi lideri Recai Kutan imam hatiplerde okuyan 500 bin öğrenciden 150 bin öğrenci kaldığını söyledi.

18 Nisan 1999'da Türkiye'de erken genel ve yerel seçimler yapıldı. Hiçbir parti tek başına iktidar olacağı çoğunluğu yakalayamadı.

3 Mayıs 1999'da Merve Kavakçı'nın Mecliste başörtülü olarak yemin etmesi engellendi. Bülent Ecevit Mecliste yaptığı konuşmada Merve Kavakçı'yı kastederek "Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!" dedi.

Kur'an-ı Kerim'in öğrenilmesi yasaklandı

31 Mayıs 1999'da Malatya'da görülen başörtüsü davasında sanıklar hakkında idam cezası talep edildi.

23 Temmuz 1999'da Kur'an-ı Kerim'in 12 yaşından önce öğrenilmesinin yasaklanması ile ilgili kanun tasarısı DSP, ANAP ve MHP oylarıyla kabul edildi.

25 Ağustos 1999'da İstanbul Valiliği, deprem mağdurlarına yardım eden Mazlum-Der ve İHH gibi sivil kuruluşların hesaplarına el koydu.

4 Eylül 1999'da Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu "28 Şubat bir süreçtir. İrtica tehdidi bin yıl sürerse 28 Şubat da bin yıl sürecek." dedi.

28 Şubat davası

İlerleyen yıllarda Anayasa'daki değişikliklerle birlikte 28 Şubat darbecilerinin yargılanmalarının önü açıldı. Ülke genelinde 28 Şubat'ın sorumluları hakkında birçok suç duyurusunda bulunuldu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmayla birleştirilen suç duyurularının ardından ilk operasyon, 12 Nisan 2012'de düzenlendi.

Operasyonlar sonucu dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emekli Orgeneral Fevzi Türkeri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral İlhan Kılıç, Genelkurmay Harekât Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi, Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Hikmet Köksal, Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Teoman Koman ile eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün de arasında bulunduğu birçok kişi 28 Şubat'ın faili olarak gözaltına alındı.

Davanın 1309 sayfalık iddianamesinde suç tarihi olarak 54. Hükümetin kurulduğu 8 Temmuz 1996 ve sonrası gösterildi. İddianamede Tansu Çiller "mağdur", Meral Akşener "tanık", Şevket Kazan, Şeref Malkoç, Merve Kavakçı, Mehmet Bekaroğlu'nun da aralarında bulunduğu 481 kişi ise "müşteki/mağdur" olarak yer aldı.

Batı Çalışma Grubu

İddianamede, Refah Partisinin hükümet ortağı olması sonrası ordu içindeki cuntacıların parti ve halk üzerinde psikolojik harekât yürüttüğü, bu süreçte faaliyet gösteren Batı Çalışma Grubu'nun da (BÇG) alınan kararlara etki ettiğine yer verildi.

13 Nisan 2018'de Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, yaklaşık 6 yıl süren 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın yargılandığı davada karar açıklandı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay Harekât Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Dizdar, Çetin Saner, Erdoğan Öznal, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılıç, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, İdris Koralp, Kenan Deniz, Muhittin Erdal Şenel, Vural Avar ve Yıldırım Türkeri ile YÖK eski Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün de aralarında bulunduğu 21 sanık müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

65 sanığın "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmek" suçundan beraatına, 10 sanık hakkındaki kamu davasının ise zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi. Karar açıklanmadan önce ölen sanıklar hakkındaki kamu davası ise düşürüldü.

Hangi isimler cezaevinde?

9 Temmuz 2021 tarihinde Yargıtay sanıklar Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker hakkındaki müebbet hapis cezasını onadı.

Erdoğan Öznal, Halil Kemal Gürüz, Bülent Alpkaya ve Muhittin Erdal Şenel'in müebbet hapis cezaları bozuldu. Bu isimlerin suça yardımdan yargılanmalarına karar verildi.

Kararın ardından Çetin Doğan, Bodrum'da ilgili makamlara teslim olurken Çevik Bir Milas'ta, Hakkı Kılınç Manavgat'ta, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri ve Yıldırım Türker de Ankara'da polis ekiplerince gözaltına alındı.

Sanıklar sağlık kontrollerinin ardından çeşitli cezaevlerine sevk edildi. Yakalanan sanıklar İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na nakledildi.

Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanlığı, 9 Eylül 2021'de davada hüküm giyen 13 emekli generalin rütbelerinin sökülmesine ilişkin idari işlemin, sanıklar hakkındaki mahkûmiyet kararına istinaden yapıldığını bildirdi.

Çetin Saner, Aydan Erol, Çevik Bir, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Hakkı Kılınç, Ahmet Çörekçi ve İdris Koralp daha sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. Uzun süredir demansla mücadele eden emekli Korgeneral Vural Avar ise 20 Aralık’ta cezaevinde öldü.

28 Şubat postmodern darbesi ve yaşattıkları

İslam inancını ve bu inancı yaşamayı doğrudan hedefine koyan 28 Şubat zihniyeti ve Batı Çalışma Grubu, toplumu inanç üzerinden kutuplaştırmış, bununla birlikte Müslüman siyasetçilerin iktidarda olması sebebiyle de onları iktidara taşıyan toplumu cezalandırmıştır.

Toplumun yüzde 99'unun Müslüman olduğu bir ülkede, asgari dini vecibeler irticai faaliyet kapsamında değerlendirilmiş; namaz kılan, eşi örtülü olan yüz binlerce insan aşırı dinci olarak fişlenmiş, kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerine son verilmiştir.

Genç neslin yetişmesinde önemli katkıları olan İmam Hatip Okulları ile birlikte mesleki eğitim kurumları engellemelerle, katsayı zulmü ile işlevsiz hale getirilmiş ve kapılarına kilit vurulmuştur. Özellikle tıp, hukuk, iktisat, işletme, eğitim, mühendislik gibi bölümlerde okuyan bayan öğrencilerin, başı örtülü olduğu gerekçesiyle üniversiteye alınmaması, direnen öğrencilerin derdest edilmeleri ve kara propaganda ile adeta hain olarak suçlanmaları toplumun hafızasında silinmeyecek yaralar açmıştır.

Brifingli ve talimatlı yargı

28 Şubat’ın en ağır bedellerinden biri de brifingli ve talimatlı yargının gadrine uğrayan bir nesil olmuştur.

Adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve evrensel ceza hukuku kurallarının ihlal edildiği, uzun gözaltılar, ağır işkenceler, müdafisiz yargılanma gibi uygulamalarla pek çok Müslüman şahsiyetin on yıllar boyunca cezaevlerine terk edildiği bir süreç yaşanmıştır. Yani aslında bu süreç, sol-seküler anlayışların önünün açıldığı, dindar kesimlerin ise yok edilmesi girişimidir.

Bu anlamda küresel emperyalist sistem ile uyumlu sol-seküler laik bir anlayışa sahip olan yapılanmalar birer vesayet kurumuna dönüştürülmüştür.

Yeni sivil bir anayasa yapılması zorunluluktur

Topluma büyük mağduriyetler yaşatan bu sürecin bitirilebilmesi için darbe ürünü olan ve kendinden sonra da darbelere meşruiyet zemini oluşturmaya elverişli 1982 Anayasası yerine, tamamen yeni sivil bir anayasa yapılması bir zorunluluk ve siyaset kurumunun ertelenemez bir görevidir.

28 Şubat döneminde BÇG ve FETÖ tarafından oluşturulan devlet hafızası temizlenmeli, o ağır şartlarda yapılan tehdit/düşman tanımlaması mutlaka değiştirilmelidir. Bu manipülatif kirli hafızaya dayanılarak yapılan güvenlik soruşturmaları kaldırılmalı ve şimdiye kadar oluşan mağduriyetler ivedilikle giderilmelidir.

27 NİSAN e-MUHTIRASI

2002'de yapılan ve AK Parti'nin iktidara gelmesiyle başlayan yeni dönemin asker tarafından hazmedilmediği hep söylene geldi. Sonradan ortaya çıkan belge ve bilgilerle de darbeci zihniyetin bu dönemde hiç boş durmadığı ve hep bir darbe arayışında olduğu görüldü.

Genelkurmay Başkanlığının 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesi bir gece yarısı yayımladığı 27 Nisan e-muhtırasının üzerinden tam 16 yıl geçti.

Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine müdahale etmek isteyen askerin gözdağı olarak da nitelendirilen e-muhtırası, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından kaleme alındı.

27 Nisan 2007'de AK Parti üzerinden tüm Müslüman halkı hedef alan bildiri ile Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle düzenlenen etkinlikler "irticai" faaliyet olarak lanse edildi.

Uzun süre Genelkurmay Başkanlığının resmi internet sitesinde yer alan bildiri, 29 Ağustos 2011 tarihinde kaldırıldı.

Evet, bundan tam 16 yıl önce ordu, eşi başörtülü olan bir insanın cumhurbaşkanı olamayacağını iddia ederek e-muhtıra yayımlamıştı.




Bu haber 2206 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Manşetler Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI