Bugun...



Türkiye'de darbeler -8-

Darbeci askerler saat 02.00 sularında Gölbaşı Özel Harekât Daire Başkanlığını havadan bombaladı. TSK'ya ait bir F-16 ise, darbecilerin elindeki Skorsky helikopteri düşürdü. MİT tarafından darbenin püskürtüldüğü açıklaması geldi. Fakat Ankara ve İstanbul'da darbeye direnen halka karşı katliamlar devam etti.

facebook-paylas
Tarih: 24-07-2023 00:01

Türkiye'de darbeler -8-

Saat 02.42'i gösterdiğinde ise TBMM bombalandı. Kısa süre sonra darbeciler tarafında Meclis'e yönelik iki kez daha bombalama gerçekleşti. Bazı polis memurlarıyla meclis görevlileri yaralandı, kulis camları kırıldı. TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve Genel Kurul'daki milletvekilleri Meclis sığınağına inmek zorunda kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı'nda

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süre havada kaldıktan sonra halkın ve polisin Atatürk Havalimanı'nı darbecilerden almasıyla saat 03.15'da iniş yaptı.  Kısa süre sonra FETÖ yapılanmasına mensup darbeciler CNN Türk ve Kanal D'ye baskın düzenleyip yayını kesti ve silah sesleri gelmeye başladı. Halkın ve polisin müdahale etmesine kadar yaklaşık bir saat askerler Doğan Medya'yı işgal etti. Saat 03.30 civarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde halkın da bulunduğu esnada asker ile polis arasında çatışmalar yaşandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk Havalimanı'nda saat 04.10'da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Şu anda yapılan hareket bir ihanet hareketidir, bir ayaklanma hareketidir. …Bunun bedelini çok ağır ödeyecekler. Milletin oylarıyla iş başına gelmiş bir hükümete, Recep Tayyip Erdoğan'ı hazmedemediler. Biz bu yola canımızla kefenimizle çıktık. Her olanda hayır vardır diyerek eninde sonunda bu çıkış bu hareket Allah'ın bize bir lütfu. Çünkü TSK'nın temizlenmesine vesile olacak bir harekettir. …Bizler görevimizin başındayız sonuna kadar da görevimizi yürüteceğiz. Bu işgalcilere ülkemizi asla bırakmayacağız." dedi. 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hedef alındı

Genelkurmay, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüklerinin ardından Beştepe'de bulunan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de hedef alındı. Saat 06.20 sularında F-16 savaş uçakları Külliye'nin çevresini bombaladı, birçok sivil şehit oldu. Kızılay Meydanı'nda ise cuntacı tanklar, insanların ve araçların üzerinden geçerek katliam yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan saat 06.30'da bu sefer Atatürk Havalimanı'nda bulunan kitleye yönelik bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında önceden yaptığı açıklamaları tekrar vurguladı; ek olarak ise ABD Başkanı Obama'ya seslenerek FETÖ'nün lideri Fethullah Gülen'in artık iade edilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca halkın "İdam isteriz!" şeklindeki sloganlarına karşılık, "Parlamento çatısı altında değerlendirilir, bunun için bir yerlerden izin almaya da gerek yok" dedi.

Boğaziçi Köprüsü'nü kapatan darbeciler teslim oldu

Darbeciler, teşebbüslerinin ilk anlarında tek yönlü olarak trafiğe kapatıp işgal ettikleri Boğaziçi Köprüsü'nde halkın direnişi karşısında daha fazla dayanamayarak 06.40'da teslim oldu. Buna mukabil, 06.50'de "Yurtta Sulh Konseyi" adlı cuntacılar yeni bir bildiri yayınlayarak, "Harekâtın kararlı bir şekilde devam ettiğini, karşı koyanlara müdahale edildiği ve halkın sokağa çıkmaması gerektiğini" belirtti.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın yerine vekâleten atanan Genelkurmay Başkanvekili Orgeneral Ümit Dündar, 11.00'de kameralar karşısına geçerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, darbe girişiminin engellendiği, darbenin emir-komuta zinciri içerisinde yapılmadığı ve TSK'nın kurumsal olarak ilk andan itibaren karşı çıktığı tekrar vurgulandı.   Darbecilerin karargâh olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki pistler, ikinci bir kalkışmayı önlemek maksadıyla bombalandı.

12.20'de ise, Başbakan Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Akar ile kameraların karşısına geçerek "Bu girişimden sonra Gülen'in arkasında duracak ülkelerin dost olmadığını, Türkiye'ye karşı savaş içinde olduğunu" ifade etti.

Askerler silahlarını bırakarak teslim oldu

MİT, 13.20 itibariyle sistematik operasyonların bittiğini, bundan sonra nokta operasyonlara geçildiğini ve birkaç saat içerisinde de nihayete ereceğini açıkladı.  Eş zamanlı olarak 8 darbeci asker, helikopterle Yunanistan'a kaçtı. Türkiye, helikopterle birlikte askerlerin iadelerini talep etti.

Saat 16.00'da darbe girişiminde bulunan FETÖ'cü askerle birlikte hareket ettikleri iddia edilen 2 bin 475 hâkim, HSYK tarafından açığa alındı. Operasyonlar Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'a sıçradı. 

TBMM, İsmail Kahraman'ın başkanlığında ve dört partinin katılımıyla 17.00'de olağanüstü toplandı. Meclis'teki dört parti adına darbeye karşı ortak bildiri okundu.  Genel Kurul'a seslenen Başbakan Binali Yıldırım, "Bugün AK Parti'nin, CHP'nin, MHP'nin, HDP'nin ve tüm partilerin darbeye karşı çıktıkları bir gündür. Bugün bir milattır. İnanıyorum ki yeni bir sürecin de başlangıcıdır" dedi.

Darbe girişiminin üzerinden yaklaşık 20 saat geçtikten sonra darbecilerin öncülüğünü yaptıkları düşünülen Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, 2. Ordu Komutanı Org. Adem Huduti, 3. Kolordu Komutanı Erdal Öztürk, Malatya Garnizon Komutanı Tümgeneral Avni Angun ve Cumhurbaşkanı'nın başyaveri Albay Ali Yazıcı gözaltına alındı. Diğer askerler de silahlarını bırakarak teslim oldu. Böylelikle darbe girişimi başarısızlıkla neticelendi.

15 Temmuz Cuma gecesi FETÖ'nün gerçekleştirdiği darbe teşebbüsü, Türkiye tarihinin en karanlık ve korkunç günlerinden birinin yaşanmasına sebebiyet vererek ağır bir bilanço ortaya çıkarmıştır. Ağırlıklı olarak Ankara ve İstanbul merkezli olan 253 şehit verilmiş, binlerce kişi ise yaralanmıştır. Ayrıca devletin en önemli kurumları olan TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Genelkurmay, MİT ve Emniyet binaları bombalanmasıyla "kaotik bir ülke" imajı çizilmeye çalışılmıştır. Yaklaşık 20 saat içerisine püskürtülen ve âdeta "düşman işgalini" andıran darbe girişimi, tarihe kara bir leke olarak kaydedilmiştir.

Darbe girişiminin aktörleri

Gerek sosyal yaşamın tek bir kurum tarafından domine edilmesinin zorluğu gerekse Türkiye'de yaşanılan askeri darbe tecrübeleri göstermektedir ki darbe girişimlerinin arka planında birden fazla aktör bulunmaktadır. Başka bir deyişle, eksen kurum olarak kalkışmanın merkezinde ve koordinatörlüğünde askeriye bulunmakla birlikte, olgunun siyasi, iktisadi, sosyo-kültürel boyutları da mevcuttur. Darbe sonrası sosyal sistemin bütüncül bir şekilde işleyişini sağlayan bu unsurlar, darbe öncesi dizayn edilmek üzere göz önünde bulundurulur. Sivil bürokratik elitin kimlerden oluşacağı, sermaye birikiminin kimlere devredileceği ve sosyal yaşamı şekillendirmede önemli bir araç olan eğitim-kültür etkinliklerinin kimler tarafından yürütüleceği belirlenir. Bu bağlamda, 15 Temmuz darbe girişiminin ordu içerisindeki bileşenleri kadar sivil yaşam düzlemindeki bileşenleri de önem arz etmektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin sivil ayağını tam anlamıyla tasvir etmek an itibariyle oldukça güçtür. Zira darbe başarısızlığa uğramıştır ve dolayısıyla darbeden sonra "vitrine çıkarılacak" isimler öğrenilememiştir.  Bununla birlikte darbeci kliğin beyin takımı olan FETÖ'nün mağdur ettiği geniş bir toplumsal kesim bulunması hasebiyle, kendilerine güvenecek sivil unsurlar bulma noktasında zorluklar yaşamış olduğu düşünülebilir.  Bu nedenle, darbecilerin tamamıyla kendi kontrollerinde bir "geçiş süreci" sonrası bazı isimlerin önünü açmayı planladıkları ileri sürülebilir.

Batı Destekli "Mesiyanik" bir örgüt olarak FETÖ

FETÖ yapılanması Türkiye'nin yaklaşık son 40 yılında aktif olarak boy göstermiş ve dünyanın çeşitli yerlerine yayılmış bir örgütlenmedir. Bu nedenle teşkilat yapısını, örgütlenme biçimini, hedeflerini, kullandığı yöntemleri ve tarihsel gelişim sürecini bütün boyutlarıyla değerlendirmek zordur. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin görünür merkezi aktörü olduğundan kısaca temel karakteristik özelliklerini irdelemek elzemdir.

FETÖ'nün kurucusu ve değişmez lideri, emekli vaiz ve yazar Fethullah Gülen'dir. Gülen, kendi tabiriyle ''Batılı demokrasilerin ılımlı Müslümanlara ihtiyaç duydukları bir dönemde"  ön plana çıkan/çıkarılan, "hoşgörü ve diyalog" kavramlarıyla İslâm dünyasının Batılı güçleri işgalci/sömürgeci olarak görmesini engellemeye çalışan ve mesiyanik  bir eğilimle müntesipleri tarafından "Kâinat İmamı" olarak tasvir edilen bir kişiliktir.

FETÖ yapılanması: Katı grup asabiyeti ve gizlilik

Gülen öncülüğündeki FETÖ yapılanmasını, katı grup asabiyeti ve gizlilik esasları itibariyle "masonik"; sembollerden ziyade lider kültü odaklı olması nedeniyle de "mesiyanik" bir örgütlenme olarak tanımlamak mümkündür. FETÖ, topluma yönelik "dini" bir kimlik ibrazında bulunmasına rağmen kitle desteğine sahip bir toplumsal hareket olmaktan ziyade, özellikle "seçkin kripto kadrolar" yetiştirmeyi hedeflemiştir.  Bu bağlamda, sistemin temel yapı taşları olduğunu düşündüğü ordu, yargı ve polis teşkilatlarına yönelik "sızma" operasyonlarına girişmiştir.  Sızma operasyonlarının sekteye uğramadan sürdürülebilmesine yönelik olarak ise, dinî söylemlerde bulunmanın yanında eğitim ve ticaret alanlarında da büyük ölçekli yatırımlar yapmıştır.

FETÖ yapılanmasının ilk nüveleri, 1970'li yıllarda devlet içerisindeki "ulusal-solcu" grupların tasfiyesi sonrasında görülmüştür. 1960 darbesinden sonra özellikle bürokratik kesimde güçlenen sol yapılar, 1971 darbesiyle tasfiye edilmiş; küresel güçler açısından bir denge unsuru olarak görülen FETÖ, bu süreçte "ulusal sağ" tandanslı bir hareket olarak belirmiştir. Özellikle çift kutuplu dünya denkleminde ABD öncülüğündeki Batı bloğunun SSCB'ye karşı Türkiye'nin kendi güdümünde kalmasına dönük stratejik hesapları, FETÖ'nün "makul ve makbul" görülmesinde etkili olmuştur.  1980 darbesi gerçekleştikten sonraki süreçte de sağ ve sol ekiplerin zayıflaması sonucu oluşan boşluğu doldurmaya yönelmiştir.

FETÖ güçlü olan partilerin yanındaydı

1980'li yıllarda devlet birimlerine sistematik bir şekilde sızmaya başlayan FETÖ, siyaset alanında kendisiyle doğrudan özdeşleşecek siyasi bir parti kurmamıştır. Bunun yerine -ideolojik duruşu gözetmeksizin- "güçlü olan" partilere yanaşmış ve kendi gizli emelleri için zemin hazırlamaya koyulmuştur. 1980'lerde Turgut Özal, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel gibi farklı siyasal kimliklere sahip liderlerle yakın ilişkiler geliştirmiştir. 1990'larda ise Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller gibi isimlerle de benzer bağlantılar kurmuştur. Bu isimler, Gülen'in faaliyetlerinin önünü açtığında FETÖ tarafından alkışlanmış, Gülen'in faaliyetlerine tereddütle yaklaştıklarında ise hedef tahtasına konulmuştur.

Gülen'in siyasi arenada -MNP ve MSP'nin ilk dönemlerini saymazsak- bir tek Necmettin Erbakan ile arasının iyi olmadığı söylenebilir. Özellikle 28 Şubat darbesinde Erbakan'a karşı "hoşgörüsüzlüğü ve diyalogsuz" tutumu, FETÖ'nün asli karakterini ifşa etmektedir. Ayrıca 28 Şubat darbesinin, istisnasız bütün İslâmi yapıları hedef alarak mağdur etmesine karşılık; sadece FETÖ'nün palazlanmasına yol açtığı göz ardı edilmemelidir. Bu durum, FETÖ'nün eğitimden iş dünyasına, askeriyeden polis teşkilatına kadar birçok alanda hedeflediği hamleleri yapabileceği zemini elde etmesini sağlamıştır. Ancak grubun popüler bir nitelik kazanması ve müntesiplerinin daha hırsla hedeflerine yönelmeleri için gerekli olan "mağduriyet" imajı ise, tasfiye edileceklerini düşünen ekipler tarafından 1999 yılında Gülen hakkında bir terör davasının açılmasıyla elde edilmiştir. Bu olayı gerekçe göstererek Gülen, ABD'ye gitmiş ve orada ikamet etmeye başlamıştır.

AK Parti dış güçlere karşı FETÖ ile ittifak yaptı

FETÖ, 2001 yılında Fazilet Partisi'nden ayrılan yenilikçi grup tarafından kurulan ve 2002 yılında tek başına iktidara gelen AK Parti ile birlikte ise yıllarca gizliden yürüttüğü "ele geçirme operasyonlarına" ivme kazandırmış ve emellerine daha fazla yaklaşmıştır. AK Parti ve lideri Erdoğan, hem dış güçler açısından engellenmemek hem de içeride iktidarını sağlamlaştırmak adına bu grupla geniş bir düzlemde ittifak yapmıştır. Söz konusu dönem, iki taraf için de konjonktürel olarak "kazankazan formülü"ne müsaittir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın deyimiyle, "her istedikleri verilmiştir" ve önleri sonuna kadar açılmıştır. 2010 yılında gerçekleşen referandum sonrasında ise gücünün adeta zirvesine ulaşmıştır. Ergenekon, Balyoz ve ilgili davalardan dolayı "ulusal-sol" gruplardan boşalan kritik noktaları bu grubun müntesipleri ele geçirmiştir. Ancak FETÖ, kendisine sağlanan imkânlardan ötürü "güç zehirlenmesi" yaşamış, kendisi ve dolayısıyla vekâletlerini yürüttüğü "efendileri" dışında hiçbir "otorite" tanımamaya dönük hamlelere girişmiştir. Erdoğan'ın dışarıya karşı "bağımsızlaşma" eğilimini belli etmesi de Batı'nın ve dolayısıyla FETÖ'nün çıkarlarını tehdit ederek süreci hızlandırmıştır.

Örneğin Ecevit, örgüte yönelik hiçbir şerh koymamış olması nedeniyle Gülen'in sürekli olarak övdüğü bir isimdir. Özal ise, Gülen'e karşı bazı hamlelere giriştiği için ağır hakaret ve beddualara maruz kalmıştır.

Bazı görüşlere göre, ABD Abdullah Öcalan'ı Türkiye'ye teslim ederken; karşılığında ileride İslâm dünyası için "rol model" olarak tasarladığı FETÖ'nün kontrolünü kendi merkezinde tutmak istemiştir. Bu bağlamda, Gülen ABD'de oturma izni alabilmiştir.

FETÖ, İslami yapıları tasfiye yoluna gitti

Bununla birlikte 2002 yılından sonraki ilk süreçte bile Erdoğan ve AK Parti iktidarıyla FETÖ'nün tamamıyla uyumlu çalıştığını söylemek güçtür. Süreç boyunca iki kesim de birbirlerine taktiksel yaklaşmış, birbirlerini "geçici müttefik" olarak görmüşlerdir. Aralarındaki ihtilafların açığa çıkması konjonktür nedeniyle zaman almıştır. Ancak dikkat edilmelidir ki FETÖ, sadece AK Parti'yi değil; oluşum sürecinden bugüne başta İslami camialar olmak üzere hiçbir yapılanmayı kabullenmemiş ve kendisi dışındaki her yapılanmayı tasfiye yoluna gitmiştir. FETÖ İslâmî kesimlere yönelik daha da kibirli ve acımasız bir tutum içinde olmuştur. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde İslâmî faaliyet yürütenler, FETÖ'nün en büyük mağdurları arasında yer almıştır. FETÖ'ye mensup polisler bölgede çok ağır işkenceler de dâhil olmak üzere birçok hukuksuz ve ahlaksız uygulamaya girişmişlerdir. Söz konusu bölgedeki İslâmi kesimlere yönelik FETÖ güdümündeki mahkemeler tarafından ağır mahkûmiyet cezaları verilmiştir. Hâlâ cezaevlerinde İslami camiadan onlarca FETÖ mağduru bulunmaktadır.

Mavi Marmara hadisesi

Hükümet ile FETÖ arasındaki kutuplaşmayı gün yüzüne çıkaran ilk konu, 2010 yılında cereyan eden "Mavi Marmara hadisesi" oldu. Bu hadisede Gülen, siyonist işgal rejimini "izin alınması gereken meşru otorite" olarak tanımladı ve filonun yola çıkışını "otoriteye başkaldırı" olarak yorumlayarak siyonist işgal rejimi yanlısı bir tutum içerisine girdi. Hükümet içerisinde Bülent Arınç gibi kimseler Gülen'in yaklaşımının isabetli olduğunu açıklasa da Gülen'e yönelik AK Parti içerisinde açıktan rahatsızlık belirtileri görülmeye başlandı.




Bu haber 2390 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Asayiş Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI