Bugun...



Türkiye'de darbeler -9-

Hükümet ve FETÖ arasındaki ikinci kırılma noktası, Erdoğan'ın bir rahatsızlığı nedeniyle ameliyat olacağı 7 Şubat 2012 tarihinde, "Oslo Görüşmeleri" gerekçe gösterilerek MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın gözaltına alınmaya çalışılması olayıdır.

facebook-paylas
Tarih: 25-07-2023 00:01

Türkiye'de darbeler -9-

Burada esas hedef Erdoğan'ı görüşmelerde "emir veren" sıfatıyla tutuklayıp devre dışı bırakmaktı. Erdoğan, durumdan haberdar olur olmaz Hakan Fidan'ın ifade vermesini engelledi. Üçüncüsü ise FETÖ'nün hükümet içerisinde bazı kimselerin yolsuzluğa bulaşmasını istismar ederek hükümete yönelik saldırıya geçmesidir. Doğrudan yine Erdoğan'ı hedef alan "17-25 Aralık 2013" tarihinde gerçekleştirilen girişim sonucunda ipler tamamen koptu. Böylelikle FETÖ'nün, kamuoyu tarafından ne kadar kirli bir yapı olduğunun anlaşılacağı bir sürece girildi.

FETÖ, cumhurbaşkanı Erdoğan'ı içeride ve dışarıda karalamaya başladı

Erdoğan liderliğinde AK Parti iktidarının FETÖ'ye yönelik çeşitli temizleme operasyonlarına başlamasına karşılık FETÖ, bütün gücüyle hükümet aleyhinde çalışmaya başladı. Özellikle FETÖ'nün akademik alandaki sözcülerinden İhsan Yılmaz, "Kemalo-İslamizm" kavramsallaştırmasına giderek içeride ve dışarıda Erdoğan karşıtı bir cephenin oluşmasına katkı sundu. AK Parti'nin "İslamcı" olduğunu belirterek Batı'yı; "Kemalist" yöntemleri kullandığını ifade ederek de içerideki liberal çevreleri harekete geçirmeye çalıştı.

Today's Zaman üzerinden daha çok İngilizce yazarak Batı kamuoyunu yönlendirmeye çalışan ve "Kemalizmden Erdoğanizme" adlı bir kitabı da bulunan Yılmaz; AK Parti'nin imam-hatipler, dindar nesil ve alkol kısıtlamaları gibi konularda yaptığı girişimleri adeta "ihbar" etmeye başladı: "Türkiye'de iktidar giderek otoriterleşiyor. İktidar partisi, en azından içlerinden bazıları, İslamcı geçmişlerine geri dönüyorlar. 2011'den itibaren, Erdoğan ve bazı arkadaşları, eski İslamcı pratiklerine geri dönüyorlar. Homojen tek tip bir sekülerleşmiş ulus yaratmaya çalışan Kemalistler gibi, Erdoğan da tek tip bir dindar ulus yaratmaya çalışıyor. Dini okullar, imam hatip okulları açmaya devam ediyorlar. Geçen hafta merkezi yerleştirme sınavı vardı ve binlerce öğrenci istemedikleri halde bu okullara yerleştirildiler. Öğrencilere başka okulları seçme tercihi bırakılmıyor. İran'dakine benzer bir şekilde, İran kadar otoriter değiller henüz, devletin gücünü kullanarak insanların düşüncelerini değiştirebileceklerini zannediyorlar... Yeni bir kanun var, saat 10'dan sonra alkol satışını yasaklayan. Batı ülkelerine benzer şekilde, Batı ülkelerinde de olan seküler bir uygulama. Sizde de böyle uygulamalar var. Fakat Erdoğan bunu şöyle bir şekilde sundu: Kur'an alkolü yasaklar, içemezsiniz. Bunu kolaylıkla seküler bir meşruiyet çerçevesinde açıklayabilirdi. Fakat o kendi dindar çevresine bakın sekülerlere bir şey yapıyorum, onlar bu cezayı hak ediyor' mesajı vermiş oldu."

Devletin tüm kademelerine sızdılar

İhsan Yılmaz gibi mensuplarıyla siyaset ve medya alanında açıktan düşmanlık sergileyen FETÖ; ordu, yargı ve emniyet içerisindeki güçlerini ise "uyuyan hücre" konumunda tuttu. Erdoğan ise, uzunca bir süre bürokratik engelleri aşamadı. Sonunda Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında FETÖ'cü askeri yapılanmanın; yargı reformuyla FETÖ'ye bağlı hâkim, savcı ve yüksek yargı mensuplarının ve 2013 yılından beri devam eden fakat tam olarak nihayete erdirilemeyen polis ve istihbarat teşkilatlarındaki unsurların tasfiye edileceği ciddi anlamda gündeme geldi. Hatta Erdoğan, "Cumhurbaşkanlığında bile varlar" diyerek gerçekleşecek tasfiyenin boyutlarına işaret etti. Bundan dolayı esas kimliğini gizleyen müntesiplerinin "ifşa" edileceğini anlayan FETÖ, küresel güçlerin de teşvikiyle 15 Temmuz darbe girişiminde bulundu.

Darbe girişiminin küresel güç odaklarıyla bağlantıları

Türkiye'nin stratejik önemi, bulunduğu ittifak cephesi ve darbe geleneği göz önünde bulundurulduğunda, 15 Temmuz darbe girişiminin en önemli bileşeninin küresel Batılı güçler olduğu söylenebilir. Zira Türkiye'de NATO'nun desteği ve onayı olmadan ciddi bir askerî darbeye kalkışmanın mümkün olmadığı bilinmektedir.

ABD/NATO'nun 15 Temmuz'daki darbe girişimine sıcak bakmasında son tahlilde iki temel nedenden bahsedilebilir. Bunlardan ilki, geçmiş yıllarda gerçekleştirilen darbelerin arka planındaki saiklerle paralellik arz etmektedir. 15 Temmuz, öncekilerde olduğu gibi Türkiye'nin Batı'nın nüfuz alanından çıkmasını engellenmeye dönük bir girişimdir. Türkiye, Osmanlı'nın bakiyesi olması hasebiyle Batı karşısında güçlü tarihsel referanslara sahiptir. Bu nedenle stratejik açıdan Batı için bağımsız hareket etmesine izin verilemeyecek kadar önemli bir ülke konumundadır. Türkiye'nin Batı'dan bağımsızlaşarak muhtemel bir "İslâm Birliği"ne öncülük etme ihtimali, Batılı güçlerin teyakkuzda olmasına sebebiyet vermektedir.  Nitekim 28 Şubat darbesi de bu bağlamda Erbakan'ın D-8 Projesini akamete uğratmak için gerçekleştirilmiştir.

FETÖ'nün din anlayışı ve Batı

Türkiye'nin İslâm dünyasına yönelik olası hamlelerinin yanında Rusya ile de yakınlaşma girişimleri, Batı tarafından engellenmeye çalışılmaktadır. Çünkü ABD/NATO, güç dengeleri açısından bu yakınlaşmayı kendi aleyhine bir gelişme olarak görmektedir. Bu noktada 1960 darbesi öncesi Menderes'in SSCB ile temas kurma çabaları akıllara gelmektedir. Özdeyişle, Türkiye'nin Batı'dan bağımsızlaşmaya dönük tüm eğilimleri -İslam dünyası ve Doğu Bloku fark etmeksizin- darbelerle sekteye uğratılmaya çalışılmaktadır.

ABD/NATO'nun 15 Temmuz darbe girişimine onay ve cesaret vermesinin ikinci temel nedeni ise darbe girişiminde bulunan FETÖ'nün özel yapısından kaynaklanmaktadır. FETÖ'nün en azından 1990'lı yıllardan itibaren açık bir şekilde Batı'nın çıkarları doğrultusunda hareket ettiği görülmektedir.

FETÖ'nün din anlayışı, Batı tarafından "meşru dindarlık" olarak görülmektedir. Gülen'in ABD'de "Yeşil Kart" ile ikâmet edebilmesi için aldığı referans listesine bakıldığında "meşruluk düzeyi" daha iyi anlaşılmaktadır. Kefil listesinde, CIA eski yetkilisi Graham Fuller, CIA eski görevlisi George Fidas ile ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi (ABD Haberalma Araştırma Dairesi eski direktörü) Morton Abramowitz gibi isimler bulunmaktadır.  "Meşru dindarlık" profilinin yanı sıra, Batı tarafından nüfuz edilmek istenen devlet işleyişi FETÖ gibi gruplar eliyle kendilerine bağlanabilmektedir. Böylelikle askeri olarak işgal etme gereksinimi duymadan devlet mekanizması kontrol altına alınmaktadır.

Mısır'daki darbe Türkiye'de de gerçekleştirilmek istendi

Mısır'da Temmuz 2013 yılında gerçekleştirilen Batı yanlısı darbe, Temmuz 2016'da Türkiye'de sahnelenmek istenmiştir. Ancak Türkiye'nin Mısır olmamasının arka planında, siyasal ve toplumsal açıdan yapısal farklılıkların bulunması gelmektedir. 15 Temmuz'da Mısır'ın aksine millet bütün farklı unsurlarıyla darbeye karşı sokaklara dökülmüştür. Burada şu iki hususa dikkat çekmekte yarar vardır; Türkiye başta olmak üzere İslâm toplumları içerisinde "Batılı/seküler" yaşam tarzını benimsemiş, ancak Batı ile İslâm dünyası karşı karşıya geldiğinde İslâm'ı temsil edenlerin safında yer alan kayda değer bir "ara kitle" bulunmaktadır. Söz konusu ara kitle, Mısır'da darbecilerin safına itilirken/çekilirken; Türkiye'de darbeye karşı net bir duruş sergilemiştir. İkinci husus, Türkiye'deki milliyetçi geleneğin son tahlilde Batı-karşıtı bir tabiata sahip olmasıdır. 15 Temmuz, milliyetçi kesim açısından yeni bir "milli mücadele" şeklinde algılanmıştır. Mısır'da milliyetçi akımlar ise, genel olarak Batı yanlısı bir karaktere sahiptir.

Batı'nın darbe girişiminin Mısır'dakinin aksine Türkiye'de gerçekleşmemesi devlet içerisindeki güç dengeleriyle de bağlantılıdır. Erdoğan, yaklaşık 13 yıllık bir sürede -tek başına iktidar olmanın verdiği olanaklarla- devletin mekanizmasını büyük ölçüde dizayn etme imkânını yakalamıştır. Ekonomik açıdan ise halkın yaşam standartlarını eskiye nazaran iyileştirmiştir. Mursi'nin bir yıllık iktidarı ise "muktedir" olmasına yetmeyecek kadar kısa bir süredir. Ayrıca Mısır'da medya aşırı bir Mursi düşmanlığı yaparken; Türkiye'de hükümete yakın medya organlarının sayısı oldukça fazladır. Bu bakımdan toplumun kanaatlerine tesir etmesinde medya, -özelikle "ara kitleler" açısından- önem arz etmektedir.

Batılı devletlerin darbe girişimine yönelik tavrı

15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde ABD başta olmak üzere Batı'nın desteğini, somut olarak tespit etmek de mümkündür. Darbe girişiminin ilk anlarından itibaren Batı dünyası, meseleyi "demokratik sistemin dışına çıkılan bir olağanüstülük" olarak görmek yerine, iki meşru taraf arasındaki doğal bir rekabet gibi algılamayı tercih etmiştir. Bu süreçte meydanlarda ölümü göze alarak iradesine sahip çıkan yüzbinlerce insan, darbecilerin katliamları, kamu binalarının bombalanması ve devlet erkânına yönelik suikast girişimleri adeta görmezden gelinerek; bu başarısız girişimin "Erdoğan'ın elini güçlendireceği" tezleri yoğun olarak dillendirilmeye başlanmıştır. Hatta yapılan açıklamalar, belirtilen "endişeler" ve medyanın yaklaşımları darbecilerden taraf oldukları izlenimini uyandırmıştır.

 

Batı'nın darbe girişimine karşı duruşunu tespit etmek için yetkililerin ilk açıklamalarına ve medya/düşünce kuruluşlarının yayınlarına bakmak yerinde olacaktır. Darbe girişiminin ilk saatlerinde bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, darbe girişimini kınamadan "istikrar, barış ve süreklilik" vurguları yaptı.   Daha sonra Kerry, darbenin "parlak bir şekilde planlanmadığını" ifade eden görüşler serdetti.  Başka açıklamalarında ise Türkiye'yi "darbecilerin hukukunu gözetmesi" noktasında uyardı. ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby de "darbecilerin tutuklanmalarının endişe verici olduğunu" belirterek darbe girişimine adeta çanak tuttu.  Ortadoğu'daki ABD operasyonlarını yöneten CENTCOM'un komutanı General Votel, tutuklanan darbeci generaller için "ABD'nin Türk ordusundaki yakın müttefikleri tutuklandı" şeklinde açıklama yaparak darbenin ABD ortaklığıyla gerçekleştirildiği kanaatini besledi.  ABD Başkanı Obama'dan, "seçilmiş hükümetin yanındayız" mesajı geldiyse de bu açıklama girişimin başarısızlığa uğradığının anlaşılmasından sonra gerçekleşti ve dolayısıyla samimiyetsiz olarak yorumlandı. Süreç içerisinde ABD'nin, Gülen'in iadesi noktasında da mümkün oldukça güçlü bir direnç göstereceği anlaşıldı.

Darbe, Avrupa Birliği ve İkiyüzlülük

ABD'nin darbe girişimine gösterdiği yaklaşımın bir benzerini de Avrupa Birliği gösterdi. Darbe girişimini oldukça geç ve yetersiz bir şekilde kınayan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, "darbecilerin bireysel haklarına saygı gösterilmesi ve demokrasi noktasında hassas olunması" uyarısını yaptı. Ayrıca darbeci cuntaya yönelik idam uygulamasının gerçekleşmesi halinde "Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını" ifade etti. 

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, darbeyi kınamamakla kalmadı "şüpheli" bulduğunu ve başarısız darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a muhaliflerini susturmak için "açık çek" anlamına gelmediğini söyledi. İngiltere Başbakanı Theresa May, darbe girişimini diğer AB ülkeleri gibi başarısızlığa uğradıktan sonra adeta "dil ucuyla" kınadı ve "hukukun hâkimiyeti" çağrısı yaptı.  Almanya Başbakanı Merkel, girişimi mevkidaşlarına göre erkence ve daha net bir şekilde kınasa da Almanya, darbe sonrası gelişmelerden diğerleri gibi "endişeli" olduğunu bildirdi.  Siyonist işgal rejimi sözde Başbakanı Netanyahu, darbeyi kınamadan yaşananları "dramatik" olarak nitelendirdi ve geliştirilen ilişkilerin devamını arzuladıklarını ifade etti.  Son olarak BM, darbeyi kınamaya yönelik bir karar tasarısı hazırladıysa da darbeci Sisi yönetimindeki Mısır tasarıyı veto etti.

Görüldüğü üzere Batılı güçler, darbeyi güçlü bir şekilde kınayıp halk iradesinin yanında durmak yerine sadece "darbecilerin hukukuna" yönelik endişelerini ileri sürmekle yetinmiştir. Ayrıca Yunanistan'ın helikopterle kaçan darbeci 8 askeri koruması da önemli bir gelişme olarak okunmalıdır. Bu durum darbecilerin Batılı güçler tarafından korunmak istendiğinin -en azından mümkün oldukça direnileceğinin- işaretidir.

Batılı medya ve düşünce kuruluşlarının yayınları

Batı'nın darbe girişiminin neresinde durduğunun ve nasıl bir yaklaşım sergilediğinin tespiti açısından düşünce ve medya kuruluşlarının yayınları da önem arz etmektedir. Zira söz konusu kuruluşlar, bütün dünya tarafından yakından takip edilmektedir. Bu nedenle Batı kamuoyunun tutumunun hem darbe girişiminin seyrini hem de dünya kamuoyunun yaşananlara tepkilerini etkileyebilecek mahiyete sahip olduğu bilinmektedir.

15 Temmuz gecesi darbe girişimi dünyada gündemin ilk sıralarına yerleşti. Yaşananların belirli bir ana kadar tam olarak anlaşılamaması, kamuoyunu manipüle etmeye dönük hamleleri kolaylaştırdı. Söz konusu hamleleri yapanların başında "Gölge CIA" olarak tanımlanan ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratfor (Strategic Forecasting-Stratejik Öngörü) gelmekteydi. Stratfor, darbe girişiminin ilk anlarından itibaren yoğun bir şekilde veri ve analiz paylaştı. Bunlar içerisinde darbecilere destek mahiyetinde birçok unsur bulunmaktaydı. Darbecilerin açıklamalarını detaylı bir şekilde aktaran kuruluş, Erdoğan'ın "otoriterleşmesinin" bu duruma sebep olduğunu ileri sürerek süreç boyunca adeta darbe propagandası yaptı. Hatta darbeye direnen kitleleri "karşı-darbeci" ilan etti ve askerlerin kitleler tarafından linç edildiği bilgilerini analizlerinde işledi. Stratfor'un darbe karşısındaki tutumu, girişimin "örtülü bir CIA darbesi" olduğuna dair kanaatleri güçlendirdi.

Gölge CIA: ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratfor

Stratfor, yukarıda ifade edilen tutumunun da ötesine geçerek darbenin aktif bir bileşeni olduğunu neredeyse ilan eden hamleler yaptı. İlk olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Almanya'dan sığınma istediği" şeklindeki Amerikan MSNBC kanalının yalan haberini twitter hesabından paylaştı. Böylelikle halkın ve hükümetin darbeye teslim olmasının psikolojik zeminini hazırlamaya çalıştı. Daha sonra Erdoğan'ın uçağı havadayken koordinatlarını paylaşarak adeta darbecilere suikast yapılması için hedef gösterdi. Darbe girişimine "meşruiyet" kazandırmaya dönük olarak ise, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı yüzde 52 oy oranını yüzde 13 küsur olarak gösterdi. 

Stratfor'un adeta "darbe koordinatörü" gibi yayınlar yapmasının yanında Batı medyasının önde gelen kuruluşları da, darbe girişimini "oryantalist, İslamofobik ve darbe yanlısı" bir yaklaşımla ele aldı.  Başka bir deyişle darbe karşıtı yayın yapmak bir yana, çoğu zaman manipülatif bir dil kullanmaktan ve darbeye karşı duran halka hakaret etmekten çekinmedi. Erdoğan'a darbeyi hak eden "kuşatılmış acımasız Başkan", darbeye direnen kitlelere IŞİD tipi radikal gruplar; darbecilere ise "hükümete karşı hukukları korunması gereken bireyler" profili çizilmeye çalışıldı. Amerikan televizyonu Fox News'in politika yorumcularından Ralph Peters, "Eğer darbe başarılı olsaydı İslamcılar kaybedecek, biz kazanacaktık" ifadelerini kullanırken, Ben Shapiro da "İslamcı Başkan Erdoğan'a karşı askeri darbe. Bu çok iyi bir gelişme" diyerek darbecilerin safına iştirak etti. Ayrıca yine Fox News'te darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasını, "Türkiye'nin İslâmlaşmasının engellenmesinde son umudun yitirilmesi"  ve "iyilerin kaybetmesi" şeklinde değerlendiren yorumlar yapıldı.

Batı medyası darbecilerin safında yer aldı

New York Times gazetesinin sosyal medya hesabından paylaştığı analizinde "Erdoğan takipçileri koyundur ve Erdoğan kendilerine ne söylerse onu yaparlar" cümleleri yer aldı.   Ekonomist Dergisi ve Daily Telegraph gazetesi, Erdoğan'ın otoriterleşmek için fırsat yakaladığı; İndependent gazetesi, "komplo teorisyenlerinin darbe girişiminin Erdoğan tarafından tasarlandığını iddia ettiği"; Finansal Times gazetesi, "Erdoğan'a oy vermeyen seçmenlerin endişe içinde olduğu" şeklinde haberler yaptı. The Times gazetesindeki analizde, "Türkiye'deki darbenin başarısız olmasının demokrasiyi kurtarmadığını aksine gömdüğü"; Foreign Policy'deki analizde, "Erdoğan'ın kendisinden başka suçlayacağı kimse olamayacağı" ifadeleri yer aldı.  Foreign Policy dergisinin askeri uzmanlarından Edward Luttwak, "başarılı darbenin ilk kuralı olan hükümetin başını ele geçirme ya da öldürmeyi gerçekleştirmediler" diyerek adeta darbecilere teessüf etti.  Foreign Affairs'te Steven Cook ise, dışarı çıkan halkın "sevinç duyacağı yerde ordunun Erdoğan'ı görevinden uzaklaştırma girişimine öfkelendiğini" söyleyecek kadar darbecilerin safında yer aldı.




Bu haber 2411 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Manşetler Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI