Bugun...


Mehmet Emin Özer

facebook-paylas
Eğitimde Can Alıcı Dokunuşlar
Tarih: 13-09-2021 00:01:00 Güncelleme: 13-09-2021 00:01:00


İnsanoğlunun ilk öğretmeni annedir , babadır. Onu hayata hazırlayandır. Tehlikelerden koruyandır.  Öz güvenin kaynağıdır. Onlardan çok şey öğrenir ve onlardan çok izler taşır hayata dair.

Sonra okullu olunur, okullu olmak anne ayrılığı ile eş zamana denk düşse de öğretmeni ile bir aidiyet, bir bağ kurar artık çocuk. Bu bağların en güçlüsüdür sevgi. Hayat merdiveninin ilk basamağında öğretmen ile sevgiye dair pek çok anı biriktirilir ve o anılar çocuğu bir yetişkin, toplumda sağlıklı bir birey yapar.

Bazen de anne ve babalar olmuyor çocukların hayatlarında. Ya tek başlarına ya da birilerine sığınılarak sokakla veya sadece bulabildiği evcil olmayan dostlarla sevgi paylaşılır, onlarla duygu yüklü bir aidiyet kurulur.

Yaşamanın ne olduğunu bile bilmeden belki de kendi çemberleri içinde sürdürürler hayatlarını artık. Mutluluğun bir ziyaret, bir muhabbetten ibaret olduğunu kabullenip başka mutluluklar aramadan, elinde olanı yaşamakla sürdürürler yaşamlarını. Kendi çemberlerinden çıkamazlar artık, belki korkuyorlar belki imkansızlıklar ve ardı sıra gelen birçok belkiler.

Eğitim hayatında biz eğitimcilerin can alıcı dokunuşlarla ilgili bir çok yaşanmışlıkları vardır. Gelin bu yaşanmışlıklardan birine kulak verelim.

Serkan birçok belkiler ile hayata gözlerini açmıştı. Sığındığı yakınlarından birinin bahçesindeki derme çatma kulübede soğuk havalarda sadece evcil olmayan dostlara sarılarak ısınabilmişti uzun kış günlerinde.

Serkan okula geliyor fakat  ne çantası ne ders kitabı ne defteri ve ne de bir kalemi vardı yanında. Sınıfın en arkasında kaloriferin olduğu tarafta oturuyor, dersi ya uyuyarak yada kitap defteri olmadığı için öğretmenden azar işiterek zaman zaman da itilip kakılarak geçirirdi. Azar işitmek ve itilip kakılmak artık Serkan için günlük hayatın doğal bir olayı olmuştu. Serkan pek yıkanmadığı için kokardı da. Sınıf arkadaşları ve veliler bunu zaman zaman şikayet konusu yaparlardı.

Serkan’ın bu durumu okula yeni gelen resim öğretmeninin dikkatini çeker. Sınıf kalabalık, ikişerli hatta üçerli oturulduğu halde,  Serkan’ın sınıfın en arkasında tek başına oturuyor olmasını, sınıf başkanı öğretmene bir çırpıda anlatınca öğretmen durumu az çok anlamıştı.

Öğretmen sonraki derste Serkan’ın sırasına oturup elini omuzuna atınca Serkan irkiliyor. Hep azar yemeye alışmış olan Serkan bu hamlede de azar bekler pozisyonunda bekliyordu. Öğretmenin eli Serkan’ın omuzunda arkadaşça bir ses tonuyla “ Beraber bir resim çizelim mi?” derken Serkan şaşırmıştı. Hiç tatmadığı,  tanışmadığı sevgi ve şefkat denen şeyi ilk defa  tanımadığı bir öğretmenden görmüş, içinde bir şeyler kıpırdanarcasına sadece evet anlamında “bilmem ki öğretmenim” diyebilmişti.

Öğretmen çantasından çıkardığı yeni bir resim defteri ve boya kutusunu Serkan’a uzatıp kendisinden bir resim çizmesini istemişti.

Serkan’ın çizdiği resim sadece bulutlar ve uzun örüklü saçları olan Cin Ali şeklinde bir resimdi. Neden bu resmi çizdiğini Serkan öğretmenine açıklamasa da öğretmeni Serkan’ın çizdiği resimden birçok şey anlamıştı.

O günden sonra Serkan okula sadece resim defteri ile geliyor, tüm derslerde önünde sadece resim defteri ile öğretmenleri dinliyordu.

Fen dersinde bir gün öğretmen önünde resim defteri olduğu için Serkan’ı azarlamış ve resim defterini alıp öğretmen masasına fırlatmıştı. Serkan kırılmış, gözleri dolmuş yerinden kalkarak yırtılan resim defterini öğretmen masasından alıp sınıfı terk etmişti.

Okul çıkışı çocuklar öğretmenler odasına koşup Serkan’ın elinde kesici bir cisimle okulun kapısında beklediğini ve hiç kimseyi kendisine yanaştırmadığını, fen bilgisi öğretmenine tehditler savurarak bağırdığını söylediler.

Resim öğretmeni yerinden hızlıca kalkıp okulun kapısına doğru yürüdü. Kapıda “Serkan” diye bağırınca Serkan bir anda yerinde kilitlenircesine durup resim öğretmenine döndü. Elindeki kesici cisimden dolayı hiç kimsenin yanaşamadığı Serkan’a resim öğretmeni doğrudan yürüyüp elindeki cismi alıp elini her zamanki gibi omuzuna atarak okula doğru beraber yürüdüler. Serkan hiç konuşmuyor sadece öğretmenin vereceği komutlara endekslenmiş gibi öğretmenin yanında gayriihtiyari yürüyordu.. Öğretmenler odasında Serkan mahcup bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlıyor  “öğretmen neden resim defterimi benden aldı” diye söyleniyordu. Galiba, hayatında ilk defa birileri Serkan’a sadece sevgi ile beraber bir şeyler vermişti ve verilen o şeyi hayatının bir parçası yapmış önemsemişti Serkan.

Sevgi yine, kötü bir olayın veya oluşabilecek kötü bir trajedinin önüne geçmişti.

Aradan yıllar geçti. Serkan şu anda nerede bilinmiyor. Fakat bilinen bir şey var ki o da sevgiyle beraber eğitimde küçük bir dokunuşun her şeyi değiştirebileceğine olan inancımız.

Selametle kalın.

 



Bu yazı 613 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI