Diyarbakır’da artık aynı soruyu sormaktan yorulduk: Kalkınma zamanı hâlâ gelmedi mi?
Yıllardır değişmeyen bir tabloyla karşı karşıyayız.
Aynı söylemler, aynı vaatler, aynı karelerde verilen pozlar… Ama sonuç?
Yerinde sayan bir ekonomi, potansiyelinin çok altında kalan bir sanayi ve sürekli ertelenen bir gelecek.
Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde seçim var.
Mesele kimin kazanacağı değil; mesele, bu şehrin gerçekten kazanıp kazanamayacağıdır.
Bugüne kadar ortaya çıkan tablo umut vermiyor.
Başarı hikâyeleri yazılması gerekirken, kulisler, hesaplar ve güç mücadeleleri öne çıkıyor.
Diyarbakır’ın ihtiyacı olan şey çok açık: şeffaflık, liyakat ve ortak akıl.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Ankara çıkarması” da bu tablonun bir parçası.
Verilen fotoğraflar ile sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir mesafe olduğu görülüyor.
Kimlerle görüşüldüğü, hangi hesapların yapıldığı artık gizlenemiyor.
Bu ziyaretler gerçekten Diyarbakır’ın kalkınması için mi yapılıyor, yoksa kişisel ve siyasi pozisyonlar için mi?
Asıl soru tam da burada başlıyor.
Diyarbakır’da umut bulamayanların Ankara’da umut araması, yereldeki yönetim zafiyetinin açık bir göstergesidir. Yerelde üretilemeyen çözüm, merkezde aranıyor.
Üstelik bu süreç, farklı siyasi aktörler arasında bir “denge oyunu”na dönüşmüş durumda.
Bu denge, şehrin yararına mı kuruluyor, yoksa bireysel kazanımlar uğruna mı şekilleniyor?
Keşke verilen mücadele gerçekten Diyarbakır için olsaydı.
Görünen tartışma, kentin geleceğini inşa etmekten çok güç paylaşımı etrafında şekilleniyor. Zaman, dün söylenenlerle bugün yapılanlar arasındaki farkı açıkça ortaya koyuyor.
Peki Diyarbakır ekonomisi nasıl canlanacak?
Öncelikle gerçeklerle yüzleşerek.
Bugüne kadar hangi yatırımlar kalıcı değer üretti? OSB ne kadar büyüdü?
Gençler için hangi somut istihdam alanları açıldı?
Tarım, sanayi ve ticaret arasında nasıl bir entegrasyon sağlandı?
Bu soruların çoğuna verilen cevaplar ya yetersiz ya da belirsiz.
Diyarbakır; stratejik konumu, genç nüfusu ve üretim potansiyeliyle bir cazibe merkezi olabilir.
Bunun için artık klasik siyaset reflekslerinin dışına çıkmak gerekiyor.
Kişisel değil kurumsal akıl, rekabet değil iş birliği, gösteri değil üretim odaklı bir yaklaşım…
Özellikle OSB yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmadan, gerçek bir dönüşüm mümkün değil. Yatırım süreçlerinin açık hale getirilmesi, performans odaklı bir yönetim anlayışının benimsenmesi ve gençlerin üretim süreçlerine entegre edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
OSB seçimleri bu anlamda bir fırsat olabilir. Ancak bu fırsat, ancak zihniyet değişimiyle anlam kazanır.
Aksi halde bu seçim de diğerleri gibi yalnızca isimlerin değiştiği, sorunların ise aynı kaldığı bir süreç olarak tarihe geçecektir.
Diyarbakır’ın artık kaybedecek zamanı yok.
Bu şehir ya kendi başarı hikâyesini yazacak
Ya da başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya devam edecek.