Diyarbakır Sağlık-Sen’de yaşananlar artık bir sendika içi tartışma olmaktan çıkmış, aleni bir güven krizine dönüşmüştür. Sağlık emekçilerinin hakkını savunması gereken bir yapı, bugün kendi içinde irade gaspı, usulsüzlük ve hukuk ihlali iddialarıyla anılıyor. Bu tabloyu “kulis bilgisi” diyerek hafife almak mümkün değil; ortada ciddi, somut ve açıklama bekleyen bir kriz var.
28 Mart 2026’da yaşandığı iddia edilen süreç, başlı başına bir skandal niteliği taşıyor. Yaklaşık 170 delege başvurusunun sadece iki saat içinde tamamlanmış gibi gösterilmesi, bırakın sendikal teamülleri, hayatın olağan aklıyla bile açıklanamaz. Daha da vahimi, 70 sağlık çalışanının bilgisi ve rızası dışında aday listelerine yazıldığı iddiasıdır.
Bu, basit bir “organizasyon hatası” değil; doğrudan irade gaspıdır. İnsanların adını izinsiz şekilde listeye eklemek, sendikal temsil değil, açıkça manipülasyondur.
Görüntülerin incelendiği, belgelerin toplandığı ve dosyanın hem Genel Merkez’e hem de savcılığa ulaştığı bir süreçte, yönetimin apar topar seçim yapma çabası ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Bu acele neden?
Meşruiyet üretme çabası mı, yoksa süreç derinleşmeden “oldu bittiye getirme” girişimi mi?
Hukuki inceleme sürerken yapılan her hızlı hamle, kamuoyunda tek bir algıyı güçlendiriyor:
“Bir şeylerden kaçılıyor.”
Ortaya çıkan tablo, yönetimin yalnızca koltuğunu değil, aynı zamanda hukuki zeminini de kaybetme korkusu yaşadığını düşündürüyor. Çünkü meşruiyetini yitiren bir yönetim için en büyük tehdit, sandık değil hukuktur.
Bugün Diyarbakır Sağlık-Sen’de en çok konuşulan kelime: kayyum.
Bu, abartılı bir söylem değil; mevcut iddiaların ciddiyeti göz önüne alındığında olası bir senaryodur.
Eğer usulsüzlükler hukuken sabitlenirse:
Yönetimin görevden alınması,
Kayyum atanması,
Disiplin ve ceza yaptırımları,
Hatta memuriyetten ihraç ve hapis cezaları
gibi sonuçlar kimse için sürpriz olmayacaktır.
Bu sendika meselesi değil, adalet meselesidir.
Sendika yönetimleri şunu anlamak zorundadır:
Demokrasi sadece sandık kurmak değildir; o sandığın namusunu korumaktır.
Eğer bir seçim sürecine hile, baskı ya da sahtecilik karışıyorsa, artık mesele “sendikal rekabet” olmaktan çıkar, doğrudan hukukun konusu haline gelir.
Diyarbakır’daki sağlık emekçileri, isimlerinin izinsiz kullanılmasını, iradelerinin yok sayılmasını sineye çekecek bir kitle değildir.
Bu sürecin hesabı er ya da geç sorulacaktır.
Unutulmamalıdır:
Hukuk, panikle yapılan hamleleri değil, gerçeği esas alır.
Gerçek er ya da geç ortaya çıkar.