Bugun...


Ramazan Aktaş

facebook-paylas
Bağımlılıklar İnsanları Köleleştirir!
Tarih: 14-01-2022 00:02:00 Güncelleme: 14-01-2022 00:02:00


Kölelik her zaman bir kişinin denetimi altına girerek özgürlüğünden yoksun olma durumu olarak algılanmamalıdır. Çünkü günümüzde bu tarz köleliklere  rastlanılmaz onun yerini bağımlılıklar almıştır. Her bağımlılık insanın iradesinden bir parça çalar ve onu hürriyetinden yoksun bırakarak köleleştirir. Kişi farkında olmadan özgürlüğüne zincir vurur ve kişiyi bağımlı olduğu madde olmadan yaşayamaz hale getirir.

Bu sebeple insanları etkilemek ve batıl inançlarına destekçi yapmak isteyen şahıs ve gruplar önce onların iradelerini devre dışı bırakmanın yollarını aramışlar bir kısmı psikolojik etkileme yöntemlerini kullanarak bir kısmı da insanların ruh hallerinden yararlanarak insanların iradelerini etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır.

Bunun en büyük örneklerinden biri İsmail’i mezhebinin önde gelen isimlerinden Hasan Sabbah’ın  Alamut  Kalesi’nde kurduğu haşhaşi tarikatıdır. Hasan Sabbah  aynı zamanda suikasttın atası olarak da  bilinir. Afyon ve benzeri alışkanlıklar yapan maddeler vasıtasıyla zayıf iradeli kişileri kendine kul köle yapmıştır. Bu sayede tarihin ilk terörist grubunu yetiştirmiştir. Hasan Sabah yetiştirdiği haşhaşi suikastçılarla yaklaşık 50 suikast gerçekleştirmiştir. Bu suikastların en önemlisi Nizâmülmülk’ün öldürülmesidir. Diğer suikastlar ise Abbasilerin ve Büyük Selçuklu devletinin yöneticilerine yapılan suikastlardır.

Benzer şekilde İngilizler 19. Yüzyılda uyuşturucu maddeleri zenginlik kaynağı olarak görmüşler ve bu amaçla bazı ülkelerde uyuşturucu maddeleri yetiştirmişlerdir. Bu ülkelerden biri olan Hindistan’ı haşhaş üretim merkezi haline getirerek burada yaşayan insanları bağımlı hale getirerek ülkelerini sömürgeleri haline getirmişlerdir.

İngilizler Çinlileri de aynı şekilde sömürmüşlerdir. Çay batılı ülkelerin tanımasından çok önce Çin’de krallara özgü bir içecek kabul edilirdi. Gümüş karşılığında alınıp satılırdı. Tabi bu durum dönemin ticaret devi olan İngiltere’nin işine gelmez. Bu nedenle Çinlileri Hindistan’da ürettikleri afyonla tanıştırırlar. Gemiler dolusu afyonu Çin’e sokarak Çin nüfusunun yaklaşık üçte birini afyon bağımlısı yaparlar. Bir süre sonra da resmi görevlileri ya rüşvetle besleyerek yada  afyon karşılığında çay ithal etmeye başlarlar. Çinliler bir süre sonra afyonu  ülkelerinde yasaklar ve İngilizlerle savaşır. kısa sürede yenilince de İngilizlere geniş imtiyazlar vermek zorunda kalırlar. Bu imtiyazlar sonucunda Çin İngiltere’nin sömürgesi haline gelir.

İngilizler aynı oyunu 1. Dünya savaşı sonrasında ülkemizde de oynamak istemişlerdi. Bu amaçla gemiler dolusu alkollü içeceği İstanbul Limanı’na yanaştırıp gençlere bedava dağıtmak istemiş. Bununla yapmak istedikleri uyuşturulmuş beyinli, geleceği düşünmeyen vatan savunmasına katılmayan vatan elden gitmiş ne olur ki diyebilecek , ruhsuz, başıboş bir gençliğin oluşması işlerini kolaylaştıracaktı fakat işler planladıkları gibi olmadı.  Geldikleri gibi geri gittiler.

Gençlerimizi kaybediyoruz farkında mıyız?

Gençlerini  yitiren Bir toplumun gelecekten ne gibi bir beklentisi olabilir?

Beyni uyuşturulmuş gençliğin ülkesine ne gibi bir katkısı olabilir ki?

Gençlerin alkol ve uyuşturucu maddelere bulaşmasında ki en büyük etkenlerden biri enerjilerini aktaracak alanların  olmamasından kaynaklanmaktadır. Başka bir faktör hem aillerin hem de gençlerin alkol ve uyuşturucu maddelerinin zararları hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olmalarından kaynaklanmaktadır. Gençlerin enerjilerini atabilecekleri,  kendilerini geliştirip sosyalleşecekleri merkezlere ihtiyaç vardır. Her şehirde iki ya da üç merkez açmakla olacak bir şey  de değildir. Eğer gençlerimizi geleceğimizin teminatı olarak görüyorsak gerekirse her mahallede ve her sokakta bir merkezin kurulması şarttır.  Bu merkezlerin büyüklüğü küçüklüğü de önemli değildir önemli olan gençlerin bu merkezlerde  aradığını bulması ve bu merkezler sayesinde farkındalık oluşturması olacaktır. Farkındalık oluşursa alkol ve uyuşturucu maddelere olan talep ve arz da ortadan kalkacaktır. Kaldı ki uyuşturucu  maddelere olan talep ve arzı ortadan kaldırmadan uyuşturucu maddeler ile mücadelede de bir yere varılamaz.

Bununla ilgili Uluslararası Uyuşturucu ve Halk Sağlığı Sempozyumu’nda Dr. Mehmet Dinç  bu durumu güzel bir örnekle açıklanmıştı. “Kışın özellikle Türkiye’de kar  yağdığı zamanlar hastalıklar kol gezer. Bu hastalıklarla ilgili kimse şöyle bir şey düşünmez. Belediye çıksın, sokakları ilaçlasın, mikroplar ölsün. Yok, öyle bir şey mümkün değil, ne yaparız. Çözüm olarak biz bireysel olarak kendimizi güçlendirir. Vitamin alırız. Yeşil çayları içeriz. Ek destekler alırız. Yatışımıza, kalkışımıza dikkat ederiz. Çünkü dışarıyı %100 temizlemek mümkün değil. Benim kendimi toparlamam lazım, ancak bu şekilde kendimi hastalıklardan kurtarabilirim.  Bunun gibi biz bağımlılığın satışını yayılmasını veya toplumda yer almasını belki dışarıdan müdahale ile engelleyemeyebiliriz ama bireyleri aileleri ve toplumları bilinçlendirip  farkındalık yaratarak bağımlı olan bireyleri psikolojik dayanıklılıklarını arttırarak, bağımlılığa karşı durabilmelerini sağlayabiliriz. Dolayısıyla bağımlılıktan uzak olan bir toplumun üretkenliği artar refah seviyesi yükselir ve en önemlisi milli bilinci güçlenir.”



Bu yazı 2676 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI