finans haberleri
Bugun...


Ramazan Aktaş

facebook-paylas
SOSYAL HİZMET MESLEĞİNİN GELİŞİMİ-3-
Tarih: 11-10-2020 18:45:00 Güncelleme: 11-10-2020 18:45:00


Merhaba değerli okurlarım

Geçtiğimiz haftalarda sosyal hizmet mesleğinin Dünya da Anadolu’da ve Orta Asya’da tarihsel gelişimini ele almıştım bugünkü yazımda ise ülkemizde cumhuriyetten bu yana geliştirilen sosyal hizmet politikalarından bahsetmeye çalışacağım.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde  sosyal hizmet anlayışının daha geliştiğini görmek mümkündür. O ana kadar gelişimini bir yere kadar zaten geliştirmiş olan anlayış modern bir bakış açısıyla daha da gelişmeye başlamıştır. Sosyal hizmetler veren kuruluşların sayısı arttırılmış ve hizmet anlayışı da daha modern bir hal almıştır. Cumhuriyet dönemine kadar vakıfların üstlendiği bu hizmetin yerini 19. yüzyılda kurulan Kızılay, Darülaceze vs. gibi kurumlar almaya başlamıştı. Cumhuriyette de bunların üzerine yeni kurumlar da kurulmaya başlanmış ve sosyal devlet olma anlayışı kanunlarla sabit ve zorunlu hale getirilmiştir. 1959 ‘da kurulan Sosyal Hizmetler Enstitüsü’ne ek olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde, 7355 sayılı, 12.6.1959 tarihli Sosyal Hizmetler Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na dayalı olarak 1961 yılında Türkiye’de ilk defa sosyal çalışma eğitimi verecek olan Sosyal Hizmetler Akademisi’nin kurulmuştur. Yine Sosyal Hizmetler Akademisi’ne ek olarak da 1967-1968 öğretim döneminde Hacettepe Üniversitesi’nde ‘Sosyal Çalışma Yüksekokulu’nu kurulmuştur. Bu yükseköğrenim kurumu, yukarıda anılan ‘Sosyal Hizmetler Akademisi’nden sonra Türkiye’nin ikinci, üniversite çatısı altında kurulan Türkiye’nin ilk sosyal çalışmacı yetiştiren yüksek öğrenim kurumudur. 1982 yılında 2828 sayılı yasayla Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) kurulmasıyla sosyal hizmetler daha çağdaş bir yaklaşımla ele alınmıştır. 633 Sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile SHÇEK kapatılmış, görev ve yetkileri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devredilmiştir. Sonuç olarak; Türklerin İslamiyet’i kabulü ile başlayan yeni bir kültür ve uygarlık tarihten günümüze kadar eklektik bir biçimde gelişerek kurumsal hizmetler oluşturmuştur. Bu hizmetlerin temelinde insanı esas alan bir bakış açısı hâkimdir. Oluşturulan toplumsal mekanizma (vakıf, dernek, vb.) ve kurumlar (Darülaceze, Darüşşifa, Kızılay, SHÇEK, vb.)  aracılığıyla toplumun dinamik yapısını korumakta ve toplumda hiyerarşik tabakalaşmayı engelleyerek tüm vatandaşlar arasında güven ve aidiyet duygusu kurmaktadır.

Doğu Batı mukayesesi yapmadan dünyaya baktığımızda dünyanın küreselleşmesi ile sosyal hizmet anlayışı yeni bir boyut kazanmıştır diyebiliriz. Her ne kadar ekonomik boyutu öne çıkarılsa da, küreselleşme aslında aynı zamanda sosyal, siyasal ve kültürel boyutları olan çok boyutlu bir kavramdır. 1960’larda başlayan işçi hareketleri ve uluslararası göçmen işçi hareketlerinden sonra 1980’lerde esas itibariyle telekomünikasyon ve teknolojinin hızla ilerlemesi ile birlikte küreselleşme kavramı ayrı bir boyut kazanmıştır. Küreselleşme, bilginin, haberleşmenin, kültürel etkileşimin ve sermayenin ulusal sınırları aşıp uluslar üstü bir nitelik kazandığı, ekonomi, kültür, siyaset, yönetişim ve benzeri alanlarda ülkeler arasındaki bağımlılığın arttığı bir süreçtir. Küreselleşme ile iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte uluslararası ilişkileri ve bağımlılığı etkileyen yer, konum, uzaklık, zaman ve mekan gibi temel kavramlar yeni içerikler kazanmıştır. Küreselleşmenin ekonomik büyümenin sağlanması konusunda önemli fırsatlar sağladığına şüphe olmamakla birlikte, bu başarıların sosyal alana yansıtılamadığı da bir gerçektir. Küreselleşmeyle birlikte ülkeler arasındaki gelir dağılımı değişmiş ve arada çok büyük farklar oluşmuştur. Bu da istihdamı azaltarak kayıt dışı istihdamın ortaya çıkmasına sebep olmuş ve insan onuruna yakışmayan iş ortamlarını doğurmuştur. Yani Küreselleşme işçiler, sendikalar ve sosyal politikacılar için mevcut şartların kötüleşmesi anlamına gelmektedir. Küreselleşmenin sosyal devlet olgusuna bakış açısı, onu ortadan kaldırmayı ya da en azından, onun sistemli ve bütüncül bir sosyal refah hizmet modeli olmasının yolunu kapatmayı hedeflemektedir. Kuşkusuz bu dinamiksel değişim, sosyal devletin bir ayağı olan sosyal hizmetlere de en olumsuz yanlarıyla yansımaktadır. Küreselleşmeyle birlikte devlet sosyal devlet olma politikasından uzaklaşarak sosyal devlet olma işlevini yitirmeye başlamıştır. Bu da halkın var olan aidiyet duygusunu zedelemiş ve bunun sonucunda da birçok sıkıntı ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sıkıntılarla beraber sosyal hizmetin gerekliliği artmış ancak var olan sorunların çokluğu sebebiyle de herkese sosyal hizmet sağlamak zor bir hal almıştır. Küreselleşme sosyal hizmete duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Ancak devletin sosyal niteliğinden uzaklaşması sosyal hizmete gereken önemin verilmemesi ile sonuçlanmaktadır.



Bu yazı 3798 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI