finans haberleri
Bugun...


Sinan Şahabettin Altmışkara

facebook-paylas
İdris-İ Bitlisi’den Günümüze Kürtler.1
Tarih: 30-07-2021 00:03:00 Güncelleme: 31-07-2021 09:33:00


Aziz Kürt halkının bu günlere hangi cenderelerden geçip geldiğini bilmemiz, geleceğe dair geçmişimizden ders çıkarmamız vurgusunu kuvvetli kılar. Bu bağlamda Kürt halkının beş yüz yılı geride bıraktığı beş asırlık tarihçesini, İdris-i Bitlisi  dönemi(Amasya anlaşması), Kasr-ı Şirin antlaşması ve  Lozan antlaşması olarak üçe ayırmak mümkündür.

Kürtlerin Osmanlı Devleti’ne katılmasının yegâne nedenleri arasında, Ehli-sünnet Vel-Cemaat mezhepsel örgüsü, Kürt aşiretlerin Safevi Devletiyle mezhebi farklılıkları ve bunlara ek olarak Kürtlerin İsmail Şah’ın zulmünden kurtulmak istemelerini sayabiliriz.

Tarihsel olgular ancak içinde bulunduğu koşullar değerlendirilerek fehmedilebilinir. Tarihi meseleler dönemin şartları ve koşulları ele alınarak mutlağa kavuşur. Bugün yaşadıklarımızı beş yüz yıl sonra içinde bulundukları şartlarla analiz etmeye kalkarsa birileri, rasyonel sonuçlara ulaşabilirler mi? Safevi Devleti ve Osmanlı Hanedanı arasındaki kanlı savaşın yaşandığı Çaldıran savaşı öncesi Şah İsmail, Akkoyunluları mağlup etmiş Erciş, Ahlât, Diyarbakır, Mardin, Cizre, Musul, Bağdat’ı mahv u perişan etmekle kalmamış, 11 kürt beyini barış görüşmelerine gittiklerinde asmış; buralarda bulunan din adamlarının türbelerine kadar yerle bir ederek aziz Kürt halkına çok ağır zulümleri reva görmüştü. Bu durum doğal olarak Kürt aşiretlerin tepkisini çekmiş ve bu yaşananlar İdrisi Bitlisi’nin Osmanlı Hanedanına Kürtleri bağlama çabasında katalizör görevi görmüştür.

İdris-i Bitlisi ile Osmanlı Devleti arasında yapılan Amasya anlaşmasında, Kürtlere şu haklar tanınmıştır;

1-   Osmanlı yönetimine bağlı olarak Kürt Emirliklerini korumak.

2-   Kürt Emirliklerinde yönetim babadan oğula geçerek sürecek ve eskiden beri yürümekte olan yönetim yürürlükte kalacak ve bu konuda ferman padişahtan çıkacak.

3-   Kürtler Osmanlı’ya bütün savaşlarda yardım edecekler.

4-   Osmanlı, Kürtleri bütün dış saldırılardan koruyacak.

5-   Kürtler Osmanlı’ya verilmesi gereken her türlü vergiyi ödeyecekler.

6-    Bu anlaşma Sultan Selim ile Kürt Emirlikleri arasında yapılmıştır. (M. Emin Zeki beg, Kürtlerin Tarihi Syf.83)

Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler kültürel anlamda sıkıntı yaşamadıkları gibi İslamî çalışmalarda  öncülük yapmayı başarmışlardır. Medreselerde eğitimlerini sürdürmüş, liyakat sahibi ve kanaat önderi şahsiyetler yetiştirmişlerdir. Örneğin Osmanlı yönetimi döneminde, Kürt teavün ve terakki cemiyeti gazetesi, Şark gazetesi, Amid-i Sevda, Peyman, Rojî Kurd, Hetewî gibi dergiler ve gazeteler çıkarmış, medrese ve mekteplerde Kürt bilginler ve âlimler yetiştirmişlerdir. Kürt Azm-i kavi cemiyeti, Kürt talebe hêvî cemiyeti gibi derneklerde çalışmalarını huzur içinde ifa etmişlerdir.

Kasr-ı Şirin Antlaşması IV. Murat'ın Bağdat Seferi sonucunda 17 Mayıs 1639'da imzalanan ve bugünkü Türkiye-İran sınırını belirleyen antlaşmaydı. Bu antlaşma Kürt halkının kaderi için bir dönüm noktasıdır. Osmanlı ile Safevi arasında  yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla sadece Kürt beylikleri değil, bazı Kürt köyleri dahi ikiye bölünmüştür.

Sultan Mahmud, Batı'nın ‘yenilikçi’ fikirlerine yenik düşmüş, halen içimizde bazılarının rüyasını gördüğü batılılaşma hayali ile Nizamı Cedid, Tanzimat Fermanı, Meşrutiyet ve İttihat ve Terakki'den bugünkü Kemalizme gelmemize vesile olmuştur. Bu gelişmeler bizi özümüzden uzaklaştırmakla kalmamış, diğer Müslüman kardeş milletleri, milliyetçilik antiteziyle birbirine düşürmüştür. Halbuki biz ne yabancı sentezlerin ne de tepkisel doğan antitezlerin mecburiyetinde değildik; öne sürdüğü tezlerle dünyayı yöneten ecdadın efratlarıydık.

Kürt halkının yaşadığı topraklar Kasr-ı Şirin antlaşması ile iki ülkenin ve Lozan Antlaşması ile de dört ayrı ülkenin toprakları haline gelmiştir. Tarihimizi, özümüzü ve kodlarımızı doğru okumanın bize zararı olmaz.

Dün kardeş milletlerin sorunlarını çözmeye muktedir olan anlayış, elbet çözüm önerileriyle köklü çözümler sunacak kıvama gelecektir. Girilen yanlış yoldan, gelinen yanlış yollardan bir bir dönülerek doğru yola ulaşılır. Yanlış yollar bellidir ve açıktır. Batılılaşma bize ne kattı? Milliyetçilik bize ne kazandırdı? Mezhepsel ayrılıklar bize ne getirdi?  Bütün bunlar Müslüman milletleri kapitalizmin birer Pazarı ve yüksek faizle borçlandırılmış bağımlı çağdaş köle olmaktan öteye götürdü mü? Kamplaşmanın bütün çeşitlerini bize tattırmaktan başka ne işe yaradılar bunlar? Heyhat!

Geç kalmışlık sendromuna gerek yoktur. Kardeşliğimizi doya doya yaşayacağımız günleri geri getirmek bizim elimizde.  Görünen o ki, yaşam biçimimiz, yaşam tarzımız, yaşam kalitemiz veya bir üst sınıfa geçme mücadelemizle hemhal olmamız bizi tarihimizden koparmıştır. Ne pahasına olursa olsun, özümüze dönmek mecburiyetindeyiz. Vesselam.



Bu yazı 3365 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI